(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
ABD Başkanı Donald Trump, hem iç politikada hem de dış politikada savaşçı bir çizgiye yöneliyor. Göçmenlere karşı başlatılan sert operasyonlarla ülke sokaklarında adeta “sürek avı” görüntüleri ortaya çıkarken, Pentagon’un adını “Savaş Bakanlığı”na dönüştürmeyi öngören başkanlık kararnamesi Washington’un yeni yönelimini ortaya koyuyor. Trump, içeride ve dışarıda aynı anda güç gösterisi yapmaya çalışıyor, ancak bu adımlar ABD’yi demokrasi ve özgürlük açısından yüzyıl öncesinin iklimine sürüklüyor.
SOKAKTA TARLADA “AV” BAŞLADI
Trump yönetimi, ülke genelinde kaçak göçmenlere yönelik baskınları yoğunlaştırdı. Federal göçmen polisleri, şehir sokaklarından tarım işçilerinin çalıştığı tarlalara kadar birçok noktada operasyon düzenliyor. Bu operasyonlarda insanlar adeta “kedi toplar gibi” otobüslere dolduruluyor, çocuklar ailelerinden koparılıyor ve kitlesel gözaltılar normalleştiriliyor. ABD medyası bu tabloyu “sürek avı”na benzetirken, insan hakları savunucuları ülkenin demokrasi değerlerinin hızla erozyona uğradığına dikkat çekiyor. Göçmenlerin maruz kaldığı muamele, Amerika’nın dünyaya sunduğu “özgürlükler ülkesi” imajını ağır bir şekilde zedeliyor.
PENTAGON “SAVAŞ BAKANLIĞI”NA DÖNÜŞÜYOR
Trump’ın imzalayacağı başkanlık kararnamesiyle Pentagon, “Savaş Bakanlığı” unvanını ikinci isim olarak kullanmaya hazırlanıyor. Bu karar, ABD tarihinin köklü bir kavramını geri çağırırken, “daha güçlü bir hazırlık ve kararlılık mesajı” verme iddiasıyla meşrulaştırılıyor. Ancak bu adım, Amerika’nın savunma politikalarının sadece güvenlik ekseninde değil, saldırı ve güç gösterisi odaklı bir anlayışa kaydığını da gösteriyor. Kongre’nin onayı olmadan kalıcı değişiklik yapılamayacak olsa da Trump’ın ısrarla bu yönde baskı yapması, Washington’un gelecekte savaş dili üzerinden yeniden şekilleneceğinin işareti sayılıyor.
GÜÇ GÖSTERİLERİ VE TEHDİTLER
Pentagon’daki isim değişikliği hamlesi, Çin’in yakın zamanda düzenlediği büyük askeri geçit töreninin hemen ardından gündeme geldi. Pekin’in insansız hava araçları ve yeni nesil silahlarla yaptığı gövde gösterisi, ABD’ye doğrudan mesaj olarak yorumlanırken, Trump’ın adımı da buna karşılık verilmiş bir meydan okuma gibi değerlendiriliyor. ABD, Çin ve Rusya arasında tırmanan bu rekabet, yalnızca diplomatik ilişkileri değil küresel güvenlik dengelerini de tehdit ediyor. Washington, bu tavırla müttefiklerine güven aşılamaya çalışsa da aslında ülkenin uluslararası alandaki yalnızlığını artırıyor.
İNSAN HAKLARI KRİZİ KAPIDA
Göçmen karşıtı politikaların geldiği nokta, insan hakları örgütleri tarafından alarm verici bulunuyor. Kaçak göçmenlerin sınır dışı edilmesi hızlanırken, yüzlerce ailenin parçalandığı ve çocukların gözaltı merkezlerinde haftalarca tutulduğu bildiriliyor. Trump yönetiminin sert tutumu hem insani hem de hukuki açıdan büyük tartışmalara yol açıyor. Bu tablo, Amerika’nın uluslararası arenada uzun yıllar boyunca savunduğu demokratik değerlerle çelişiyor. ABD’nin kendi vatandaşlarına karşı uyguladığı bu yöntemler, otoriter rejimlerin yöntemleriyle kıyaslanmaya başlandı.
İÇERİDE BASKI, DIŞARIDA SAVAŞ
Eleştirmenlere göre Trump, attığı her adımla ülkeyi 20. yüzyılın başındaki otoriter ve dışlayıcı anlayışına sürüklüyor. Bir yanda göçmenleri sokaklardan toplayarak kitlesel sınır dışı etme uygulamalarını hızlandırıyor, diğer yanda Pentagon’u “savaş yürütme” merkezine dönüştürmeye çalışıyor. Böylece içeride baskı, dışarıda savaş söylemi üzerinden hareket eden bir yönetim profili ortaya çıkıyor. Trump’ın bu politikaları, yalnızca ülke içinde toplumsal barışı tehdit etmekle kalmıyor, aynı zamanda küresel ölçekte yeni çatışma risklerini de körüklüyor.






















