(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Ortadoğu, bir türlü huzura varamayan, barışa hep bir adım uzak kalmış coğrafyaların başında geliyor. Her yeni gün, geçmişte yaşanan bir acının gölgesinde doğuyor. Her şehir, kendi yıkımını hafızasında taşıyor. Irak, Suriye, Libya, Gazze, Lübnan… Ve şimdi sırada İran var.
NEDEN HEP AYNI SON?
Ortadoğu’da çatışmaların ardında yatan temel iki dinamik var; enerji kaynakları ve ideolojik ayrışmalar. Petrol, doğalgaz ve enerji nakil hatları üzerinden kurulan dış müdahaleler zinciri, bölgedeki her istikrarsızlıkta baş aktörlerden biri. Öte yandan mezhepsel ayrılıklar, dinî farklılıklar ve etnik rekabet de içeriden bölünmeleri derinleştiriyor.
Dışarıdan gelen askeri müdahaleler, içerideki siyasal otorite boşluklarıyla birleşince, savaşlar sadece coğrafi değil zihinsel bir yıkıma da neden oluyor. Silahlar sustuğunda bile toplumlar barışı hatırlayamıyor.
IRAK: “ÖZGÜRLEŞTİRİLEN” BİR HALKIN YİTİRDİKLERİ
2003’te ABD öncülüğünde başlayan işgal, Saddam Hüseyin’in devrilmesiyle “özgürlük” vaadiyle sunuldu. Ancak ardından gelenler, Irak halkı için özgürlük değil kaos getirdi. Şii-Sünni çatışmaları, mezhebi milislerin yükselişi ve nihayetinde IŞİD’in Musul’u ele geçirmesi, Irak’ı bir güvenlik krizinin merkezi haline getirdi. Bugün hâlâ devlet otoritesi tam olarak tesis edilebilmiş değil. Irak, enerji zengini bir ülke olarak bölgesel ve küresel aktörlerin gölgesinde yaşamaya devam ediyor.
SURİYE: BİR DEVRİMİN ENKAZI
2011’de başlayan halk ayaklanması, Suriye tarihinin en karanlık dönemine dönüştü. Esad rejimi tüm gücüyle iktidarda kaldı, ancak ülkenin dört bir yanı yıkıma uğradı. Rusya ve İran rejimi desteklerken, ABD başta olmak üzere Batılı ülkeler muhalif unsurları destekledi. Türkiye, YPG’ye karşı sınır ötesi operasyonlara girişti. Milyonlarca Suriyeli ülkesini terk etti. Suriye bugün hem fiziksel hem de siyasi anlamda bölünmüş durumda. Devrim, bir harabeye dönüştü.
LİBYA: PETROLÜN GÖLGESİNDE PARÇALANAN DEVLET
Muammer Kaddafi’nin devrilmesi, Libya için yeni bir dönemin kapılarını araladı ama bu kapıdan barış değil milisler geçti. Doğu ve batı arasında bölünmüş iki yönetim, çeşitli silahlı grupların hâkimiyetinde olan şehirler ve başkentin kalbinde süregelen çatışmalar… Libya, Afrika’nın en zengin enerji kaynaklarından birine sahip olmasına rağmen, siyasi istikrarsızlık ve dış müdahaleler nedeniyle ekonomik çöküş yaşıyor. Avrupa’ya ulaşmak isteyen göçmenlerin mezarına dönüşen Akdeniz’in kıyısında, umutlar hâlâ sürükleniyor.
FİLİSTİN VE GAZZE: YIKIMIN SÜREKLİLİĞİ
Filistin sorunu, Ortadoğu’nun en eski ama çözümsüz yaralarından biri. 1948’den bu yana yerinden edilen, kuşatılan, parçalanan bir halk… Gazze, İsrail’in ablukası altında adeta açık hava hapishanesi. 2023’te başlayan son büyük savaşla birlikte on binlerce sivil hayatını kaybetti. Su, elektrik, gıda gibi temel ihtiyaçlara erişim neredeyse imkânsız hale geldi. Uluslararası toplumun çağrıları sonuçsuz kaldı. Bu trajedi, dünya kamuoyunun vicdanı ile gerçek politik çıkarları arasındaki uçurumu bir kez daha gözler önüne serdi.
LÜBNAN: SESSİZLİĞİN İÇİNDEKİ ÇÖKÜŞ
Bir zamanlar Ortadoğu’nun finans merkezi ve kültürel başkentlerinden biri olan Lübnan, bugün ekonomik çöküş, siyasi felç ve sosyal bunalımın pençesinde. 2020’de Beyrut Limanı’nda yaşanan korkunç patlama, devlete olan güveni yıktı. Lübnan lirasının değer kaybı %90’ı aşarken, genç nüfus ülkeden kaçmanın yollarını arıyor. Hizbullah’ın askeri ve siyasi etkisi, ülkenin tarafsızlığını zedeliyor. Lübnan, içten içe çürüyen ama bir türlü patlamayan bir saatli bomba gibi.
İRAN: ÇATIŞMALARIN YENİ EŞİĞİ
2025’te İsrail’in İran’daki nükleer tesislere yönelik saldırıları, yıllardır vekil savaşlarla yürütülen çatışmanın doğrudan bir savaşa dönüşmesine neden oldu. İran’ın misillemeleri, Orta Doğu’daki kırılgan dengeyi sarstı. Nükleer silahların gölgesinde yürüyen bu gerilim, yalnızca iki ülkeyi değil, Körfez ülkelerinden ABD’ye, Türkiye’den Rusya’ya kadar pek çok aktörü yakından ilgilendiriyor. İran hem ideolojik hem de jeostratejik olarak bölgedeki statükoyu zorlayan bir oyuncu. Ancak artık kendisi de içerden ve dışardan ciddi baskılar altında.
ÇÖZÜM ZOR, RİSKLER ÇOK
Ortadoğu’da barış, sadece çatışmaların durması anlamına gelmiyor. Barış; adaletin tesis edilmesi, ekonomik refahın paylaşılması, toplumsal uzlaşının kurulmasıyla mümkün olabilir. Ancak bu unsurların hiçbiri mevcut dengelerde kolay ulaşılabilir değil.
Bölgedeki acılar kronikleşmiş durumda. Sadece liderlerin değil, halkların da travmalarla baş etmesi gerekiyor. Ortadoğu’da insan hayatı, petrolün, sınırların, ideolojilerin gerisinde kalıyor.
Barış hâlâ çok uzak. Belki bir gün, toprakların altındaki zenginlikler değil; üstündeki hayatlar daha kıymetli görülür. Belki o zaman bu çığlıklar diner.
























