(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Gazze’ye insani yardım taşıyan Madleen gemisine İsrail tarafından uluslararası sularda müdahale edilmesi, hukuk dışı bir eylem olmasına rağmen uluslararası sistemin ve Türkiye’nin verdiği tepkiler, İsrail’in yıllardır sürdürdüğü “cezasızlık zırhı”nın hâlâ geçerliliğini koruduğunu gösteriyor. Gözaltına alınan 12 aktivist arasında bir Türk vatandaşının da bulunması, Ankara’da sözlü tepkilere yol açarken, geçmişte olduğu gibi yaptırımsız, sonuçsuz ve sessiz bir diplomasi sürecine girilmesi ihtimali güç kazanıyor.
ULUSLARARASI HUKUK AYAKLAR ALTINDA AMA YAPTIRIM YOK
İsrail, Madleen gemisine uluslararası sularda müdahale ederek deniz hukukunu ve insan haklarını ihlal etti. Bu eylem, aslında sadece bir gemiye değil, uluslararası düzenin temel kurallarına karşı da bir saldırıydı. Ne var ki, Birleşmiş Milletler dahil olmak üzere uluslararası kuruluşlar bu ihlalleri yalnızca “endişe verici” bulmakla yetindi.
İsrail’in yıllardır Gazze’de işlediği savaş suçları, abluka uygulamaları, sivilleri hedef alan operasyonları ve yardım gemilerine yönelik saldırıları hep aynı senaryoyla sonuçlandı: Uluslararası toplumun sessizliği ve ABD’nin koruması altında mutlak bir cezasızlık.
TÜRKİYE’NİN SINIRLI TEPKİSİ: SÖYLEM VAR, YAPTIRIM YOK
Türkiye ise olaya karşı resmi açıklamalarla tepki gösterdi. Dışişleri Bakanlığı, TBMM Başkanı, AK Parti sözcüleri ve muhalefet temsilcileri sert söylemler kullandı. Ancak kamuoyu bu söylemlerin arkasının gelmeyeceğini biliyor. 2010 Mavi Marmara saldırısından sonra yaşananlardan ders alınmadığı açık.
İsrail, 10 Türk vatandaşının hayatını kaybettiği Mavi Marmara baskını sonrası özür dilemiş, tazminat ödemiş, buna rağmen Türkiye ile ilişkilerini normalleştirmişti. Bugün gelinen noktada, aynı ülke yine bir yardım gemisine saldırıyor ve bu kez de diplomatik söylemle geçiştiriliyor. Bu kaçıncı kırmızı çizgi? Bu kaçıncı sonuçsuz kınama?
İSRAİL’İN CEZASIZLIK ZIRHI NASIL KORUNUYOR?
İsrail’in saldırgan ve hukuk tanımaz tutumu yalnızca askeri veya teknolojik gücünden kaynaklanmıyor. Asıl gücünü, yıllardır uluslararası sistemde kendisine sağlanan cezasızlık zırhından alıyor. Bu zırhın üç temel dayanağı var. İlk olarak, Amerika Birleşik Devletleri’nin koşulsuz siyasi, askeri ve diplomatik desteği İsrail’i her türlü uluslararası baskıdan koruyan en önemli unsur. İkinci olarak, Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşların etkisizliği, İsrail’in ihlallerine karşı caydırıcı bir mekanizma oluşturulamamasına neden oluyor. Son olarak, başta Müslüman ülkeler olmak üzere pek çok ülkenin çıkar odaklı, ikircikli ve tutarsız tepkileri, İsrail’in rahat hareket etmesine olanak tanıyor. Bu üçlü yapı, Tel Aviv yönetiminin işlediği insan hakları ihlallerinin ve uluslararası hukuk suçlarının neredeyse hiçbir sonuç doğurmamasına yol açıyor.
TÜRKİYE NE YAPABİLİR NE YAPMIYOR?
Türkiye, yaşanan bu son olayda olduğu gibi, İsrail’e karşı güçlü diplomatik araçlara sahip olmasına rağmen bu araçları çoğu zaman kullanmaktan geri duruyor. Örneğin, Türkiye henüz İsrail Büyükelçisini geri çağırma yoluna gitmedi. Ticari ilişkiler gözden geçirilmediği gibi, herhangi bir askeri veya ekonomik yaptırım gündeme getirilmedi. Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne doğrudan ve güçlü bir hukuki başvuru yapılmadı; bu da İsrail’in uluslararası alanda yargılanmasının önünü tıkıyor. Ayrıca, Türkiye’nin üyesi olduğu İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlar da etkili bir diplomatik baskı aracı haline getirilebilmiş değil. Tüm bu adımların eksikliği, Türkiye’nin söylem düzeyinde yüksek sesle tepki göstermesine rağmen, gerçek anlamda caydırıcı bir politika izleyemediğini ortaya koyuyor.
“KINAMA DİPLOMASİSİ” İLE İSRAİL’İ DURDURMAK MÜMKÜN MÜ?
Madleen gemisine yapılan müdahale, İsrail’in hukuk tanımazlığının ve uluslararası sistemdeki dokunulmazlığının yeni bir örneği olarak kayda geçti. Türkiye dahil birçok ülkenin verdiği tepkiler ise yine aynı noktaya varıyor: Cezasızlık zırhını delmeye kimse yanaşmıyor.
Eğer uluslararası toplum ve özellikle bölgesel aktörler İsrail’in bu eylemlerine karşı sadece retorikle yetinirse, gelecekte çok daha ağır hak ihlallerinin yaşanması kaçınılmaz. Çünkü cezasız kalan her suç, yeni bir suçun davetiyesidir.























