(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Ortadoğu’daki savaş, sadece İran ile ABD-İsrail hattı arasındaki askeri dengeleri değil, Körfez ülkelerinin onlarca yıldır dayandığı güvenlik mimarisini de sarsıyor. Bahreyn’den Birleşik Arap Emirlikleri’ne, Katar’dan Kuveyt’e kadar uzanan monarşiler, ilk kez bu kadar açık biçimde şu gerçekle yüzleşiyor: ABD’nin güvenlik şemsiyesi her zaman çalışmayabilir.
Bugün Körfez limanlarında ve enerji terminallerinde yaşanan sessizlik, sadece ticaretin değil; bölgenin güvenlik paradigmasının da durduğunu gösteriyor.
HÜRMÜZ’ÜN GÖLGESİNDE EKONOMİK FELÇ
Körfez ekonomilerinin kalbi sayılan sanayi limanları ve enerji terminalleri son haftalarda alışılmadık bir durgunluk içinde. Normal şartlarda dünyanın en yoğun petrol ve LNG sevkiyatının yapıldığı limanlarda tankerler hareket etmek yerine beklemeyi tercih ediyor.
Bunun temel nedeni, küresel enerji ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda güvenliğin ciddi biçimde zayıflaması. Bölgedeki gerilim, tanker saldırıları ve drone saldırıları riskini artırırken enerji taşımacılığını dünyanın en tehlikeli deniz rotalarından biri hâline getirdi. Enerji akışındaki bu aksama yalnızca petrol şirketlerini değil, Körfez ekonomilerinin temel gelir kaynağını da tehdit ediyor.
ABD ÜSLERİ GÜVENLİK Mİ, HEDEF Mİ?
Körfez monarşileri onlarca yıldır güvenliklerini büyük ölçüde ABD ile kurdukları askeri ortaklığa dayandırdı. Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn ve Kuveyt’teki Amerikan üsleri bu güvenlik mimarisinin temelini oluşturdu.
Ancak son kriz, bu üslerin iki yönlü bir sonuç doğurduğunu ortaya koydu. Bir yandan ABD askeri varlığı güvenlik garantisi olarak görülürken, diğer yandan bu üsler bölge ülkelerini İran’ın potansiyel misillemelerinin hedefi hâline getiriyor. Uzmanlara göre özellikle Katar’daki El Udeyd gibi büyük üsler artık bazı Körfez başkentlerinde “koruma kalkanı değil, stratejik risk” olarak tartışılıyor.
KÖRFEZ’DE ARTAN GÜVEN KRİZİ
Son saldırılar Körfez başkentlerinde yalnızca güvenlik kaygısı yaratmadı; aynı zamanda Washington ile kurulan ittifakın doğasına dair ciddi soru işaretleri doğurdu.
ABD’nin bölgedeki müttefiklerini her zaman koruyacağı yönündeki varsayımın sorgulanması yeni değil. Özellikle son yıllarda yaşanan bazı krizler, Körfez ülkelerinde güven erozyonunu hızlandırdı. Analistlere göre Katar’a yönelik saldırılar ve ABD’nin sınırlı tepkisi, Washington’ın güvenlik garantilerinin ne kadar sağlam olduğu konusunda ciddi tartışmalar yarattı. Bu durum Körfez ülkeleri için stratejik bir ikilem yaratıyor:
ABD olmadan güvenlik mimarisi kurmak zor, ancak yalnızca ABD’ye güvenmek de giderek daha riskli görünüyor.
“BİZİM SAVAŞIMIZ DEĞİL”
Körfez ülkelerinin krizdeki tutumu da bu ikilemi yansıtıyor. Bölge başkentleri İran’ın saldırılarını sert biçimde eleştirirken aynı zamanda Washington ve Tel Aviv’e de savaşın yayılmaması gerektiği mesajını veriyor. Diplomatik kaynaklara göre Körfez liderlerinin temel kaygısı şu: İran’ın zayıflaması ama tamamen çökmemesi. Çünkü istikrarsız, parçalanmış veya iç savaş yaşayan bir İran, Körfez monarşileri için daha büyük bir güvenlik tehdidi anlamına gelebilir.
STRATEJİK ÖZERKLİK ARAYIŞI
Yaşananlar Körfez ülkelerinde yeni bir stratejik tartışmayı da hızlandırdı: güvenlik ortaklarını çeşitlendirmek. Son yıllarda Çin ile ekonomik bağların güçlenmesi, Rusya ile enerji iş birlikleri ve Türkiye gibi bölgesel aktörlerle askeri temasların artması bu arayışın işaretleri olarak görülüyor. Körfez monarşileri kısa vadede ABD’den tamamen uzaklaşamaz. Ancak bundan sonra tek bir güvenlik ortağına bağımlı kalmamak için daha çok yönlü bir dış politika izlemeleri muhtemel.
ORTADOĞU’DA YENİ GÜVENLİK DÖNEMİ
Ortadoğu’daki savaşın belki de en kalıcı etkisi, Körfez’deki güvenlik mimarisini değiştirmesi olacak. Yıllardır “ABD şemsiyesi” altında olduklarını düşünen Körfez monarşileri, artık farklı bir gerçeği tartışıyor: Bu şemsiye her zaman açılmayabilir. Ve eğer açılmazsa, bölge ülkeleri kendi güvenliklerini yeniden tanımlamak zorunda kalacak.
Şimdi























