(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Ortadoğu’da tansiyon yeniden yükselirken, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında artan gerilimin sıcak çatışmaya dönüşüp dönüşmeyeceği sorusu hem bölge başkentlerinde hem de küresel diplomasi çevrelerinde en çok tartışılan başlık haline geldi. Sürecin merkezinde ise Donald Trump yönetiminin izlediği sert baskı politikası ile Benjamin Netanyahu hükümetinin İran karşıtı stratejisi yer alıyor.
“MAKSİMUM BASKI” ÇIKMAZI
Washington’un Tahran’a yönelik yaklaşımı, yalnızca nükleer programın sınırlandırılmasını değil, İran’ın balistik füze kapasitesinin de ortadan kaldırılmasını hedefliyor. Ancak uzmanlara göre bu talepler, Tahran açısından yalnızca askeri bir geri adım değil, doğrudan caydırıcılığın ortadan kalkması anlamına geliyor.
İran, özellikle son yıllarda balistik füze kapasitesini ulusal güvenliğinin temel unsuru olarak konumlandırdı. Bu nedenle, söz konusu başlıkta verilecek bir taviz, İsrail’e karşı savunmasız kalma riski olarak görülüyor. Bu tablo, Venezuela benzeri bir “rejim üzerinde baskı kurarak geri adım attırma” modelinin İran’da kolay işlemesini zorlaştırıyor.
PENTAGON’DA GÖRÜŞ AYRILIĞI İDDİASI
Washington kulislerine yansıyan bilgilere göre, Beyaz Saray’da yapılan son güvenlik toplantılarında olası bir “kısıtlı operasyon” senaryosu masaya yatırıldı. İran’daki belirli askeri hedeflerin vurulması ya da üst düzey isimlere yönelik nokta operasyonlar seçenekler arasında değerlendirildi. Ancak ABD Genelkurmay çevrelerinin, böyle bir müdahalenin öngörüldüğü kadar sınırlı kalmayabileceği ve bölgesel bir savaşa evrilebileceği yönünde uyarılarda bulunduğu belirtiliyor. Özellikle insansız hava araçlarının ve füze kapasitesinin arttığı “SİHA çağı”nda, Ortadoğu’daki Amerikan üslerinin misillemelere açık hale gelebileceği vurgulanıyor.
Savunma sistemlerinde mühimmat eksikliği ve üretim sürelerinin uzunluğu da askeri planlamada dikkate alınan başlıklar arasında gösteriliyor.
İSRAİL FAKTÖRÜ
Gerilimin bir diğer boyutu ise İsrail’in stratejik yaklaşımı. Netanyahu hükümeti, İran’da rejim değişikliği hedefini açıkça dile getirmese de Tahran yönetiminin zayıflatılması gerektiği yönündeki mesajlarını saklamıyor. İddialara göre Tel Aviv, Washington’un doğrudan İran’la karşı karşıya gelmesini tercih ediyor. Böyle bir senaryoda İsrail’in ikinci aşamada devreye girmesi ve ABD’yi ön cepheye sürmesi ihtimali diplomasi çevrelerinde tartışılıyor.
Öte yandan bazı Arap ülkelerinin, hava sahalarının veya askeri altyapılarının İran’a yönelik bir saldırıda kullanılmasına sıcak bakmadığı belirtiliyor. Bu durum, olası bir operasyonun lojistik boyutunu karmaşıklaştırıyor.
TARİHSEL RİSK: “GERİLEYEN GÜÇ” TEZİ
Analistler, büyük güçlerin gerileme dönemlerinde daha riskli dış politika hamleleri yapabildiğine dikkat çekiyor. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısı da başlangıçta birçok uzman tarafından düşük ihtimal olarak değerlendirilmişti. Ancak süreç uzun soluklu bir savaşa dönüştü.
Bu örnek, uluslararası sistemde güç kaybı yaşayan aktörlerin, stratejik hesaplama hataları yapabileceği yönündeki tartışmaları yeniden gündeme taşıyor.
İRAN CEPHESİNDE İÇ KIRILGANLIK
İran’da ekonomik kriz derinleşmiş durumda. Ancak mevcut tablo yalnızca yaptırımlarla açıklanmıyor. Yolsuzluk iddiaları ve yönetim krizleri, rejimin iç meşruiyetini zorlayan unsurlar arasında gösteriliyor.
Buna karşın Tahran, Irak, Suriye ve Lübnan’daki nüfuzu üzerinden bölgesel bir “direniş hattı” kurduğunu savunuyor. Eleştirmenler ise bu stratejinin savunma değil, bölgesel güç projeksiyonu anlamına geldiğini belirtiyor.
TÜRKİYE’YE OLASI ETKİLER
Gerilimin sıcak savaşa dönüşmesi halinde en hızlı etki enerji piyasalarında görülebilir. Petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerine çıkabileceği öngörülüyor. Bu durum, enflasyonla mücadele eden Türkiye ekonomisi üzerinde ciddi baskı yaratabilir.
Olası bir İran iç karışıklığı ya da iç savaş senaryosu ise yeni bir göç dalgası riskini beraberinde getirebilir. Bu tablo, Türkiye’nin hem ekonomik hem de sosyal dengeleri açısından yeni bir sınama anlamına geliyor.
KRİTİK EŞİK
Washington’daki karar alıcılar açısından en kritik soru şu: Güç gösterisi adına atılacak sınırlı bir askeri adım gerçekten sınırlı kalabilir mi?
Ortadoğu’da daha önce birçok kez görüldüğü gibi, küçük bir kıvılcım geniş çaplı bir yangına dönüşebiliyor. ABD–İran hattındaki mevcut gerilim de benzer bir kırılganlık taşıyor. Diplomatik kanalların açık kalıp kalmayacağı ve tarafların risk iştahı, önümüzdeki dönemin seyrini belirleyecek.
























