(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş yedinci gününde, çatışmanın ilk günlerinde yapılan stratejik hesapların sahadaki gelişmelerle tam olarak örtüşmediği yönündeki değerlendirmeler giderek artıyor. Özellikle İran’da rejimin kısa sürede çökeceği ve askeri misilleme kapasitesinin hızla etkisiz hale getirileceği yönündeki beklentilerin gerçekleşmediği yönünde yorumlar yapılıyor. İlk haftada ortaya çıkan tablo, savaşın hem askeri hem de siyasi sonuçlarının öngörülenden daha karmaşık olabileceğine işaret ediyor.
REJİM DEĞİŞİKLİĞİ BEKLENTİSİ GERÇEKLEŞMEDİ
Savaşın başlangıcında öne çıkan en önemli varsayımlardan biri, İran’ın siyasi ve askeri liderliğine yönelik ağır saldırıların ülkede hızlı bir siyasi çözülme yaratacağıydı. Ancak şu ana kadar İran’da devlet aygıtının çözüldüğünü gösteren somut bir gelişme yaşanmış değil. Tahran yönetimi hem siyasi hem de askeri olarak varlığını sürdürmeye devam ediyor.
Batılı diplomatik kaynaklara dayandırılan değerlendirmelerde de İran’daki rejimin beklenen ölçekte bir iç çözülme yaşamadığı belirtiliyor. Bu durum, kısa süreli askeri operasyonlarla rejim değişikliği gibi kapsamlı bir hedefe ulaşmanın ne kadar mümkün olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıyor.
İRAN’IN MİSİLLEME KAPASİTESİ DEVAM EDİYOR
Savaşın bir diğer önemli tartışma başlığı İran’ın askeri kapasitesi oldu. ABD ve İsrail’in saldırılarının İran’ın füze ve insansız hava aracı kapasitesini kısa sürede etkisiz hale getireceği öngörülüyordu. Ancak çatışmaların ilk haftasında İran’ın hâlâ saldırılar düzenleyebildiği görülüyor.
İran’ın İsrail’e yönelik füze saldırılarının yanı sıra Körfez bölgesindeki Amerikan hedeflerini de vurabildiği belirtiliyor. Uzmanlara göre İran’ın geniş coğrafyası, dağlık yapısı ve yeraltı tünel ağları askeri altyapının tamamen ortadan kaldırılmasını zorlaştırıyor. Bu durum savaşın kısa sürede sonuçlanmasının önündeki en önemli engellerden biri olarak görülüyor.
ENERJİ KRİZİ RİSKİ BÜYÜYOR
Çatışmanın ekonomik etkileri de hızla hissedilmeye başladı. Özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilim küresel enerji piyasalarında ciddi dalgalanmalara yol açıyor. Dünya petrol ve doğalgaz ticaretinin önemli bir kısmının geçtiği bu stratejik geçitte yaşanan riskler enerji fiyatlarını yükseltiyor.
Enerji maliyetlerindeki artışın gübre üretimi ve gıda fiyatları gibi birçok alanda zincirleme etki yaratabileceği ifade ediliyor. Uzmanlar enerji fiyatlarındaki yükselişin özellikle gelişmekte olan ülkelerde ekonomik baskıyı artırabileceği uyarısında bulunuyor.
KÖRFEZ ÜLKELERİ’NDEN WASHİNGTON’A MESAJ
Savaşın dikkat çekici bir diğer boyutu ise Körfez ülkelerinin tutumu. Uluslararası basına yansıyan bazı haberlere göre Körfez ülkeleri ABD’de planlanan yeni yatırımlarını gözden geçiriyor. Bu gelişme, uzun yıllardır süren stratejik ilişkinin sorgulanmaya başladığı şeklinde yorumlanıyor.
1970’lerden bu yana süren düzen, ABD’nin bölge güvenliğini sağlaması karşılığında Körfez ülkelerinin petrol gelirlerini büyük ölçüde Amerikan ekonomisine yönlendirmesi üzerine kuruluydu. Eğer bu ekonomik denge değişmeye başlarsa, Ortadoğu’daki güç ilişkilerinde de önemli dönüşümler yaşanabilir.
ABD İÇ SİYASETİNDE TARTIŞMA BÜYÜYOR
Savaşın ABD iç siyasetinde de yankıları var. Özellikle bazı muhafazakâr yorumcular ve medya figürleri Washington’ın Ortadoğu’daki yeni bir savaşa ne ölçüde dahil olması gerektiğini sorgulayan açıklamalar yapıyor.
Bu tartışmalar, savaşın uzaması halinde ABD yönetimi üzerindeki siyasi baskının artabileceğine işaret ediyor. Enerji fiyatlarının yükselmesi ve ekonomik etkilerin derinleşmesi de iç politikada yeni tartışmaları beraberinde getirebilir.
KÜRESEL GÜÇ REKABETİ DERİNLEŞİYOR
Ortadoğu’daki çatışma aynı zamanda büyük güç rekabetinin de yeni bir cephesi haline gelme riski taşıyor. Rusya’nın İran’a istihbarat desteği sağladığı yönündeki iddialar, Ukrayna savaşıyla zaten gerilmiş olan uluslararası dengelerin daha da karmaşık bir hale geldiğini gösteriyor.
Savaşın uzaması halinde sadece bölgesel dengeler değil küresel sistem de ciddi bir sınavla karşı karşıya kalabilir. Enerji piyasalarından askeri ittifaklara kadar birçok alanda hissedilen etkiler, Ortadoğu’daki bu çatışmanın dünya siyaseti üzerinde uzun vadeli sonuçlar doğurabileceğine işaret ediyor.























