(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’de cezaevleri alarm veriyor. Çocuk mahkûmların artışı, tutuklu yargılamanın cezaya dönüşmesi ve son 15 yılda rekor düzeye çıkan tutuklu sayısı, adalet sistemindeki çarpıklıkları gözler önüne seriyor. Eğitime ve suç önlemeye ayrılması gereken kaynakların cezaevi inşaatlarına harcanması ise tabloyu daha da karanlık hale getiriyor.
CEZAEVLERİNDE ÇOCUK SAYISINDAKİ ARTIŞ BÜYÜK TEHLİKEYİ GÖSTERİYOR
Türkiye’de cezaevlerinde bulunan çocuk sayısındaki artış, hukuk sisteminin ve sosyal devlet anlayışının geldiği noktayı gözler önüne seriyor. 1 Eylül 2025 verilerine göre, cezaevlerinde 1.270 çocuk hükümlü, 3.323 çocuk tutuklu olmak üzere toplamda yaklaşık 5 bin çocuk bulunuyor. Henüz hayatın başında olan binlerce çocuğun demir parmaklıkların ardında tutulması, sadece bireysel özgürlüklerin değil, toplumun geleceğinin de gasp edilmesi anlamına geliyor. Devletin eğitim, sosyal destek ve rehabilitasyon politikalarıyla topluma kazandırması gereken çocuklar, sistemin eksiklikleri yüzünden cezaevine kapatılıyor. Bu durum hem pedagojik hem de toplumsal açıdan onarılamaz bir yara açıyor.
TUTUKLU YARGILAMA TEDBİR OLMAKTAN ÇIKTI, CEZAYA DÖNÜŞTÜ
Hukukun evrensel ilkeleri, tutukluluğu geçici ve istisnai bir tedbir olarak tanımlar. Masumiyet karinesi gereği, kişi suçluluğu kanıtlanmadıkça özgürlüğünden mahrum bırakılamaz. Ancak Türkiye’de tablo bunun tam tersini gösteriyor. Cezaevinde bulunan 62 bin 484 tutuklu, daha yargı süreci tamamlanmadan cezalandırılıyor. Yıllar süren davalar boyunca içeride tutulan bu insanlar, fiilen cezaya maruz bırakılıyor. Tutuklu yargılama, iktidarın yargıyı baskı aracı olarak kullanmasının en somut göstergelerinden biri haline geldi. Böylece hukukun temel taşlarından biri olan “istisna” kavramı ortadan kaldırıldı ve yerini keyfi bir uygulamaya bıraktı.
SON 15 YILDA CEZAEVİ NÜFUSUNDAKİ PATLAMA
Siyasal iktisatçı İnan Mutlu’nun paylaştığı verilere göre, 2009’da cezaevlerinde 163 bin kişi bulunuyordu. O dönemde her 100 bin kişiden 163’ü cezaevindeydi. Bugün ise tablo vahim boyutlara ulaştı: 2025 itibarıyla cezaevlerinde 419 bin kişi var ve her 100 bin kişiden 490’ı parmaklıklar ardında. Son 15 yılda cezaevi nüfusu adeta üç katına çıkmış durumda. Bu hızlı yükseliş, cezaevlerinin yalnızca suçluları değil, aynı zamanda siyasal iktidarın rahatsız olduğu toplumsal kesimleri de susturma aracı haline geldi. Tutuklu yargılama, demokratik hukuk devletlerinde istisnai bir tedbirken, Türkiye’de adeta olağan bir uygulama. İnsanların, mahkeme kararı olmadan, aylarca hatta yıllarca cezaevinde tutulması artık sıradanlaşmış durumda. Bu durum sadece adalet sistemine duyulan güveni yok etmekle kalmıyor, aynı zamanda devletin yurttaşlarına karşı sorumluluğunu da tartışmalı hale getiriyor. Cezaevlerinin sürekli büyümesi, adalet sistemindeki çarpıklığın ve toplumdaki derinleşen sorunların aynası olarak okunmalı.
EĞİTİM YERİNE CEZAEVİ İNŞAATINA PARA HARCANIYOR
Türkiye’de kaynakların dağılımı da bu tablonun nedenlerinden biri. Eğitime, suçun önlenmesine ve sosyal politikalara ayrılması gereken bütçeler, cezaevi inşaatlarına harcanıyor. Yeni hapishaneler, iktidarın toplumsal sorunları çözme yöntemi haline getirildi. Oysa gerçek bir hukuk devleti, suç işlenmesini önlemek için eğitim sistemini güçlendirir, sosyal adaleti sağlar ve yurttaşların yaşam koşullarını iyileştirir. Türkiye’de ise bu anlayışın yerini cezalandırıcı politikalar almış durumda. Cezaevlerinin hızla büyümesi, iktidarın başarısı değil; demokrasi, hukuk ve sosyal devlet anlayışının çöküşünün belgesi.























