(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Ortadoğu’da tırmanan gerilim, İran merkezli yeni bir jeopolitik denklem yaratıyor. İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik askeri baskısı, yalnızca kısa vadeli bir askeri operasyon olarak değil, bölgenin güç dengelerini yeniden şekillendirebilecek uzun vadeli bir stratejinin parçası olarak değerlendiriliyor. Gazeteci Alişer Delek ile Ortadoğu uzmanı Mehmet Akif Koç arasında yapılan kapsamlı söyleşi, savaşın sadece cephede değil aynı zamanda İran’ın iç siyasi dengelerinde de yeni bir dönemi başlatabileceğine işaret ediyor.
BÖLGEDEKİ SON “DİRENİŞ DEVLETİ”
Analize göre İran, Soğuk Savaş sonrası dönemde Batı’nın Ortadoğu’daki siyasi dönüşüm sürecinden büyük ölçüde etkilenmeden çıkan az sayıdaki aktörden biri. Mısır’ın Enver Sedat döneminde Batı eksenine yönelmesi, Irak’ta Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesi ve Libya’da Muammer Kaddafi yönetiminin sona ermesi, bölgede güç dengelerini kökten değiştirdi. Bu süreçte Filistin hareketinin lideri Yasir Arafat da Oslo süreciyle daha farklı bir siyasi çizgiye yöneldi.
Bugün ise İran, İsrail karşıtı blokun en güçlü devlet aktörü olarak görülüyor. Bu nedenle son askeri gerilimin yalnızca iki ülke arasındaki bir çatışma değil, aynı zamanda bölgesel güç mimarisinin yeniden tasarlanmasına yönelik bir mücadele olduğu savunuluyor.
“AHTAPOT STRATEJİSİ”: ÖNCE KOLLAR, SONRA BAŞ
İsrail’in İran’a yönelik yaklaşımı çoğu zaman “ahtapot stratejisi” olarak tanımlanıyor. Bu stratejiye göre İran’ın bölgedeki müttefikleri ve vekil güçleri önce hedef alınıyor. Bu çerçevede Gazze’de Hamas, Lübnan’da Hizbullah ve Yemen’de Ensarullah gibi aktörlerin zayıflatılması, İran’ın bölgesel nüfuzunu sınırlamayı amaçlayan daha geniş bir planın parçası olarak değerlendiriliyor.
Bu yaklaşım, doğrudan İran’la büyük bir savaşa girmeden önce onun etki alanını daraltmayı hedefliyor. Uzmanlara göre son yıllarda yaşanan birçok kriz, bu stratejinin sahadaki yansımaları olarak okunabilir.
WASHİNGTON VE TEL AVİV AYNI HEDEFTE Mİ?
İran’a yönelik politikada ABD ile İsrail arasında bazı önemli nüanslar bulunuyor. İsrail açısından temel hedef, İran’ın askeri kapasitesini kalıcı biçimde zayıflatmak ve mümkünse rejimi değiştirmek. Ancak Washington’un yaklaşımının daha temkinli olduğu değerlendiriliyor.
ABD için öncelik, İran’ın nükleer programını ve bölgesel askeri ağını sınırlamak. Bu çerçevede Tahran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurması, balistik füze programını sınırlandırması ve bölgesel milis gruplara verdiği desteği kesmesi gibi talepler ön plana çıkıyor.
Bu nedenle Washington’un stratejisi, rejimi tamamen devirmekten çok İran’ı uluslararası sisteme daha uyumlu hale getirecek bir “baskı ve müzakere dengesi” kurmak olarak yorumlanıyor.
HAMANEY SONRASI DÖNEM
Savaşın yarattığı baskı, İran iç siyasetinde de önemli bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı: ülkenin gelecekteki liderliği. İran’ın dini lideri Ali Hamaney sonrası dönemde öne çıkan isimlerden biri olarak oğlu Mücteba Hamaney gösteriliyor.
İran’daki siyasi yapı, yalnızca dini otoriteden ibaret değil. Sistemin temel direkleri arasında Devrim Muhafızları, Uzmanlar Meclisi ve Anayasayı Koruyucular Konseyi gibi kurumlar bulunuyor. Bu kurumlar arasındaki güç dengesi, ülkenin liderlik sürecinde belirleyici rol oynuyor.
Bazı çevrelerde İran devriminin kurucusu Ruhullah Humeyni’nin torunu Hasan Humeyni de alternatif bir isim olarak anılıyor. Ancak savaş ortamının daha güvenlikçi bir lider profilini öne çıkarabileceği değerlendiriliyor.
REJİM ELEŞTİRİSİ VAR, DEVLET ÇÖKÜŞÜ KORKUSU DAHA BÜYÜK
Uzmanlara göre İran’da rejime yönelik eleştiriler güçlü olsa da toplumun önemli bir kesimi devletin tamamen çökmesini istemiyor. Bunun en önemli nedeni ise bölgedeki yakın örnekler.
Irak, Libya ve Suriye’de yaşanan devlet krizleri, İran kamuoyunda ciddi bir “istikrar kaygısı” yaratmış durumda. Bu nedenle birçok İranlı için mevcut sistemden memnuniyetsizlik ile devletin dağılması korkusu arasında hassas bir denge bulunuyor.
KISA ATEŞKES, UZUN GERİLİM
İran ile İsrail arasında zaman zaman ateşkes veya gerilimi düşürmeye yönelik adımlar atılması mümkün. Ancak bu durum, çatışmanın tamamen sona ereceği anlamına gelmeyebilir. Savaş giderek daha karmaşık bir yapıya dönüşebilir. Doğrudan askeri saldırılar, siber operasyonlar, suikastlar ve iç siyasi baskılar gibi farklı araçların kullanıldığı çok katmanlı bir mücadele ihtimali giderek daha fazla konuşuluyor.
Bu tablo, Ortadoğu’da yeni bir dönemin kapısını aralayabilir. İran’ın iç siyasi dengeleri ile bölgesel güç mücadelesi iç içe geçerken, önümüzdeki süreç yalnızca Tahran’ın değil, tüm bölgenin geleceğini belirleyecek kritik gelişmelere sahne olabilir.























