(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’de giderek büyüyen konut sorunu, sadece ekonomik bir mesele değil; aynı zamanda toplumsal adalet ve kuşaklar arası eşitsizlik meselesine dönüşmüş durumda. Ev sahibi olmak, özellikle gençler için neredeyse imkansız hale geldi. Kiracılar ise her ay değişen kira zamları ve belirsizlikle boğuşuyor.
GENÇLER İÇİN EV SAHİBİ OLMAK ARTIK ULAŞILAMAZ BİR HEDEF
Ekonomik göstergelerle karşılaştırıldığında konut fiyatları, gelirlere kıyasla mantık sınırlarını zorlayan bir seviyeye ulaşmış durumda. Asgari ücretin 22.000 TL olduğu bir ülkede, büyükşehirlerde ortalama kira 25.000 TL’ye dayanmışken, genç bir bireyin ya da yeni evli bir çiftin nasıl ev sahibi olması beklendiği ciddi bir soru işareti. Konut kredisi faizleri yüzde 2,5’in üzerinde. Bu da 2 milyon TL’lik bir daireyi krediyle almak isteyen birinin, neredeyse iki katını bankaya geri ödemesi anlamına geliyor. Kısacası, devletin önerdiği “kira öder gibi ev sahibi olun” söylemi, pratikte geçerliliğini yitirmiş durumda.
KİRACILAR ENFLASYON ALTINDA EZİLİYOR
Kiracılar için durum içler acısı. Son 6 ayda kira oranları ortalama yüzde 50 yükseldi. Ortalama kira 25.000 TL’ye ulaştı; paralel şekilde memur ve emekli maaşları ise sadece yüzde17 civarında arttı. Denetim mekanizmaları ya yetersiz kaldı ya da hiç çalıştırılmadı. Kimi ev sahipleri, kira sözleşmesini yenilememekle tehdit ederken, kiracıların yasal haklarını araması ise uzun süren davalar ve masraflarla dolu bir sürece dönüşüyor. Barınma hakkı anayasal bir hak olmasına rağmen, bu hakkı koruyacak güçlü ve etkin bir sistem yok.
SOSYAL KONUT POLİTİKALARI NEREYE KADAR YETERLİ?
TOKİ’nin 2025 yılında duyurduğu 250 bin sosyal konut projesi, kamuoyunda olumlu bir adım olarak görülse de bu ekonomik şartlarda sadece geçici bir çözüm. Üstelik bu projelere başvuru şartları, ödeme koşulları ve dağıtım süreci hâlâ yeterince şeffaf değil.
GERÇEKÇİ ÇÖZÜMLER GEREKLİ
Barınma krizinin çözümü yalnızca yeni bina yapmakla değil, sistemsel sorunları ele almakla mümkün. İnşaat maliyetleri düşürülmeden, özel sektör denetlenmeden, kira piyasası kuralsızlıktan kurtarılmadan kalıcı bir çözümden söz etmek zor.
Uzun vadeli bir barınma politikası, sadece TOKİ projelerine indirgenmemeli; kent planlaması, gençler için faizsiz veya düşük faizli kredi imkanları, kiracılar için kira sübvansiyonları gibi çok yönlü adımlar içermeli.
EV, BARINMA DEĞİL YATIRIM ARACI OLARAK GÖRÜLÜYOR
Türkiye’de konut, ne yazık ki temel bir yaşam ihtiyacından çok bir yatırım aracına dönüşmüş durumda. Bu yaklaşım sürdükçe, kiracılar daha fazla ezilecek, gençler geleceğe daha fazla umutsuzlukla bakacak. Barınma krizi, sadece bir “maliyet sorunu” değil; aynı zamanda sosyal eşitsizlik, fırsat adaletsizliği ve güvencesizlik krizi. Devletin sosyal politika reflekslerinin zayıflığı, özel sektörün denetimsizliği ve ekonomik belirsizlik, bu krizi kronik hale getiriyor.





















