(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’de DEAŞ’a yönelik operasyonlar uzun süredir “rutin” başlığı altında veriliyor. Gözaltılar, tutuklamalar, etkisiz hale getirilen hücreler… Ancak bu rutin içinde dikkat çeken bir istisna var: bazı şehirler, yıllar geçse de dosyalardan düşmüyor. Yalova, bu kentlerin başında geliyor.
2010’lu yılların başından itibaren Meclis tutanakları, İçişleri Bakanlığı açıklamaları ve güvenlik birimlerinin operasyon kayıtları incelendiğinde, Yalova’nın DEAŞ’ın Türkiye’deki yapılanmasında geçici değil, kalıcı bir zemin olarak öne çıktığı görülüyor. Bu tablo, tek bir operasyonla ya da münferit bir olayla açıklanamayacak kadar uzun soluklu.
GEÇİCİ HÜCRELER Mİ, KALICI YAPILANMA MI?
Yetkililer hemen her operasyondan sonra “örgüte ağır darbe vurulduğunu” vurguluyor. Ancak aynı şehirde, aynı başlıkla, farklı yıllarda benzer operasyonların yapılması bu söylemi zayıflatıyor. Yalova’da ortaya çıkan tablo, bastırılan ama dağıtılamayan bir yapılanmaya işaret ediyor.
Özellikle 2021 sonrası dönemde Yalova’nın neredeyse her yıl ulusal çaplı DEAŞ operasyonlarının parçası olması, örgütün bu kentte sadece barınmadığını; lojistik, irtibat ve saklanma açısından işlevsel bir alan bulduğunu düşündürüyor. Bu durum, güvenlik politikalarının “operasyonel başarı” ile “yapısal çözüm” arasındaki farkını yeniden gündeme taşıyor.
İSTANBUL’A YAKIN, DENETİMDEN UZAK
Yalova’nın coğrafi konumu bu tabloyu açıklayan başlıca unsurlardan biri olarak öne çıkıyor. İstanbul’a yakınlık, yoğun nüfus baskısından uzaklık ve görece küçük bir kent yapısı, örgütlü yapıların görünmeden hareket etmesini kolaylaştırıyor. Buna rağmen yıllar içinde neden kalıcı bir önleyici güvenlik mimarisi kurulamadığı sorusu yanıtsız kalıyor.
Her operasyon sonrası yapılan açıklamalarda “istihbarat başarısı” vurgulanırken, aynı kentte tekrar eden yapılanmalar istihbaratın neden sürekli geç kalındığını da düşündürüyor. Sorun yalnızca güvenlik güçlerinin sahadaki başarısı değil; bu başarıların neden sürdürülebilir sonuçlar üretmediği.
OPERASYON VAR, HESAP YOK
DEAŞ’a karşı mücadele Türkiye’de uzun süredir devam ediyor. Ancak Yalova örneği, bu mücadelenin bazı şehirlerde sürekli bir döngüye sıkıştığını gösteriyor: operasyon, gözaltı, etkisiz hale getirme ve ardından sessizlik… Ta ki bir sonraki operasyona kadar.
Bu döngü, kamuoyunda güven duygusu üretmekten çok, “sorun gerçekten çözülüyor mu?” sorusunu besliyor. Zira yıllardır aynı şehirlerin aynı başlıklarla gündeme gelmesi, terörle mücadelenin neden sonuç değil, tekrar ürettiği tartışmasını kaçınılmaz kılıyor.
YALOVA BİR İSTİSNA DEĞİL
Yalova’daki tablo, tek başına bu kente özgü bir sorun olarak okunmamalı. Aksine, Türkiye’de terörle mücadelenin operasyon merkezli ama önleyici boyutu zayıf yapısının küçük bir özeti niteliğinde. Sürekli baskın yapılan ama bir türlü gündemden düşmeyen şehirler, sorunun bastırıldığını ama ortadan kaldırılmadığını gösteriyor.
Yalova’nın yıllardır DEAŞ operasyonlarıyla anılması, yalnızca bir güvenlik meselesi değil; aynı zamanda devamlılık gösteren bir yapısal zafiyetin işareti. Ve bu zafiyet giderilmedikçe, aynı haberleri farklı tarihlerle okumaya devam etmek şaşırtıcı olmayacak.























