(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla 28 Şubat’ta başlayan savaş, yalnızca sahadaki dengeleri değil, Batı ittifakının yıllardır süregelen alışkanlıklarını da sarsıyor. Washington’un kısa sürede sonuç almayı hedeflediği operasyon, uzadıkça hem ekonomik hem de siyasi maliyetleri büyütüyor; bu durum da müttefikler arasında görünür bir çözülmeyi beraberinde getiriyor.
Krizin merkezinde ise küresel enerji damarlarından biri olan Hürmüz Boğazı yer alıyor. Dünya petrolü ve sıvılaştırılmış doğalgazının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği bu hattın fiilen kapalı kalması, savaşı bölgesel bir çatışma olmaktan çıkarıp küresel bir ekonomik sarsıntıya dönüştürüyor.
ENERJİ KRİZİ BATI’YI BÖLÜYOR
Savaşın ilk günlerinde ABD çizgisine yakın duran müttefikler, hızlı zafer beklentisiyle hareket etti. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanmanın uzaması, özellikle Avrupa ekonomileri üzerinde ciddi bir baskı yaratmaya başladı.
Enerji fiyatlarındaki dalgalanma ve arz belirsizliği, Avrupa başkentlerinde “bu savaş kimin savaşı?” sorusunu daha yüksek sesle gündeme getiriyor. Bu da Batı’nın ortak hareket etme refleksinin zayıfladığını gösteriyor.
BERLİN’DEN WASHİNGTON’A AÇIK MESAJ
Bu kırılmanın en net görüldüğü başkentlerden biri Berlin oldu. Almanya Başbakanı Friedrich Merz, savaşın ilk günlerinde temkinli bir destek verirken, kısa süre içinde tonunu değiştirdi. ABD Başkanı Donald Trump’ın müttefikleri Hürmüz Boğazı için askeri katkıya zorlaması ve bunu NATO’nun geleceğiyle ilişkilendirmesi, Berlin’de rahatsızlık yarattı.
Merz’in yanıtı ise dikkat çekiciydi: NATO bir müdahale değil, savunma ittifakıdır. “İran’la savaş NATO’nun işi değil” sözleri, Almanya’nın bu savaşa mesafe koyduğunu açıkça ortaya koydu.
NATO’NUN ROLÜ TARTIŞMA ALTINDA
Almanya’nın çıkışı, aslında daha derin bir çatlağın işareti. ABD, NATO’yu daha aktif bir askeri güç olarak konumlandırmak isterken, Avrupa’nın önemli aktörleri ittifakın doğrudan bir İran savaşına dahil edilmesine karşı çıkıyor.
Bu durum, NATO’nun kuruluş amacına dair temel bir tartışmayı yeniden gündeme taşıyor: İttifak savunma mı yapacak, yoksa küresel krizlerde aktif bir müdahale aracı mı olacak.
AVRUPA’DA YENİ GÜÇ ARAYIŞI
Berlin’den gelen mesajlar sadece bir itiraz değil, aynı zamanda yeni bir yön arayışının da işareti. Merz’in “Artık kendimizi ucuza satmak istemiyoruz” çıkışı, Avrupa’da uzun süredir konuşulan “stratejik özerklik” fikrinin yeniden güç kazandığını gösteriyor.
ABD’ye bağımlı güvenlik mimarisinin sorgulanmaya başlanması, savaşın en önemli jeopolitik sonuçlarından biri olabilir.
CEPHE SADECE SAHADA DEĞİL
İran savaşı, askeri bir çatışmanın ötesine geçerek Batı ittifakının iç dengelerini test eden bir krize dönüşmüş durumda. Savaş uzadıkça cephedeki gelişmeler kadar diplomatik gerilimler de belirleyici hale geliyor. Bugün gelinen noktada asıl kırılma şu soruda düğümleniyor: Bu savaş Batı’yı yeniden mi birleştirecek, yoksa kalıcı bir ayrışmanın başlangıcı mı olacak?
Görünen o ki bu kez savaş, sadece cephede değil, ittifakların zihninde de kazanılacak ya da kaybedilecek.























