(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Ortadoğu’da tırmanan İran savaşı yalnızca askeri dengeleri değil, küresel güç rekabetini de yeniden şekillendirebilecek bir süreci tetikliyor. Yapılan değerlendirmelere göre savaşın en büyük kaybedeni Amerika Birleşik Devletleri olabilirken, ortaya çıkabilecek jeopolitik tablo özellikle Çin ve Rusya’nın stratejik avantaj elde etmesine yol açabilir. Analistler, Washington’un savaş öncesi ve sonrası stratejik hesaplarında ciddi hatalar yaptığı görüşünde birleşiyor.
STRATEJİ TARTIŞMASI: WASHİNGTON’UN HESAP HATASI
Uluslararası ilişkilerde savaş kararlarının yalnızca askeri kapasiteye değil, uzun vadeli stratejik planlamaya dayanması gerektiği sıkça vurgulanıyor. ABD’nin İran’a yönelik hamlesi, farklı senaryoların ve karşı hamlelerin yeterince hesaba katılmadığı bir süreçte başlatıldı.
Washington’un temel beklentisinin İran’daki üst düzey liderliğin kısa sürede devre dışı bırakılması ve bunun sonucunda bir rejim değişikliği yaşanmasıydı. Ancak bu stratejinin kritik bir açmazı bulunuyor: Lider kadroların hedef alınması rejimin çökmesini otomatik olarak getirmeyebilir. Böyle bir durumda ABD’nin nasıl bir yol izleyeceği konusunda net bir planın olmadığı ileri sürülüyor. Bu nedenle savaşın ilerleyen aşamalarında Washington’un stratejik bir çıkmazla karşı karşıya kalabileceği belirtiliyor.
KÖRFEZ’DE GÜVEN KRİZİ
Savaşın ilk etkilerinden biri, ABD’nin Körfez’deki geleneksel müttefikleriyle ilişkilerinde yaşanabilecek güven erozyonu olarak görülüyor. Basra Körfezi çevresindeki küçük ancak ekonomik açıdan güçlü ülkeler uzun yıllardır güvenliklerini büyük ölçüde ABD’nin askeri varlığına dayandırıyor. Buna karşılık Washington’la yoğun ekonomik ve finansal ilişkiler sürdürüyorlar.
Ancak İran savaşı, bu ülkelerin güvenliğinin ABD tarafından garanti edilemediği algısını güçlendirebilir. Bu durum, özellikle Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin güvenlik stratejilerini yeniden gözden geçirmesine yol açabilir.
UKRAYNA SAVAŞI DENKLEMİ
Savaşın etkisi yalnızca Ortadoğu ile sınırlı değil. İran cephesinde kullanılan askeri kaynaklar, ABD’nin başka kriz bölgelerindeki kapasitesini de etkileyebilir. Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı bağlamında Avrupa üzerinden Ukrayna’ya sağlanan silah ve askeri destek, Washington’un Ortadoğu’da artan askeri harcamaları nedeniyle sınırlanabilir. Böyle bir gelişme Moskova’nın sahadaki konumunu güçlendirebilir.
ENERJİ JEOPOLİTİĞİ VE RUSYA’NIN AVANTAJI
Enerji piyasası da savaşın en kritik başlıklarından biri. İran ve Körfez ülkeleri küresel petrol ve enerji ihracatının önemli bölümünü gerçekleştiriyor. Bu akışın kesintiye uğraması durumunda, enerji ithalatçısı ülkeler alternatif kaynaklara yönelmek zorunda kalabilir.
Bu noktada özellikle Hindistan gibi büyük tüketici ülkelerin, Washington’un baskılarına rağmen Rus petrolüne daha fazla yönelmesi olası görülüyor. Böyle bir senaryo, Rusya’nın hem ekonomik hem de stratejik açıdan güç kazanmasına zemin hazırlayabilir.
ÇİN’İN SESSİZ YÜKSELİŞİ
Uzmanların dikkat çektiği bir diğer aktör ise Çin. Çin son yıllarda Ortadoğu’da altyapı, enerji ve liman projeleri başta olmak üzere büyük yatırımlar gerçekleştirdi. Bölge ülkeleriyle hem ekonomik hem diplomatik ilişkilerini dengeli bir şekilde sürdüren Pekin, savaşın yarattığı güç boşluğundan faydalanabilecek konumda. ABD’nin bölgedeki müttefiklerini hayal kırıklığına uğratması halinde Körfez ülkelerinin dış politika eksenini kısmen Çin’e kaydırabilir.
KÜRESEL GÜÇ DENGESİ DEĞİŞEBİLİR
Ortaya çıkan tablo, İran savaşının yalnızca askeri bir çatışma değil aynı zamanda küresel güç rekabetinin yeni bir sahnesi olduğunu gösteriyor. Savaşın stratejik bilançosu ABD bölgesel etkisini ve müttefikleri üzerindeki güvenini kaybetmesi, Rusya enerji piyasası ve Ukrayna savaşı bağlamında avantaj elde etmesi, Çin’in ise ekonomik yatırımları ve dengeli diplomasisi sayesinde en büyük kazanan aktörlerden biri haline gelmesi olarak şekillenebilir.
Bu nedenle İran savaşı, Ortadoğu’nun ötesinde dünya siyasetinin güç dengesini yeniden tanımlayabilecek bir dönüm noktası olarak görülüyor.























