(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Son yıllarda dünyanın farklı bölgelerinde halk protestoları önemli siyasi değişimlere yol açtı. Sırbistan’da Novi Sad şehrindeki tren istasyonunda meydana gelen çökme sonucu 15 kişinin hayatını kaybetmesinin ardından, İnşaat, Ulaşım ve Altyapı Bakanı Goran Vesic ile İç ve Dış Ticaret Bakanı Tomislav Momirovic istifa etti. Ancak bu istifalar protestoları durdurmaya yetmemiş ve Başbakan Milos Vucevic de istifa etmek zorunda kaldı.
Benzer şekilde, Sri Lanka’da ekonomik kriz nedeniyle başlayan protestolar sonucunda Devlet Başkanı Gotabaya Rajapaksa ülkeyi terk etmiş ve istifa etmişti. Güney Kore’de ise hükümetin sıkıyönetim kararı, kitlesel gösteriler nedeniyle geri çekildi ve birçok büyük istifa geldi.
Ancak, aynı şekilde yüzbinlerce insanın katıldığı protestolara rağmen, Türkiye’de siyasi sorumluluk almayan bir yönetim anlayışı gün geçtikçe daha da güçleniyor.
TÜRKİYE’DE PROTESTOLAR NEDEN GÖRMEZDEN GELİNİYOR?
Son dönemde Türkiye’de özellikle muhalefet partilerine yönelik baskılar, keyfi tutuklamalar ve ifade özgürlüğünün kısıtlanması, halkın sokağa çıkmasına neden oldu. Ancak iktidar, protestolara kulak vermek yerine baskıyı daha da artırdı. Polis şiddeti, gözaltılar ve sansür, yurttaşların seslerini bastırmaya çalışıyor.
Öğrenciler başta olmak üzere binlerce kişinin katıldığı protestolar, ağır polis müdahalesiyle bastırılmaya çalışılıyor. Son üç günde çok sayıda genç yaralandı, biber gazı ve sert müdahalelerle sindirilmek istendi. Ancak, güvenlik güçlerinin orantısız şiddeti karşısında tek bir yetkilinin hesap vermiyor üstelik görmezden geliniyor.
SORUMLULUKTAN KAÇAN BİR YÖNETİM ANLAYIŞI
Dünyadaki örnekler, demokrasinin işlediği yerlerde halkın taleplerinin siyasetçiler üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu gösteriyor. Ancak Türkiye’de yetkililer, halkın meşru taleplerine kayıtsız kalıyor. Yaşanan felaketler ve krizler karşısında siyasi sorumluluk almamak Türkiye’de bir norm haline geldi. 6 Şubat depreminde 50 binden fazla insan hayatını kaybetti, Bolu’daki yangında onlarca kişi öldü, kadın cinayetleri ve şiddet vakaları her geçen gün artıyor.
Ancak, hükümetin çözüm üretmek yerine af yasalarıyla suçluları serbest bırakması, halkın adalet duygusunu yerle bir ediyor. Onlarca suç kaydı olan birinin rahatça dolaşıp kadınları taciz edip darp etmesi, cezasızlığın geldiği noktayı gözler önüne seriyor. Tüm bunlar yaşanırken sorumlu kurumların başındaki isimler koltuklarına sıkı sıkıya tutunmaya devam ediyor.
HALKIN TALEPLERİNE YANIT VERİLMİYOR: HÜKÜMET NEDEN SESSİZ?
İktidar, halkın meşru taleplerine kulak vermek yerine, baskı ve sansür politikalarına sarılıyor. Sosyal medya erişimlerinin keyfi bir şekilde kısıtlanması, haber kanallarının sansüre uğraması ve bağımsız medya kuruluşlarının susturulması, yönetimin demokrasiye olan tahammülsüzlüğünü gözler önüne seriyor. Türkiye’de siyasiler, halkın öfkesine rağmen koltuklarını terk etmeye yanaşmıyor. Hükümetin ve bürokratların hesap verme mekanizmasını tamamen işlemez hale getirmesi, halkın tepkisini daha da büyütüyor.
DEMOKRASİNİN GELECEĞİ: TÜRKİYE NEREYE GİDİYOR?
Bu fark neden kaynaklanıyor? Türkiye’de halkın iradesi neden somut bir karşılık bulamıyor? Protestolar sonucunda hesap verilebilirlik neden artmıyor? Dünyanın pek çok yerinde kitlesel eylemler istifalara yol açarken, Türkiye’de değişim neden mümkün olmuyor?























