(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’de gençlerin evlilik hayali gün geçtikçe daha da zorlaşıyor. Eskiden iki insanın bir yuva kurma arzusu olarak görülen evlilik, bugün neredeyse bir “lüks tüketim ürünü” haline gelmiş durumda. İstanbul Planlama Ajansı’nın raporu sadece İstanbul’a ışık tutsa da, ülke genelinde de tablo aynı: 2025’te bir düğün ve ev kurmanın maliyeti 700 bin TL’yi aşarken, büyükşehirlerde bu rakam 1 milyona yaklaşıyor.
Peki sorun sadece fiyatların yükselmesi mi? Hayır. Asıl mesele, ekonomik koşulların ağırlığına rağmen hâlâ devam eden gösteriş kültürü ve ailelerin gençleri zorlayan beklentileri.
HAYALLERİN SATILDIĞI MEKÂNLAR
Bir düğün salonu kiralamak artık en büyük kabuslardan biri. 2024’te 70 bin TL olan ortalama salon kirası, 2025’te %80’in üzerinde artarak 120–150 bin TL bandına ulaştı. Kır düğünü yapmaya kalkarsanız maliyet 250 bin TL’yi geçiyor.
Salon sahipleri artan maliyetleri gerekçe gösteriyor, ama bu artış çoğu zaman “piyasa şişkinliği”nden ibaret. İnsanların mutluluğu, birkaç saatlik bir eğlencenin fahiş fiyatlara dönüştüğü bir sektörün insafına bırakılmış durumda. Düğünler artık mutluluktan çok, kimin daha çok para harcadığının yarışı haline gelmiş durumda.
YENİDEN BAŞLAMADAN YORGUN BAŞLAMAK
Ev kurmanın maliyeti ise tam bir ekonomik enkaz haline geldi. Beyaz eşya fiyatları 150 bin TL’ye, mobilya 200 bin TL’ye, çeyiz alışverişi ise 250 bin TL’ye dayanmış durumda. Bu tablo, daha yeni hayata atılan gençlerin üzerine ağır bir yük bindiriyor.
Böylesine yüksek maliyetler, gençleri evliliği ertelemeye zorluyor. İşsizlik, düşük maaşlar, ekonomik belirsizlik ve geleceğe dair kaygılar birleşince, evlilik artık bir hayal olmaktan çıkıyor.
Buna kira, depozito ve komisyon da eklendiğinde genç bir çiftin yeni bir ev kurabilmesi için en az 400–500 bin TL ayırması gerekiyor. Bu tablo, özellikle asgari ücretle çalışan gençler için imkânsız. Ev almak zaten hayal; ev kiralamak bile başlı başına lüks. Gençler daha evlenmeden, “borçla yaşama kültürü”ne mahkûm ediliyor.
GELENEK Mİ, GÖSTERİŞ Mİ?
Türkiye’de çeyiz hâlâ bir ihtiyaçtan çok bir gösteriş meselesi. Ortalama 200–250 bin TL’yi bulan çeyiz masrafları, çoğu zaman gereksiz harcamalarla şişiriliyor. “Her odanın tam takım olması gerekir”, “en pahalı marka alınmalı” baskısı, gençlerin yükünü ikiye katlıyor.
Bu noktada geleneksel kültür, ne yazık ki gençlerin hayatını kolaylaştıran değil, zorlaştıran bir role bürünmüş durumda. Çeyiz, artık bir destek değil, aileler arası güç gösterisi.
DESTEK DEĞİL, YÜK
Takı merasimleri de benzer şekilde bir dayanışma geleneğinden çok, bir ekonomik yarışa dönüşmüş durumda. Aileler çoğu zaman “kaç bilezik takıldı, kim ne getirdi” hesabı yapıyor. Oysa bu gelenek gençlere destek olmak için var. Bugün ise çoğu çift, takı töreninde kazanacaklarından çok, harcayacakları altın ve ziynet eşyalarıyla zarara uğruyor.
GENÇLER EVLİLİĞİ ERTELİYOR
Ekonominin bu kadar zorlayıcı olduğu bir dönemde ailelerin hâlâ gençlerin sırtına yük bindirmesi de ayrı bir sorun olarak öne çıkıyor. “Kız tarafı şunu alacak, erkek tarafı bunu yapacak” anlayışı hâlâ sürerken, bu yaklaşım çiftlerin yükünü iki katına çıkarıyor. Bütün bunlar birleşince gençler evlenmekten vazgeçiyor. Üniversiteden mezun olan, iş hayatına atılan bir gencin karşısına çıkan ilk gerçeklik şu: “Evlilik için en az 1 milyon TL gerekiyor.”
Bu koşullarda evlilik yaşı yükseliyor, doğum oranları düşüyor. Yani mesele sadece gençlerin evlenememesi değil, toplumsal yapının da ciddi şekilde etkilenmesi.
DAHA AZ MASRAF, DAHA ÇOK DESTEK
Ekonomi bu kadar zorken ailelerin hâlâ gençlere yük bindirmesi ayrı bir sorun. Gösterişli düğün baskısı gençleri kredi çekmeye mecbur bırakıyor. Çeyiz ve takı dayatmaları ise çiftlerin daha evlenmeden borç batağına girmesine yol açıyor. Böylece gençler, mutlulukla başlaması gereken bir hayata borçla başlamak zorunda kalıyor.
Oysa asıl amaç çocukların mutlu bir yuva kurması. Ailelerin prestij uğruna gençlerin hayatını karartması, sadece bireylerin değil toplumun geleceğini de zedeliyor.
EVLİLİK PİYASASI GENÇLERİ BORÇLANDIRIYOR
Türkiye’de evlilik, artık bir mutluluk adımı olmaktan çıktı. Bir sektör haline gelen “evlilik piyasası”, gençleri borçlandırıyor, hayallerini erteliyor. 1 milyona yaklaşan maliyetlerle evlilik bir hak değil, bir lüks haline dönüştü.
Bu anlayış değişmezse, gençler evlenmek yerine ya beklemeyi ya da yurtdışında yeni bir hayat kurmayı seçecek. Toplumun evlilik üzerinden şekillenen değerleri ise hızla çözülmeye devam edecek.























