(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
St. Petersburg’da art arda düzenlenen Avrasya Ekonomik Birliği ve Bağımsız Devletler Topluluğu zirveleri, yalnızca yıl sonu diplomatik temasları olarak değil; Moskova’nın post-Sovyet coğrafyadaki nüfuzunu yeniden tahkim etme çabası olarak da okunuyor. Vladimir Putin’in zirveleri kendi memleketinde toplaması hem sembolik hem de siyasi açıdan dikkat çekici bir mesaj içeriyor. Ancak bu vitrinin arka planında, Güney Kafkasya ve Orta Asya’da Rusya’nın eskisi kadar rahat hareket edemediğine işaret eden önemli kırılmalar da göze çarpıyor.
PETERSBURG VİTRİNİ VE MOSKOVA’NIN “ARKA BAHÇE” REFLEKSİ
Putin’in zirve kapsamında liderleri Ermitaj Sarayı’nda gezdirmesi, Rusya’nın tarihsel ve kültürel gücünü diplomatik bir araç olarak kullanma alışkanlığının sürdüğünü gösteriyor. Avrasya Ekonomik Birliği ve BDT zirveleri, Moskova açısından yalnızca ekonomik işbirliği değil; aynı zamanda Batı yaptırımları altında sıkışan Rusya’nın etki alanını koruma girişimi niteliği taşıyor. Ulusal para birimleriyle ticaret oranlarının yüksekliği ve enerji-dışı ihracat vurguları, Rusya’nın yaptırımlara rağmen bölgeyi elinde tutabildiği mesajını vermeyi amaçlıyor.
Ancak bu tablo, eksik sandalyeler nedeniyle tam değil. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in St. Petersburg’a gelmemesi, Moskova’nın “arka bahçe” olarak gördüğü Güney Kafkasya’da artık her davetin karşılık bulmadığını gösteren güçlü bir işaret olarak öne çıkıyor.
ALİYEV’İN YOKLUĞU: SESSİZ AMA GÜÇLÜ BİR MESAJ
Kremlin, zirve öncesinde Aliyev’in katılımını ve Putin’le ikili görüşme planlarını duyurmuştu. Buna rağmen Azerbaycan liderinin son anda zirveye katılmaması, Bakü–Moskova hattındaki mesafenin derinleştiğine dair yorumları güçlendirdi. Karabağ Savaşı sonrası sahada üstünlüğünü pekiştiren ve Rus askerlerinin bölgeden çekilmesini sağlayan Azerbaycan’ın, Moskova’ya olan stratejik ihtiyacının azaldığı artık açık biçimde hissediliyor.
Uçak kriziyle başlayan ve diaspora üzerindeki baskılarla devam eden gerilim, ilişkilerin “pragmatik ama mesafeli” bir çizgiye oturduğunu gösteriyor. Taraflar köprüleri atmıyor, ancak eski yakınlık da geri gelmiyor. Bu durum, Rusya’nın Güney Kafkasya’daki manevra alanını daraltan bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
ERMENİSTAN CEPHESİNDE YÖN DEĞİŞİMİ
Zirvenin bir diğer dikkat çekici başlığı ise Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın verdiği mesajlar oldu. Paşinyan, bir yandan Moskova’yla temaslarını sürdürürken, diğer yandan Azerbaycan’la normalleşme ve Batı’yla yakınlaşma sürecini açık biçimde vurguladı. Azerbaycan’dan Ermenistan’a başlayan yakıt sevkiyatı ve enerji alanında alternatif arayışları, Erivan’ın Rusya’ya bağımlılığını azaltma yönünde attığı somut adımlar arasında yer alıyor.
Zengezur hattı konusunda Rusya yerine ABD ile yürütülen müzakerelerin dile getirilmesi ise Kremlin açısından daha hassas bir dosya. Bu çıkış, Moskova’nın Güney Kafkasya’daki “arabulucu ve güvenlik sağlayıcı” rolünün sorgulandığını ortaya koyuyor.
ABD’NİN ORTA ASYA HAMLESİ DENGELERİ ZORLUYOR
Tüm bu gelişmelerin ortasında Washington’dan gelen sinyaller, rekabetin yalnızca Güney Kafkasya ile sınırlı kalmadığını gösteriyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın Kazakistan ve Özbekistan liderleriyle yaptığı telefon görüşmeleri ve bu iki ülkenin 2026’daki G20 zirvesine davet edilebileceği yönündeki açıklamalar, Orta Asya’nın küresel güç mücadelesinde daha görünür bir konuma taşındığını ortaya koyuyor.
Washington’un Orta Asya’ya ilgisi; enerji, nadir madenler, lojistik koridorlar ve Çin-Rusya nüfuzunu dengeleme hedefleriyle örtüşüyor. Bu ilgi, Moskova açısından hem bir risk hem de dikkatle yönetilmesi gereken yeni bir denge anlamına geliyor. Rusya, Orta Asya’daki geleneksel etkisini korumak isterken, ABD’nin doğrudan temaslarının bölge ülkelerine yeni manevra alanları açtığı görülüyor.
TÜRKİYE FAKTÖRÜ VE BÖLGESEL DENKLEMİN GENİŞLEMESİ
Türkiye’nin Ermenistan’la normalleşme kapsamında attığı adımlar, özellikle hava ulaşımı ve ticaret alanında yeni bir dönemin habercisi olarak değerlendiriliyor. Bu süreç, Azerbaycan-Ermenistan barışına paralel ilerlerken, Ankara’nın Güney Kafkasya’daki rolünü de güçlendiren bir etki yaratıyor. Orta Asya ülkelerinin G20 gibi platformlarda daha görünür hale gelmesi ise, Türkiye açısından da diplomatik ve siyasi yeni imkanlar doğurabilecek bir tabloya işaret ediyor.
REKABET SERTLEŞİYOR, BELİRSİZLİK BÜYÜYOR
St. Petersburg’daki zirveler, Moskova’nın hâlâ önemli bir çekim merkezi olduğunu gösterse de eksik katılımlar, yön değiştiren ittifaklar ve ABD’nin artan ilgisi, post-Sovyet coğrafyada dengelerin hızla değiştiğini ortaya koyuyor. Güney Kafkasya ve Orta Asya, artık tek bir merkezin kontrol ettiği alanlar olmaktan çıkarken, büyük güçler arasındaki rekabetin daha açık ve daha sert yaşandığı bir sahaya dönüşüyor.
Ortaya çıkan tablo, Rusya’nın geçmişteki konforunu kaybettiğini; ABD’nin ise bölgeye daha doğrudan ve iddialı biçimde girmeye hazırlandığını gösteriyor. Bu güç mücadelesinin önümüzdeki dönemde hem bölge ülkelerinin iç dengelerini hem de Türkiye’nin çevre coğrafyasını yakından etkilemesi bekleniyor.
























