(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Dünyanın en stratejik kaynaklarından biri haline gelen nadir toprak elementleri (NTE) etrafındaki küresel rekabet giderek kızışıyor. Çin’in hâkimiyetindeki bu alanda ABD yeni tedarik zincirleri kurmaya çalışırken, Türkiye de “oyunun yeni aktörü” olma iddiasını güçlendirdi.
ÇİN’İN TEKELİ, ABD’NİN ARAYIŞI
Günümüz teknolojisinin kalbinde yer alan nadir toprak elementleri, elektrikli araç motorlarından rüzgâr türbinlerine, akıllı telefonlardan savaş uçaklarına kadar birçok ileri sistemin vazgeçilmez bileşenleri arasında.
Çin, bu elementlerin çıkarılması ve işlenmesi konusunda dünyanın açık ara lideri. Küresel üretimin yaklaşık %68’ini tek başına üstlenen Pekin, aynı zamanda işleme kapasitesinde de neredeyse tekel konumunda. Bu durum, Çin’e stratejik bir koz kazandırıyor; zira ülkeler arası gerginliklerde bu kaynakların ihracatını sınırlamak, küresel tedarik zincirlerini kolaylıkla sarsabiliyor.
Bu tablo karşısında ABD, Çin’e olan bağımlılığını azaltmak için Avustralya, Vietnam, Afrika ülkeleri ve Kanada ile iş birliği arayışlarını artırdı. Washington yönetimi ayrıca kendi topraklarında yeni maden projelerine yatırım yaparak “stratejik bağımsızlık” hedefliyor.
TÜRKİYE’NİN YENİ HAMLESİ: BEYLİKOVA REZERVİ
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, son kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada, Eskişehir’in Beylikova ilçesinde 694 milyon tonluk nadir toprak elementi kaynağı tespit edildiğini duyurdu. Erdoğan, bu sahada 17 nadir elementten 10’unun bulunduğunu ve Türkiye’nin dünyanın en büyük beş üreticisinden biri olmayı hedeflediğini belirtti.
Erdoğan, “Bu zenginliği hiçbir ülkeye devretmemiz söz konusu değildir. Türkiye kendi kaynaklarını kendi işletecektir” diyerek dış sermaye iddialarına da sert tepki gösterdi. Sahanın işletilmesiyle ilgili olarak 310 farklı noktada 125 bin metrelik sondaj yapıldığı, önümüzdeki dönemde işleme tesislerinin kurulacağı ifade edildi.
EKONOMİK FIRSAT MI, YENİ RİSK Mİ?
Beylikova’daki rezervin gerçekten dünya çapında ikinci büyük kaynak olduğu iddiası tartışma yaratıyor. Uzmanlar, söz konusu miktarın “toplam maden varlığı” değil, işlenebilir ekonomik rezerv miktarının belirleyici olduğuna dikkat çekiyor. Ayrıca Türkiye’nin henüz bu elementleri saflaştırma ve ayrıştırma teknolojisine sahip olmaması, projenin kısa vadede yüksek katma değer yaratmasını zorlaştırıyor. Çevre örgütleri ise nadir toprak madenciliğinin yoğun kimyasal kullanımı ve radyoaktif atık riski nedeniyle ciddi çevresel tehditler taşıdığı uyarısında bulunuyor.
STRATEJİK ÖNEMİ ARTIYOR
Nadir toprak elementleri, ülkelerin yalnızca ekonomik değil, jeopolitik gücünü de belirliyor. Elektrikli araçlardan savunma sanayine kadar pek çok stratejik alanda kullanılan bu elementler, enerji dönüşümünün de temel taşlarından biri. Dolayısıyla, bu alanda üretici ülke olmak Türkiye’ye uzun vadede teknolojik bağımsızlık sağlayabilir. Ancak bu hedefe ulaşmak için yalnızca cevher çıkarmak değil, işleme teknolojilerini geliştirmek, çevresel standartları sağlamak ve sürdürülebilir bir üretim modeli kurmak gerekiyor.
KAYNAK VAR, YOL UZUN
Erdoğan’ın “nadir toprak devrimi” açıklaması Türkiye için önemli bir fırsatı işaret ediyor. Fakat bu iddialı hedefin gerçekleşmesi, teknik kapasite, çevresel sorumluluk ve uluslararası işbirliği konularında somut adımlar atılmasına bağlı. Küresel güç dengelerinin şekillendiği bu yeni madencilik çağında, Türkiye’nin kaynak zenginliğini bilgi ve teknolojiyle destekleyip destekleyemeyeceği, önümüzdeki yıllarda ekonomi kadar dış politikayı da etkileyecek gibi görünüyor.
























