(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Güney Kore’de siyaset, 3 Aralık 2024 gecesi ilan edilen sıkıyönetim kararıyla sarsıldı. Aylar süren yargılamaların ardından eski cumhurbaşkanı Yoon Suk Yeol hakkında verilen ömür boyu hapis cezası, yalnızca bir liderin değil, demokratik sınırları zorlayan bir siyasi anlayışın da yargılanması olarak görülüyor.
Mahkeme, Yoon’u “ayaklanmaya önderlik etmek” ve “makamını kötüye kullanmak” suçlarından mahkûm etti. Savcıların idam talebine rağmen çıkan karar, Güney Kore siyasetinde uzun süre tartışılacak bir dönemin kapandığını gösteriyor.
SIKIYÖNETİMLE BAŞLAYAN KIRILMA
Yoon, sıkıyönetim kararını ülkeyi “Kuzey Kore yanlısı unsurlardan korumak” gerekçesiyle savundu. Ancak muhalefet ve geniş bir kamuoyu kesimi bu adımı, parlamentodaki güçlü muhalefeti aşmak ve siyasi dengeyi zorla değiştirmek için atılmış bir hamle olarak değerlendirdi. Karar sadece birkaç saat yürürlükte kalabildi. 190 milletvekili, askerlerin parlamentoya konuşlanmasına rağmen oylama yaparak olağanüstü hali iptal etti. Bu tablo, Güney Kore’de yasama organının yürütmeye karşı refleksini ve kurumsal direncini ortaya koydu.
Sıkıyönetim girişimi, demokratik sistem içinde kalınarak yürütülmesi gereken siyasi mücadelenin, olağanüstü yetkilerle çözülmeye çalışılmasının nasıl bir krize yol açabileceğini gösterdi.
AZİL VE YARGI SÜRECİ
Parlamentonun 14 Aralık 2024’te aldığı azil kararıyla süreç resmileşti. Ardından 4 Nisan 2025’te Anayasa Mahkemesi, Yoon’un görevden alınmasını oybirliğiyle onayladı. Mahkeme, sıkıyönetim kararının Anayasa’ya aykırı olduğuna hükmetti. Yoon böylece görevdeyken gözaltına alınan ilk Güney Kore cumhurbaşkanı oldu. Yerine yapılan erken seçimle Lee Jae Myung göreve geldi. Yeni yönetim, bir yandan siyasi tansiyonu düşürmeye çalışırken diğer yandan yargı sürecinin bağımsız biçimde tamamlanacağı mesajını verdi.
Mahkemenin verdiği ömür boyu hapis kararı, devlet gücünün sınırlarını aşmaya yönelik her girişimin hukuk önünde karşılık bulacağı yönünde güçlü bir sembolik anlam taşıyor.
TARİHSEL BİR TEKRAR MI?
Güney Kore’de eski liderlerin yargı önüne çıkması yeni değil. 1996’da askeri darbe nedeniyle ölüm cezasına çarptırılan eski lider Chun Doo-hwan’ın cezası daha sonra müebbete çevrilmişti. 2016’da ise dönemin cumhurbaşkanı Park Geun-hye azledilmiş ve hapis cezası almıştı. Yoon’un dosyası, bu çizgide yeni bir halka olarak kayda geçti. Ancak bu kez mesele yalnızca yolsuzluk ya da güç istismarı değil, doğrudan anayasal düzenin askıya alınması girişimiydi.
KURUMLARIN SINAVI
Yaşanan süreç, Güney Kore’de kurumların kişilere karşı direnç gösterebildiğini ortaya koydu. Parlamento, yargı ve kamuoyu baskısı, yürütmenin olağanüstü yetkilerle sistemi yeniden şekillendirme girişimini durdurdu. Sıkıyönetim kararının birkaç saat içinde geri çekilmesi, demokratik sistemin refleks kapasitesine işaret ederken; sonrasında gelen azil ve hapis kararı, hukuki sürecin siyasetin önüne geçtiği bir tablo çizdi.
Yoon’un siyasi kariyeri, ironik bir biçimde, 2016’daki azil sürecinde savcı olarak görev almasıyla yükselmişti. Aynı sistem, bu kez onu yargılayan mekanizma oldu.
MESAJ YALNIZCA GÜNEY KORE’YE Mİ?
Yoon’un aldığı ceza, sadece bir ülkenin iç siyasetinin sonucu değil; demokratik sınırları zorlayan liderler için de sembolik bir uyarı niteliğinde görülüyor. Seçimle gelen bir liderin, yetkilerini olağanüstü araçlarla genişletmeye çalışmasının ağır bir bedeli olabileceği ortaya konmuş oldu.
Güney Kore’de yaşananlar, demokratik meşruiyetin sandıkla başladığını ancak hukuk devleti ilkeleriyle sürdürülebildiğini bir kez daha gösterdi. Sıkıyönetimle siyasi dengeyi değiştirme girişimi, sonunda bir ömür boyu hapis cezasıyla sonuçlandı.
























