(The Turkish Post) – ÖMER FARUK DENİZ
Kabe rengarenk, adeta çiçek bahçesi. Siyahı, beyazı, sarısı, esmeri, kumralı her milletten, her ırktan insanı mıknatıs gibi kendine çekmiş, bir Mevlevi misali çevresinde döndürüyor. Saatin kaç olduğunun bir önemi yok burada. Hangi saatte giderseniz gidin insan seli eksilmiyor Kabe’de. Güneş’in etrafında dönen gezegenler misali yörüngede hareket hiç durmuyor.
TÜRKLER HEMEN TANINIYOR
Türk hacılar kendini hemen belli ediyor. Beytullah’ın temizliğinden, güvenliğinden sorumlu görevliler, bembeyaz ihramlar içinde, hiç bir tanıtıcı unsur olmadığı halde, “Türkiye” diye seslenip selam veriyor. Bazen insan kendine “alnımda mı yazıyor” diye sormadan edemiyor. Çarşı pazarda da durum aynı. Gördüklerinde daha selam bile vermeden öğrendikleri birkaç Türkçe kelimeyle içeri davet ediyor.
BANGLADEŞLİ MUHAMMED
Bangladeşli erkek hacıların en belirgin özelliği ise kınalı sakalları. Siyah ten, beyaz ihram ve kızıl sakallarla diğer milletlerden ayrılıyorlar. Bir Cuma namazı öncesi Metaf’ta (tavaf yapılan açık alan) tanıştığım Bangladeşli Muhammed, bunun ülkesinde bir gelenek olduğunu anlatıyor. Öğle sıcağının beyinleri pişirmeye başladığı bir zamanda güleç yüzüyle selam verip şemsiyesini başıma tutuyor. Bir tavaf, bitane daha, bitane daha derken Cuma saati gelinceye ve namaz kılınıncaya kadar ayrılmıyor. Ayrılırken de şemsiyesini vermeyi teklif edecek kadar da samimi ve cana yakın bir insan Bagladeşli Muhammed.
İSLAM DÜNYASININ KANAYAN YARASI: GAZZE
Bu yıl 83 binin üzerinde hacı adayı varmış Bagladeş’ten. Biraz işaret dili, biraz Arapça, biraz İngizce karışımı anlaşırken, Cuma saati girdiğinde “dua et” diye işaret ediyor. Ben dua ediyorum O “amin” diyor. Duada sıra Filistin’e, Gazze’ye gelince Muhammed hıçkırıklarla ağlamaya başlyor. Aminler daha güçlü çıkıyor ağızdan. Bitirdikten sonra “sen dua et” işaretimle O da başlıyor kendi dilinde duaya. Bu kez ben “amin” diyorum O’nun her niyazına. Bagladeşli Muhammed’in zemzem suyu için “comcom” demesi, aramızda anlaşamamaktan kaynaklı küçük çaplı bir kriz yaşatıyor. Bir türlü anlaşamayınca işaret diliyle anlatmak zorunda kalıyor.
Bir başka zaman Kabe’de namaz için saf tutulduğunda tanıştım Hindistanlı Ahmet’le. O da bakar bakmaz “Türkiye” diyerek yüzümden okumuştu milliyetimi. Türk dizilerinin sıkı takipçisiymiş.
ORDU DÜZENİNDE HAREKET EDEN MİLLET
İhramlar içindeyken Hindistanlıyı, Pakistanlıyı, Afganistanlıyı, Suriyeliyi, İranlıyı ya da Arap’ı ayırmak pek mümkün değil. Çekik gözleriyle Çinli hacı adaylarını, minyon tipli ve askeri bir nizam içinde hareket eden Endonezyalıları tanıyabilmek kolay. Endonezyalılar mahşeri kalabalık içinde bile düzenlerini hiç bozmuyor. Bir ordu gibi birbirlerine kenetlenip diğer milletlerden hacı adaylarının araya girmelerine izin vermiyor. Rehberlerinin bir komutan edasıyla yüksek sesle yaptığı duaları, koro halinde tekrar ederek hem tavaflarını hem de saylarını yaparken Kabe’de kendi renklerini sergiliyor.























