(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Suriye’de 8 Aralık 2024’te muhalif güçlerin Şam’ı ele geçirmesiyle birlikte yarım asrı aşan bir iktidar dönemi sona erdi. 1970’te Hafez al-Assad’ın darbeyle başlattığı ve 2000’den itibaren oğlu Bashar al-Assad ile devam eden yönetim, yalnızca siyasal değil sembolik bir hanedan düzeni inşa etmişti. Şimdi ülke, bu mirasın hem kurumsal hem de zihinsel izlerini silmeye çalışıyor. Peki Suriye örneği, Ortadoğu’daki hanedan tipi yönetimler için bir çıkmazı mı işaret ediyor?
DEVLET İLE AİLENİN İÇ İÇE GEÇTİĞİ YARIM ASIR
Baas Partisi iktidarı altında Suriye’de lider kültü, sıradan bir propaganda pratiğinin ötesine geçti. Havaalanlarından okullara, banknotlardan kamu binalarına kadar devletin fiziksel ve sembolik alanı Assad ailesiyle özdeşleştirildi. Bu durum, devleti kamusal bir yapı olmaktan çıkarıp hanedanın temsili alanına dönüştürdü.
Yönetimin meşruiyeti seçim rekabetinden değil, güvenlik aygıtı, parti hiyerarşisi ve liderin şahsında somutlaşan “istikrar” söyleminden beslendi. Ancak bu model, uzun vadede kurumsal zayıflık yarattı. Devlet, kişisel sadakat ağlarına dayanırken bağımsız yargı, hesap verebilirlik ve denge-denetleme mekanizmaları geri planda kaldı.
LİDER KÜLTÜNÜN HUKUKİ ZEMİNİ
Suriye örneği, hanedanlaşmanın sadece siyasi tercihlerle değil, hukuki düzenlemelerle de pekiştirildiğini gösterdi. Yerel yönetim yasaları ve para politikası düzenlemeleri, kamu alanının isimlendirilmesi ve sembollerin kişiselleştirilmesi için geniş takdir alanı tanıdı. Bu durum, kamu mülkiyetinin sembolik olarak aileyle özdeşleştirilmesini mümkün kıldı.
Bugün geçiş sürecindeki Suriye’de tartışılan mesele yalnızca isim değişiklikleri değil; kamu kurumlarının tekrar tarafsız ve kolektif kimliğe dayalı bir yapıya kavuşturulması. Bu çaba, sembolik geçiş adaletinin de parçası olarak görülüyor.
PSİKOLOJİK VE TOPLUMSAL BOYUT
Hanedan tipi yönetimlerin en güçlü dayanağı yalnızca güvenlik aygıtı değildir. Uzun süreli lider kültü, toplumsal kimliği de dönüştürür. Eleştirel düşünmenin baskılandığı, farklılığın tehdit olarak algılandığı ortamlarda bireyler kolektif güvenlik duygusunu lider figüründe arayabilir.
Suriye’de bugün tartışılan mesele, bu zihinsel mirasın nasıl aşılacağıdır. Hukuki reformlar tek başına yeterli görülmüyor; eğitim, medya ve kamusal söylem üzerinden vatandaşlık bilincinin yeniden inşası gerekliliği vurgulanıyor.
İSTİKRAR MI KIRILGANLIK MI?
Ortadoğu’da hanedan veya aile merkezli yönetim modelleri yalnızca Suriye ile sınırlı değil. Ancak her ülkenin kurumsal yapısı, toplumsal sözleşmesi ve ekonomik modeli farklı. Bazı monarşiler kurumsal süreklilik ve ekonomik performansla meşruiyet üretirken, cumhuriyet formu altında fiilen hanedanlaşan rejimlerde kırılganlık daha belirgin hale gelebiliyor.
Suriye örneği, özellikle “cumhuriyet” iddiasıyla yönetilip fiilen babadan oğula devredilen sistemlerin uzun vadede meşruiyet krizi yaşayabileceğini gösterdi. Devlet ile ailenin özdeşleşmesi, iktidar değişimini yalnızca siyasi değil rejimsel bir krize dönüştürüyor.
ÇEVRE ÜLKELER AÇISINDAN NE ANLAMA GELİYOR?
Suriye’de yaşananlar, yalnızca bir iktidar değişimini değil, kurumsal yapının kişiselleşmesinin doğurduğu riskleri de görünür kıldı. Devlet mekanizmasının tek bir lider figürü etrafında şekillenmesi, o figür sahneden çekildiğinde ciddi bir boşluk yaratabiliyor. Kuralların yerini sadakat ilişkileri aldığında ise sistem, sürdürülebilir olmaktan çıkıyor.
Bir diğer dikkat çekici unsur, sembollerin siyaseti. Devletin adı, binaların tabelası, paranın üzerindeki yüz ya da kamusal hafızaya kazınan imgeler… Bunlar yalnızca estetik tercihler değil; aidiyet duygusunu şekillendiren unsurlar. Kamusal alanın bir aile ya da liderle özdeşleşmesi, farklı kesimlerin devlete eşit mesafede durmasını zorlaştırabiliyor.
Son olarak, rejim sonrası dönem yalnızca hukuki düzenlemelerle yönetilebilecek bir süreç değil. Uzun yıllar boyunca lider merkezli bir kimlik inşa edilmişse, bunun çözülmesi toplumsal ve psikolojik bir yeniden yapılanmayı gerektiriyor. Aksi halde eski gerilimlerin yerini yeni kırılmalar alabiliyor.
ÇIKMAZ SOKAK MI?
Suriye’de yaşananlar, hanedan modelinin mutlak bir çıkmaz olduğunu tek başına kanıtlamıyor. Ancak devlet ile aile arasındaki sınırın silikleştiği, kurumsal denetim mekanizmalarının zayıfladığı ve meşruiyetin tek bir figürde toplandığı sistemlerin uzun vadede sürdürülebilir olmadığına dair güçlü bir örnek sunuyor. İstikrar, güçlü bir lider figüründe mi yoksa güçlü ve tarafsız kurumlarda mı aranmalı?
Suriye’nin yeni dönemi, bu soruya verilecek cevabın bölge siyaseti açısından ne kadar belirleyici olacağını gösterecek.























