(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’de iş güvenliği kâğıt üzerinde var, ama fabrikaların kapısından içeri girince bu güvenliğin izi kalmıyor. Türkiye’de her yıl yüzlerce işçi, ihmaller zincirinin kurbanı oluyor. İş güvenliği, denetim eksikliği ve kayıt dışı istihdam, adeta görünmeyen bir salgın gibi ülkenin dört bir yanına yayılmış durumda. Kayıt dışı çalışan milyonlarca kişi, her gün fabrikalarda, atölyelerde, tarlalarda ölümle burun buruna çalışıyor. Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde bir kozmetik fabrikasında yaşanan yangın, bu gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi. Altı kişinin yaşamını yitirdiği, aralarında çocukların da bulunduğu faciadan geriye, sadece küle dönen bir bina değil, yıllardır süren denetimsizlik ve umursamazlık kaldı.
CİMER’E ŞİKAYET EDİLMİŞ, AMA KİMSE DUYMAMIŞ
Ortaya çıkan bilgilere göre söz konusu fabrika, aylar önce CİMER’e şikayet edilmişti. Şikayet dilekçesinde, kadınların ve çocukların sigortasız çalıştırıldığı, iş güvenliği önlemlerinin alınmadığı açıkça yazıyordu. Ancak tıpkı daha önceki yüzlerce olayda olduğu gibi, bu uyarı da duvar gibi sessiz bir sistemin içinde kayboldu. O fabrikanın bacasından duman değil, yardım çığlığı yükseliyordu ama kimse bakmadı.
KÂĞIT ÜZERİNDE DENETİM, GERÇEKTE İHMAL
Denetim mekanizması, Türkiye’de yıllardır “kağıt üstünde” işliyor. Fabrikalar, çoğu zaman denetim öncesinde haberdar ediliyor, iş güvenliği ekipmanları geçici olarak yerleştiriliyor, sigortasız çalışanlar izinli gösteriliyor. Yetkililer kameralar önünde “soruşturma başlatıldı” açıklaması yaparken, gerçekte denetimsizliğin bedelini işçiler ödüyor.
Kocaeli’deki yangın bunun son örneği. Ama kimse “ilk” demiyor, çünkü herkes biliyor: bu, yalnızca bir zincirin son halkası.
SİGORTASIZ VE KORUMASIZ: GEÇİM UĞRUNA ÖLÜME GİDENLER
Ekonomik krizle birlikte binlerce kişi kayıt dışı çalışmaya mecbur kalıyor. Sigorta yapmayan patronlara verilen cezalar caydırıcı olmadığı gibi, denetimler de neredeyse formaliteye dönüştü. Birçok işçi, “işimi kaybederim” korkusuyla susmayı tercih ediyor.
Dilovası’ndaki fabrikada yaşamını yitiren altı kişiden ikisinin çocuk olduğu açıklandı.
Bu, sadece bir iş cinayeti değil; yoksulluğun, çaresizliğin ve umursamazlığın ortak ürünü.
ÇOCUK EMEĞİ: GÖZ YUMULAN GERÇEK
Türkiye, uluslararası sözleşmelere imza atmış olsa da çocuk işçiliği hâlâ ülkenin en utanç verici yaralarından biri. Yangında yaşamını yitiren 16 yaşındaki Cansu Esatoğlu, 17 yaşındaki Nisa Taşdemir ve 18 yaşındaki Tuğba Taşdemir’in hikâyesi, sadece bir iş kazasının değil, yoksulluğun, eğitimsizliğin ve çaresizliğin hikâyesi. Zorunlu eğitim çağındaki çocuklar, ailelerine destek olmak için “günübirlik işlere” girmek zorunda kalıyor. Çalışma Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de her yıl yaklaşık 700 bin çocuk işçi, sanayi, tarım ve hizmet sektörlerinde kayıt dışı şekilde çalıştırılıyor. Bu tablo, “ekonomik büyüme” söylemleriyle örtülmeye çalışılan bir toplumsal çöküşün göstergesi.
SİSTEMSEL ÇÜRÜME: “SORUŞTURMA BAŞLATILDI” EZBERİ
Her trajediden sonra aynı cümle: “Soruşturma başlatıldı.” Oysa sorun sadece bir fabrikanın ihmali değil bu, sistemin kendisinin iflasıdır. CİMER’e yapılan şikayetlerin dikkate alınmaması, denetimlerin göstermelik kalması ve çocuk işçiliğinin göz ardı edilmesi, artık tek bir olayla açıklanamaz. Bu, bir yönetim anlayışının sonucudur.
Kocaeli’deki parfüm fabrikasında yaşanan facia ne ilk ne de son olacak gibi görünüyor. Çünkü Türkiye’de denetim, yalnızca ölümlerden sonra başlıyor; sigorta, ancak ölüm raporunda hatırlanıyor. Çocuklar hayatını kaybediyor, patronlar gözaltına alınıp serbest bırakılıyor, sonra yeni bir “facia haberi” daha geliyor.























