(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Rusya ile Çin arasındaki ilişkiler, Ukrayna Savaşı sonrası dönemde askeri ve ekonomik alanlarda hızla derinleşirken, bu yakınlaşmanın Batı’da özellikle de ABD’de ciddi rahatsızlık yarattığı görülüyor. Ancak uzmanlara göre iki ülke arasındaki ilişki, tüm gelişmelere rağmen kısa vadede resmî bir askeri ittifaka dönüşmeyecek.
Küresel güç dengelerini ortaya koyan 2026 Global Firepower Askeri Güç Raporu ve Rusya–Çin ticaret verileri, Moskova ile Pekin arasındaki ilişkinin ideolojik değil, büyük ölçüde pragmatik ve çıkar temelli ilerlediğini gösteriyor.
ABD LİDER, RUSYA İKİNCİ SIRADA
145 ülkenin askeri kapasitesinin yaklaşık 60 farklı parametre üzerinden değerlendirildiği Global Firepower Raporu’na göre, ABD dünyanın en büyük askeri gücü olmayı sürdürürken, Rusya ikinci sırada yer aldı. Çin ise üçüncü sırada konumlandı.
Raporda nükleer silahların değerlendirmeye dahil edilmemesi dikkat çekerken, Rusya’nın özellikle topçu sistemleri, ağır silahlar ve denizaltı kapasitesi açısından öne çıktığı vurgulandı. Ukrayna Savaşı’na rağmen Rusya’nın askeri üretim kapasitesini artırdığına işaret edilen raporda, bu durum Moskova’nın uzun süreli çatışma kabiliyetini koruduğunu ortaya koyuyor.
TÜRKİYE İLK 10’DA ALMANYA GERİDE KALDI
Rapora göre Türkiye, savunma sanayisinde son yıllarda atılan adımların da etkisiyle dünyanın en güçlü 9. ordusu olarak sıralandı. Deniz platformları, yerli savunma projeleri ve insansız hava araçları Türkiye’nin sıralamadaki yerini güçlendiren unsurlar arasında gösterildi.
Almanya’nın ise 12. sırada yer alması dikkat çekti. Uzmanlar, Almanya’nın ekonomik gücüne rağmen askeri kapasitesinin tarihsel ve yapısal nedenlerle sınırlı kaldığına işaret ediyor.
İŞ BİRLİĞİ VAR, İTTİFAK YOK
Analistlere göre Rusya ile Çin arasındaki askeri ilişkiler genişlemeye devam etse de, bu yakınlaşmanın NATO benzeri bir askeri ittifaka dönüşmesi kısa vadede beklenmiyor. Bunun en önemli nedeni, her iki ülkenin de egemenlik alanlarını sınırlayacak bağlayıcı taahhütlerden kaçınması.
Rusya’nın Hindistan’la olan askeri ilişkilerini sürdürmek istemesi ve Çin’in Batı ile ekonomik bağlarını tamamen koparmaya yanaşmaması, ittifakın önündeki temel engeller arasında gösteriliyor. Buna rağmen taraflar, ortak tatbikatlar, silah sistemleri ve teknoloji paylaşımı gibi alanlarda iş birliğini sürdürüyor.
MOSKOVA’DAN DOLAYLI DESTEK BEKLENİYOR
Uzmanlara göre Çin’in Tayvan’a yönelik olası bir askeri hamlesi durumunda Rusya’nın doğrudan Batı ile savaşa girmesi düşük bir ihtimal. Ancak Ukrayna Savaşı sürecinde Çin’in Rusya’ya sağladığı dolaylı destek göz önüne alındığında, Tayvan krizinde Moskova’nın Pekin’e siyasi, ekonomik ve askeri destek vermesi sürpriz olmayacak.
TİCARETTE DOYGUNLUK DÖNEMİ
Rusya–Çin ticaret hacmi 2022–2024 yılları arasında hızlı bir artış göstererek 245 milyar dolara kadar yükselmişti. Ancak 2025’te ticaret hacmi yaklaşık %7 oranında gerileyerek 228 milyar dolara düştü.
Ekonomistlere göre bu düşüş bir krizden ziyade doygunluk sürecine işaret ediyor. Mevcut enerji altyapısı, boru hatları ve liman kapasitesi, ticaretin daha hızlı büyümesini sınırlıyor. Ayrıca Rusya’nın Çin’den otomobil ithalatında 2025 yılında yaklaşık %50’lik düşüş yaşanması da bu gerilemede etkili oldu.
ULUSAL PARALARLA TİCARET VE YENİ EKONOMİK MODEL
Rusya ile Çin arasındaki ticaretin yaklaşık %99’u ruble ve yuan ile gerçekleştiriliyor. Bu durum, Batı’nın finansal yaptırım mekanizmalarının etkisini sınırlayan önemli bir unsur olarak öne çıkıyor.
İki ülke, enerji ve otomotiv merkezli ticaretin ötesine geçerek sanayi, altyapı, değerli madenler, Arktik bölgesi ve yüksek teknoloji alanlarında daha derin bir ekonomik iş birliği modeli oluşturmayı hedefliyor. Aralık ayında yürürlüğe giren karşılıklı yatırımları koruma anlaşması da bu stratejinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
BATI İÇİN ZORLAYICI AMA KONTROLLÜ BİR YAKINLAŞMA
Uzmanlara göre Rusya–Çin ilişkileri, ABD öncülüğündeki Batı için stratejik bir meydan okuma oluştursa da bu ilişki şimdilik kontrollü ve çıkar odaklı bir çerçevede ilerliyor. Askeri ittifaktan ziyade çok boyutlu bir iş birliği modeli üzerinden şekillenen bu yakınlaşmanın, önümüzdeki yıllarda küresel güç dengelerinde belirleyici olmaya devam etmesi bekleniyor.
























