(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye ekonomisinde yaklaşan fırtınanın ayak sesleri giderek daha belirgin hale geliyor. Özellikle hazır giyim sektöründe yaşanan gelişmeler, krizin artık soyut bir ihtimal değil, somut bir gerçeklik olduğunu gösteriyor. İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) son verileri, sektörün yılın ilk yarısında adeta çöktüğünü ortaya koyarken, Türkiye’nin önde gelen gruplarından BO Group’un konkordato başvurusu, tablonun yalnızca şirketleri değil, ekonomik sistemin tamamını tehdit ettiğini gösteriyor.
168 FİRMA KAPANDI, SEKTÖR KAN KAYBEDİYOR
İSO 17. Grup Dış Giyim Sanayii Meslek Komitesi Başkanı Süleyman Orakçıoğlu’nun açıkladığı rakamlar, ekonomik yöneticilerin görmezden geldiği bir felaketi gözler önüne serdi. 2025’in ilk altı ayında 168 üst segment dış giyim firması kapanırken, bu firmaların yarattığı istihdam kaybı 7 bin 735 kişiye ulaştı. Buna karşın aynı dönemde açılan firma sayısı sadece 33 ve bu girişimlerin sağladığı istihdam toplamda yalnızca 513 kişiyle sınırlı kaldı.
Rakamlar açık; bu, sektörel bir daralma değil, sistematik bir çözülmenin işareti. Özellikle yüksek katma değerli, kayıtlı ve üretim gücü yüksek firmaların kapanması, ekonomide artık yapısal bir deformasyon yaşandığının sinyali. İç giyim, triko, çorap gibi alt sektörlerin bu tablonun dışında tutulduğu düşünülürse, gerçek çöküşün boyutları çok daha büyük olabilir.
KAYIT DIŞI PATLADI, İSTİHDAM ERİTİLDİ
Orakçıoğlu’nun dikkat çektiği bir diğer vahim unsur ise kayıt dışılığın ulaştığı seviyeler. Bugün dış giyim sektöründe kayıt dışı oranı yüzde 44’e çıkmış durumda. Bu oran, yalnızca vergi kaybı anlamına gelmiyor; iş güvencesizliğinin, sosyal güvenlik sistemine olan inancın ve iş piyasasının nasıl çürüdüğünün bir göstergesi. Sektördeki toplam istihdamın 1,2 milyondan 900 bine düşmesi, tabloyu daha da karanlık hale getiriyor.
Tüm bu gelişmelere rağmen ekonomi yönetimi, durumu yalnızca geçici bir “durgunluk” olarak tanımlamaya devam ediyor. Ancak her geçen gün kapanan fabrikalar, işsiz kalan binler ve artan kayıt dışı oranları bu söylemi artık inandırıcılıktan uzaklaştırıyor.
BO GROUP KONKORDATO BAŞVURDU: ZİNCİRLEME ETKİ KAPIDA
Krizin boyutunu bir üst aşamaya taşıyan gelişme ise BO Group’tan geldi. Türkiye’nin önemli hazır giyim ve turizm gruplarından biri olan BO Group, beş şirketi için konkordato başvurusunda bulundu. 1995’ten bu yana faaliyet gösteren Boy-Bo Tekstil gibi dünya devlerine (Benetton, Armani, Zara, H&M) üretim yapan bir şirketin bile ayakta kalamaması, “kriz yok” diyen resmi söylemlerle tam anlamıyla çelişiyor.
Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen geçici mühlet kararı, sadece bu firmalarla sınırlı değil. Bu şirketlerle çalışan taşeronlar, tedarikçiler, alt yükleniciler ve binlerce emekçi için de belirsiz ve zor bir sürecin başlangıcı. Sektör temsilcileri, yaşananların domino etkisi yaratacağından endişe ediyor haklı olarak.
DESTEK SİSTEMİ ADALETSİZ, ÇÖZÜM BEKLENİYOR
Sektörün yüzde 80 oranında yerli katma değerle üretim yaptığı vurgulanırken, döviz kazandırıcı faaliyetlere verilen yüzde 3’lük desteğin, üretim niteliğine bakılmaksızın herkese aynı şekilde uygulanması eleştiriliyor. Yani Mercedes’i 43 Euro’ya ithal ederken, Türkiye’deki üretici 133 Euro’ya tekstil ihraç ediyor ama aynı oranda destek alıyor. Bu yaklaşımın akılcı olmadığı ortada.
Kısa çalışma ödeneği gibi pandemi döneminde uygulanan desteklerin yeniden devreye alınması çağrısı da sektörde geniş yankı bulmuş durumda. Ancak hükümetin bu yönde ciddi bir adım atmaması, üretici ve emekçiyi yalnızlığa terk ettiğini düşündürüyor.
GÖRMEZDEN GELİNEN KRİZ, BÜYÜYEREK GELİYOR
Ekonomi yönetimi hâlâ “büyüme”, “istikrar” ve “dış ticaret fazlası” gibi kavramlara tutunarak gerçekleri halının altına süpürmeye çalışıyor. Ancak ne kapanan fabrikalar ne iflas eden dev şirketler bu algı oyunlarına artık prim veriyor. Türkiye’nin üretim gücünü ayakta tutan sektörlerden biri olan hazır giyim bile alarm veriyorsa, bu artık münferit bir çöküş değil, sistemin kendisindeki derin arızanın sonucu.




















