(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
İran ve Ortadoğu araştırmacısı Dr. Mehmet Akif Koç, katıldığı programında İran toplumunun rejimle ilişkisini, etnik-mezhepsel fay hatlarını ve sıkça gündeme gelen “seküler devrim” beklentilerini kapsamlı bir çerçevede değerlendirdi. Koç’a göre İran, dışarıdan bakıldığında homojen bir yapı gibi algılansa da gerçekte derin bir “yarılmış sosyoloji” barındırıyor ve bu yapı, rejim değişimini sanıldığından çok daha karmaşık hale getiriyor.
TEK PARÇA DEĞİL, PARÇALI BİR TOPLUM
Koç, İran toplumunu anlamak için ilk olarak etnik ve mezhepsel ayrışmalara bakmak gerektiğini vurguluyor. Yaygın “Pers ülkesi” algısının aksine, Farsların İran’da mutlak çoğunluk olmadığını belirten Koç, Azerbaycan Türkleri, Kürtler, Araplar, Beluçlar, Türkmenler, Lorlar ve Bahtiyariler gibi çok sayıda topluluğun İran’ın siyasal ve toplumsal yapısında belirleyici olduğunu ifade ediyor.
Özellikle Azerbaycan Türklerinin İran nüfusunun yaklaşık üçte birine yaklaştığını söyleyen Koç, bu grubun Şii kimliği sayesinde sistemin kurucu unsurları arasında yer aldığını ve bu nedenle ayrılıkçı eğilimlerin sınırlı kaldığını belirtiyor. Buna karşın Kürtler ve Beluçlar gibi büyük ölçüde Sünni olan toplulukların, rejimle daha sorunlu bir ilişki içinde olduğu ve zaman zaman otonomi ya da ayrılıkçı taleplerin bu bölgelerde öne çıktığına dikkat çekiyor.
MEZHEP, SİSTEME ERİŞİMİN ANAHTARI
Programda öne çıkan başlıklardan biri de İran’daki mezhep-siyaset ilişkisi oldu. Koç’a göre İran İslam Cumhuriyeti, anayasasında açıkça Caferi Şiiliğini esas aldığı için, Şii olmak siyasal sistem içinde yükselmenin ön koşulu haline gelmiş durumda. Bu durum, etnik kimlikten bağımsız olarak Sünni toplulukları yapısal bir dezavantajla karşı karşıya bırakıyor.
Bu bağlamda Kürtlerin kendi içinde Şii-Sünni olarak bölünmüş olmasının, İran rejiminin bu topluluk üzerindeki kontrolünü kolaylaştırdığını ifade eden Koç, 1979 Devrimi sonrasında ve İran-Irak Savaşı sırasında bu mezhepsel ayrışmanın bilinçli şekilde kullanıldığını hatırlatıyor.
MERKEZİ DEVLET VE TAŞRA GERİLİMİ
Koç’un analizine göre İran’daki sorun yalnızca kimliklerle sınırlı değil. 1925’ten itibaren kurulan güçlü merkezi devlet geleneği, İslam Cumhuriyeti döneminde de aynen korunmuş durumda. Yerel yönetimlerin zayıf olması, taşrada yaşayan etnik grupların kendilerini sistemin dışında hissetmesine yol açıyor.
Özellikle Arapların yaşadığı güney bölgelerinde ve Kürt, Lor, Bahtiyari nüfusun yoğun olduğu alanlarda güvenlik aygıtının daha sert ve görünür olduğuna dikkat çeken Koç, istihbarat ve güvenlik reflekslerinin merkezden uzaklaştıkça arttığını belirtiyor. Bu durum, ekonomik kriz dönemlerinde yaşanan protestoların neden belirli bölgelerde daha sert bastırıldığını da açıklıyor.
İRAN’DA SEKÜLERLİK: TÜRKİYE İLE AYNI DEĞİL
Türkiye’den İran’a bakarken yapılan en büyük hatalardan birinin, sekülerlik ve muhafazakârlık kavramlarını birebir Türkiye’deki karşılıklarıyla okumak olduğunu söyleyen Koç, İran’da seküler kesimlerin bile güçlü bir Şii kültürel arka plana sahip olduğunu vurguluyor.
Furuğ Ferruhzad, Ahmed Şamlu ve Hosrov Golesorhi gibi seküler ya da solcu olarak bilinen isimlerin eserlerinde Şii sembollerin güçlü biçimde yer almasını örnek gösteren Koç, İran’da sekülerlik ile dini referansların tamamen kopuk olmadığını ifade ediyor. Bu nedenle İran toplumunun, “karpuz gibi ikiye bölünmüş” bir seküler-muhafazakâr yapıdan ziyade, iç içe geçmiş kimlikler barındırdığını söylüyor.
DEVRİM BEKLENTİSİ NEDEN GERÇEKÇİ DEĞİL?
Son yıllarda Batı’da ve Türkiye’de sıkça dile getirilen “İran’da seküler devrim kapıda” söylemine de temkinli yaklaşan Koç, devrim sosyolojisi açısından İran’da bu koşulların oluşmadığını savunuyor.
Koç’a göre bir seküler devrimin gerçekleşmesi için örgütlü seküler kitleler, serbest medya, siyasi partiler ve sivil toplum kanalları gerekiyor. İran’da ise siyasi partilerin gerçek anlamda var olmaması, özel televizyon ve radyoların yasaklı olması, internet ve uydu yayınlarına yönelik yoğun sansür ve sert güvenlik aygıtı, toplumsal muhalefetin kalıcı ve örgütlü bir güce dönüşmesini engelliyor.
2009’daki Yeşil Hareket protestoları dışında milyonların sokaklara çıktığı bir moment yaşanmadığını hatırlatan Koç, o sürecin de rejimi değil seçim sonuçlarını hedef aldığını vurguluyor.
REJİMİN DAYANDIĞI SESSİZ ÇOĞUNLUK
Koç’a göre İran’da toplumun büyük çoğunluğu ideolojik olarak net bir pozisyon almaktan kaçınıyor. Rejime gönülden bağlı küçük bir kesim olduğu gibi, kökten karşıt küçük bir kesim de mevcut. Ancak aradaki geniş çoğunluk, muhafazakâr reflekslerle hareket eden, ortamı kollayan ve kimin güçlü olduğuna göre pozisyon alan bir sosyolojiye sahip.
Bu nedenle İran’daki protestolar her ne kadar dikkat çekici olsa da mevcut koşullar altında rejimi kökten sarsacak bir seküler devrime evrilmesi zor görünüyor.























