(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkçe ve Kürtçe müzik, yalnızca bu toprakların insanlarına değil, dünyanın dört bir yanındaki farklı kültürlerden sanatçılara da ilham veriyor. Anadolu’nun zengin melodileri, dilini bilmeseler bile yabancı müzisyenlerin kalbine dokunuyor ve onları Türkçe ve Kürtçe şarkılar söylemeye yönlendiriyor. Bu ilgi, son yıllarda daha da görünür hale geldi. Kanada’dan Amerika’ya, Almanya’dan Japonya’ya kadar pek çok sanatçı Türk müziğiyle bağ kuruyor ve kendi ülkelerinde de tanıtmaya çalışıyor.
KANADA’DAN ANADOLU’YA: BRENNA MACCRİMMON
Türk müziğine gönül veren yabancı sanatçılar denince ilk akla gelen isimlerden biri Brenna MacCrimmon. Kanadalı sanatçı, 1980’lerde İstanbul’a yaptığı bir yolculuk sırasında Türk halk müziğiyle tanıştı. Klasik Batı müziği eğitimi almış olan MacCrimmon, Anadolu’nun ezgilerinde aradığı samimiyeti buldu. Zamanla bağlama çalmayı öğrendi, repertuvarına onlarca Türkçe türkü kattı. “Yağmur Yağar Taş Üstüne” yorumu hem Türkiye’de hem de yurtdışında geniş ilgi gördü. MacCrimmon, yıllardır Türkiye ile Kanada arasında adeta bir kültür elçisi gibi çalışıyor.

BERLİN’DEN DİYARBAKIR’A UZANAN BİR DOSTLUK: PAUL DWYER VE DİLAN EKİNCİ
Türkçe ve Kürtçe müziğe gönül vermiş bir başka isim ise Alman müzisyen Paul Dwyer. Geleneksel Anadolu ve Kürt müzikleriyle tanışması, Berlin’deki göçmen toplulukları aracılığıyla oldu. Burada kurduğu dostluklar onu Dilan Ekinci ile bir araya getirdi. İkili, birlikte “Deriko” türküsünü seslendirdi. Bu eser, farklı kültürlerden insanların müzik aracılığıyla nasıl ortak bir dil bulabileceğinin en güzel örneklerinden biri oldu. Dwyer, Türk müziğini yalnızca bir sahne performansı olarak değil, bir yaşam deneyimi olarak gördüğünü sık sık dile getiriyor.
JAPONYA’DAN İSTANBUL’A: HİROMİ YOSHİDA
Türkiye’nin halk müziği Japonya’da da yankı buluyor. Japon sanatçı Hiromi Yoshida, üniversite yıllarında tanıştığı Türk öğrenciler sayesinde Anadolu türkülerine ilgi duymaya başladı. Zamanla İstanbul’a geldi, bağlama öğrendi ve sahnelerde Türkçe şarkılar söyledi. Yoshida, “Türk müziğinde insanın içini titreten bir doğallık var, bu yüzden dili anlamasanız bile melodiler size hikâyeyi anlatıyor” diyor.
ALTIN GÜN – HOLLANDA’DAN DOĞAN ANADOLU ESİNTİSİ
Hollanda merkezli Altın Gün grubu, 1970’lerin Anadolu rock ve halk müziğinden ilham alıyor. Grubun kurucusu Jasper Verhulst, İstanbul’a bir konser için geldiğinde Selda Bağcan ve Erkin Koray’ın şarkılarını keşfedince bu projeye başlamış. Grup, o günden beri türküleri psychedelic bir tınıyla yeniden yorumluyor. Grammy adaylığına kadar uzanan bu serüven, Türk müziğinin evrensel gücünü bir kez daha ortaya koyuyor.

NEW YORK’TA BİR TÜRKÜ HİKÂYESİ: BRENNA’NIN İZİNDEN GİDENLER
ABD’de de Türk müziğine ilgi duyan genç sanatçılar var. Özellikle New York ve Boston’da yaşayan bazı müzisyenler, üniversitelerdeki etnomüzikoloji bölümlerinde Türk müziğini ders olarak alıyor. Bu isimlerden biri de bas gitarist Dylan Fowler. Fowler, Türk arkadaşları sayesinde tanıştığı halk türkülerini kendi caz yorumlarıyla harmanlıyor. Onun için Türkçe şarkılar, farklı müzik türlerini bir araya getirmenin yaratıcı bir yolu.
MÜZİKLE KURULAN KÖPRÜLER
Türk müziğine ilgi duyan yabancı sanatçıların ortak noktası, melodilerin evrenselliği. Dil farklı olsa da duygular aynı kalıyor. Brenna MacCrimmon’un deyimiyle, “Türk müziği kalbe doğrudan hitap ediyor.” Bu nedenle dünyanın farklı köşelerinden insanlar, Anadolu’nun ezgilerini kendi kültürleriyle harmanlayarak yeniden hayata katıyor.
Bugün YouTube ve sosyal medya sayesinde bu paylaşımlar çok daha geniş kitlelere ulaşıyor. Yabancı sanatçıların Türkçe şarkılara getirdiği yeni yorumlar hem Türkiye’de hem de dünyada büyük bir merak uyandırıyor.























