(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Ortadoğu’da dengeleri kökten değiştirebilecek bir kriz, İran’ın dini liderinin öldürülmesiyle yeni bir aşamaya girdi. ABD ve İsrail’e atfedilen saldırının ardından başlayan karşılıklı operasyonlar, yalnızca iki ülkeyi değil tüm bölgeyi içine çekme potansiyeli taşıyan bir çatışmaya dönüşüyor. Bu yaşananlar, kısa süreli bir askeri operasyonun ötesine geçebilir.
SINIRLI OPERASYON HESABI TUTMADI MI?
Krizin başlangıcında ABD Başkanı Donald Trump’ın bu savaşı sınırlı tutmayı hedeflediğini, operasyonun İran’ın askeri kapasitesini sınırlamayı hedefleyen kontrollü bir müdahale olduğu değerlendirmeleri yapıldı. Ancak İran’ın hızlı ve geniş çaplı misillemesi, bu beklentiyi zayıflattı. İran’ın yalnızca İsrail’i değil, Amerikan askeri varlığının bulunduğu Körfez ülkelerini de hedef alması, çatışmanın bölgesel ölçekte yayılabileceğini gösterdi. Bu durum, savaşın başlangıç planlarının sahadaki gerçeklikle örtüşmeyebileceği daha net anlatıyor.
İRAN NEDEN GERİ ADIM ATMAYABİLİR?
Lider suikastı gibi sembolik etkisi yüksek bir olay sonrası İran yönetiminin hızlı bir ateşkese yönelmesi siyasi açıdan zor görünüyor. Rejim açısından caydırıcılık ve iç kamuoyuna verilen mesaj büyük önem taşıyor. Bu nedenle İran’ın, askeri dengeden bağımsız olarak belirli bir süre boyunca misilleme kapasitesini göstermeye çalışacağı değerlendiriliyor. Özellikle balistik füze saldırılarının sürmesi, savaşın seyrini belirleyecek temel unsur olarak görülüyor.
FÜZE DENGESİ VE SAVUNMA SINIRI
Çatışmaların askeri boyutunda en kritik başlık hava savunma sistemleri. İsrail’in gelişmiş savunma ağlarına rağmen yoğun füze saldırılarının tamamen engellenememesi dikkat çekiyor. İran’ın füze kapasitesini koruduğu ve saldırılarını sürdürdüğü belirtilirken, İsrail’in hava savunma sistemlerinin yoğun kullanım nedeniyle baskı altında olduğu ifade ediliyor. Savunma füzelerinin yüksek maliyeti ve sınırlı üretim kapasitesi, uzun süren bir çatışmada tarafların dayanıklılığını belirleyen faktörlerden biri olabilir. Savaşın zamana yayılması halinde askeri değil ekonomik sürdürülebilirliğin belirleyici olacak.
HÜRMÜZ BOĞAZI: SAVAŞIN KÜRESEL CEPHESİ
Küresel enerji ticaretinin kilit noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’nda yaşanan son gelişmeler, bölgesel bir askeri gerilimin ötesinde küresel ekonomik dengeleri sarsabilecek bir kırılmaya işaret ediyor. İran Devrim Muhafızları’nın, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından boğazdaki deniz taşımacılığına yönelik kısıtlama sinyalleri vermesi, resmî bir kapatma ilanı olmasa da fiili bir daralma etkisi yarattı; tankerlerin rotalarını değiştirmesi ve sigorta maliyetlerinin yükselmesi bunun somut göstergesi. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği bu dar su yolunda yaşanacak her aksama, enerji fiyatlarını yukarı çekerek küresel enflasyon üzerinde baskı oluşturma potansiyeline sahip. Bu nedenle mesele yalnızca askeri bir hamle değil; enerji arz güvenliği, büyük güçlerin bölgesel nüfuz mücadelesi ve kırılgan ekonomilerin dayanıklılığı açısından yeni bir stres testi anlamına geliyor. Hürmüz’deki belirsizlik sürdükçe, piyasalar da jeopolitik risk primini fiyatlamaya devam edecek gibi görünüyor.
KÖRFEZ ÜLKELERİ YENİ BİR GÜVENLİK SORGULAMASINDA
Çatışmaların Körfez ülkelerine sıçraması, bölgedeki güvenlik mimarisini de tartışmaya açtı. Dubai, Kuveyt ve Bahreyn havalimanlarının saldırılara uğraması, bölge ekonomisinde büyük bir güvenlik ve lojistik krizine işaret ediyor. Bu durum, yalnızca Ortadoğu’yu değil, Çin ve Güney Kore gibi enerji ithalatçısı ülkeleri de doğrudan etkileyerek küresel ekonomik istikrarı tehdit ediyor.
Uzun süredir ABD askeri varlığını koruyucu unsur olarak gören ülkeler, şimdi bu üslerin kendilerini hedef haline getirip getirmediğini sorguluyor. Bu durumun orta vadede bölgesel ittifaklarda ve savunma stratejilerinde değişime yol açabilir.
TÜRKİYE’YE YANSIMALAR
Savaşın ekonomik ve jeopolitik etkileri Türkiye’yi de doğrudan ilgilendiriyor. Türk ekonomisinin kırılgan yapısı ve enerji ticaretindeki olası aksaklıklar, gelişmelerin Türkiye üzerindeki etkilerini artırıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki belirsizlik ve yükselen enerji fiyatları, ekonomik kırılganlığı daha görünür hâle getiriyor.
UZUN SÜRELİ ÇATIŞMA RİSKİ
Ortadoğu’da başlayan bu yeni çatışma hem bölgesel hem de küresel düzeyde ciddi etkiler yaratacak bir kriz dalgasının işaretlerini taşıyor. Savaşın kısa süreli biteceğini düşünen aktörlerin hesaplarının yanıltıcı olduğu ve İran’ın hem askeri hem ekonomik araçlarla misillemeye hazır olduğu görülüyor. Körfez ülkeleri, dünya finans piyasaları ve enerji arz güvenliği, bu krizden doğrudan etkilenecek alanlar olarak öne çıkıyor.























