(The Turkish Post) – Trabzonspor’un başarılı kalecisi Uğurcan Çakır, 34 milyon Euro’luk rekor bir bonservis bedeliyle Galatasaray’a transfer oldu. Türkiye bu transferi ve yüksek bonservisi konuşurken, “ezeli, rakibe oyuncu satışı” da bir kez daha gündeme geldi.
TurkishPost yazarı Kamil Aslan, 28 Haziran 2025 tarihli yazısında Uğurcan Çakır’ın “kesinlikle satılması” gerektiğini vurgulamış; kulübün bu konuda duygusal davranmaması gerektiğini savunmuştu. Aslan yazısında gerekçelerini de sıralayarak “Avrupa’da temel bir değer vardır. Değerini bulan futbolcu hemen satılır. Ve de satılmalıdır da. Çünkü, oyuncunun zirveye ulaştığı dönemde satışını gerçekleştirmek, hem kulüp kasasını doldurur, hem de yeni yeteneklere alan açar aslında. Bu strateji, sportif başarı ile ekonomik istikrarı aynı potada eritir” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Kamil Aslan’ın yazısı şöyle:
‘Uğurcan Çakır kesinlikle satılmalı’
Futbolda duygusallığa asla yer yoktur. Çünkü futbol, sadece Türkiye’de değil, dünyada artık bir endüstri haline geldi. Bazı uzmanların yorumlarına göre de, bacasız bir fabrika. Belki birkaç milyon Euro’ya aldığım bir futbolcuyu, birkaç yıl içerisinde değerinin onlarca katı üzerinde satabilirsin. Burada asla taraftarlık ve duygusallık işlemez.
Sporcu transferleri tamamen reel bir aklın sonucu olmalıdır. Nasıl ki, futbol bir sektörse, futbolcularının birer çalışanıdır. Bu düşünce doğrultusunda, her oyuncu parasını ve bonservisini verirsen, her takımda oynar. Özellikle Avrupa’nın köklü kulüpleri, “zamanı gelen oyuncunun” satışını bir zafiyet değil, bir başarı ve sürdürülebilirlik göstergesi olarak kabul eder. Örneğin, Borussia Dortmund’un Jude Bellingham’ı Real Madrid’e, Benfica’nın Enzo Fernández’i Chelsea’ye göndermesi, bu stratejinin en parlak örneğidir. Trabzonspor’un kaptanı Uğurcan Çakır’da gerekiyorsa, 20 milyon Euro bonservis bedeliyle, ezeli rakibi Fenerbahçe’ye satılmalı. Evet Çakır, bordo mavili takımın kaptanı. Ancak o da orada nihayetinde bir oyuncu. Duygusal kavramlar bir yana bırakılarak, Başkan Ertuğrul Doğan, Kaptan’ın önünü açmalı. Büyük sözler kullanmak, hem Doğan’a hem de Çakır’a zarar verir.
Türkiye’nin en temel sorunlarından birisi ne yazık ki, tarafgirlik kavramı olarak ön plana çıkıyor. Herkesin illa bir mahallesi, bir takımı ve partisi olmalı. Aksi durumda Araf’ta kalırsın… Ve duygusal bağ kurduğun tutkularını da her ortamda cesurca savunman gerekir. Kimse senin takımını ve duyguları asla eleştiremez. Şayet bir futbolcu, bir takımla bütünlük oluşturmuşsa, asla bir başka takıma gidemez diye de bir tabu var. Sanki futbolcu o takımın ve taraftarın tapulu malı gibi kabul görür. Aklından rakip bir takımı telaffuz etmesi bile aforoz etmesine yeterlidir. Bunun son örneğini Trabzonspor kaptanı Uğurcan Çakır’da gördük. Genç eldiven muhtemel hem kendi hem de ailesi için yeni bir maceraya atılma kararı almış. Ve bunun neticesinde de, takımına hatırı sayılı bir bonserviste kazandıracak. Böyle oyuncular Avrupa’da baş tacı edilir. Biz de ise tam aksi…
YÜREĞİNİN SENİ GÖTÜRDÜĞÜ YERE GİT!
Fenerbahçe Başkanı Ali Koç resmi olarak da Çakır’a talip olmuş. Transfer dönemlerinde bu tür adımlar, sadece takımların kadrolarını güçlendirmek amacıyla yapılmaz. İşin psikolojik yönü de vardır mutlaka. Bazı transferleri ise duygusallığı kenara bırakıp rasyonel açıdan değerlendirmek gerekir. Uğurcan Çakır transferi de bu açıdan çok değerli. Duygusallıktan ziyade, realistlik ön planda. Ama Bordo Mavili takımın başkanından taraftarına, menajerlerinden eski oyuncularına kadar herkes Çakır’a cephe açmış durumda: “Şayet ezeli rakibine giderse mahallesi olmazmış.”
Benim Çakır’a acizane bir tavsiyem var. Yüreğin seni nereye götürüyorsa mutlaka git. Bu Avrupa ya da Türkiye’de bir takım olur fark etmez. Şunu bil ki, kazanan sen olacaksın. Dünyanın en kaliteli oyuncularına bir göz at. Futbol oynadığı dönemde sayısız takıma imza atmışlar. Gittikleri takımlarda da baş tacı edilmişler. Sen nasıl ki, Bordo Mavili takımda değer görüyorsan, gittiğin takımda da aynı değerlere sahip olacaksın. Yeniden Trabzon’a maç için geldiğinde de kimse ardından kötü bir söz etmeyecek. Öncelikle sana tavsiyem, kesinlikle medyanın oyuncağı olma yeter. Bu işi başkanlar seviyesine bırak… Sende rahat et, Başkan Doğan da…
EZELİ RAKİBE OYUNCU SATILMAZ PARANOYASI!
Maalesef, Türk futbolunun yapısal sorunlarının başında rasyonel yönetim eksikliği geliyor. Bu eksiklik, yalnızca saha içi tercihlere değil, saha dışındaki stratejik kararlara da yansıyor görüldüğü üzere. Trabzonspor’un uzun yıllardır kalesini koruyan kaptanı Uğurcan Çakır’ın Fenerbahçe’ye transferine kapıların kapatılması, bu irrasyonel tavrın bir göstergesi adeta. Kulüp Başkanı ve taraftarların, bu tutumu sadece “ezeli rakibe oyuncu verilmez” gibi duygusal reflekslerle açıklanamaz. Açıklanmamalı da… Aynı zamanda Türk takımlarının Avrupa’daki profesyonel transfer anlayışını içselleştirmediğinin bir göstergesidir. Avrupa’da temel bir değer vardır. Değerini bulan futbolcu hemen satılır. Ve de satılmalıdır da. Çünkü, oyuncunun zirveye ulaştığı dönemde satışını gerçekleştirmek, hem kulüp kasasını doldurur, hem de yeni yeteneklere alan açar aslında. Bu strateji, sportif başarı ile ekonomik istikrarı aynı potada eritir. Türkiye’de ise bu denklem çoğu zaman duygusal faktörlerle bozulur. Kaptan takımda kalmalı… Rakibe oyuncu verilmez… Taraftar istemez… tarzında argümanlarla kulüp yöneticilerinin stratejik vizyonuna perde çeker.
Kaptan Çakır örneğinde olduğu gibi, oyuncu hem yaş hem de performans olarak satılabilirliğinin eşiğinde. Açıkça ifade edeyim, Çakır’ın transferinin önüne geçmek; hem ekonomik anlamda büyük bir fırsatın kaçırılması anlamına gelir, hem de oyuncunun gelişiminin sekteye uğratılması anlamı taşır. Şayet küçük öngörüsüzlük veya taraftar baskısından çekinildiği için satılmazsa, kulübün geleceğine büyük bir zarar verilir. Çakır’ın yeri mutlaka doldurulur. Ancak bu aşamadan sonra kimse Uğurcan Çakır’a 20 milyon gibi astronomik bir bonservis bedeli ödemez.
Transferin bu devreye geldiği zamandan sonra da Çakır’dan kimse eski performansını da beklemesin. Şayet bu satışın önüne geçilirse, Türkiye’de futbolun kendi içindeki dolaşımı da tıkanır. Oyuncuların büyük kulüpler arasında serbestçe transfer olamaması, kulüpler arası gerilimi artırmakla kalmaz; piyasayı daraltır ve rekabeti öldürür. Tam aksine, Avrupa’da en büyük rakipler arasında bile transfer mümkün. Real Madrid’den Barcelona’ya, Manchester City’den Arsenal’e giden oyuncular, sadece profesyonel tercihler üzerinden değerlendiriliyor. Bu olgunluk, rekabeti zayıflatmaz; aksine güçlendirir. Bizde de aynı duyarlılık ve olgunluk örneği sergilenmeli.
TÜRK FUTBOLUNUN AKLI HALA YERİNDE SAYIYOR
Sonuç olarak Uğurcan Çakır gibi bir yıldızın, Fenerbahçe’ye gitmesi, Trabzonspor’un bir iç transferden kazanç sağlaması anlamına gelir. Dahası, bu tür yüksek profilli satışlar, kulübün “oyuncu fabrikası” olma potansiyeline de fayda sağlar. Oysa şimdi kulüp, hem kasasını doldurma fırsatını kaçırmış, hem de genç kalecilerine forma yolu açamamış olacak. Her ne kadar futbol bir duygu oyunu olsa da, kulüp yönetimi duygularla değil, akılla yönetilir.
Kaptan Çakır gibi bir oyuncunun transferine duvar örmek, ne kulübe ne oyuncuya fayda sağlar. Ne yazık ki, Türkiye’de “bizden giden ihanet eder” düşüncesiyle futbolcular, kulüpler ve taraftarlar kendi potansiyellerini zincire vurmakta. Uğurcan’ın ezeli rakibi Fenerbahçe’ye gitmemesi değil; Türk futbol aklının hâlâ yerinde sayması asıl mesele. Üzülerek belirtmem gerekir ki, bu akılla takımların yönetilmesi, ülke futboluna zerre fayda sağlamaz. Kaldı ki, bu anlayışla Avrupa’nın devleriyle mücadele etmek imkansız hale gelir.