(The Turkish Post) – MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
Özgür Özel daha önce de söylemişti, dün akşam Beyazıt Meydanında tekrarladı: CHP’li belediye başkanlarını hedef alan yargı operasyonlarını ve kayyım atamalarını savaş ilanı kabul ediyor. Ayrıca AKM önünde uğradığı saldırıyı, adrese ve isme yazılıp elden teslim edilen bir mektup olarak gördüğünü de vurguluyor.
Mektup, bir metafor; ne anlama geldiğini zaten kendisi açıklıyor. “Ayağını denk al” mesajı imiş. “Kafamızı bozarsanız, direnmeye devam ederseniz” başınıza daha kötü şeyler gelebilir tehdidinde bulunmuşlar. Özel cevabı Beyazıt Meydanı’nda toplanan kalabalıkla verdiklerini söylüyor. Yani “gürültüye pabuç bırakmayız” demiş oluyor.
Peki savaş ilanı, ne anlama geliyor. “Savaşsa al sana savaş” mı demiş oluyor?
Önümüzdeki günlerin siyasî iklimini haber verdiği için, bu savaş ilanı vurgusuyla Özgür Özel’in neyi kastettiğini anlamamız lâzım. Ama önce şu mektup meselesini çözelim.
Evlat katili bir suçlu:
İki öz evladının canına kıymış bir baba, gelip de Anamuhalefet liderine yumruk atıyorsa, ortada gerçekten birilerinin verdiği mesaj dolaşıma girmiş demektir.
Evlatlarının katili olarak cezaevinde 16 yıl geçirmiş bir suçlunun ne tür bir yaratığa dönüştüğünü suç dünyasını uzaktan tanıyanlar da bilir. 16 yıl boyunca aşağılanmış, köpek muamelesi görmüştür. Cezaevlerinin ıslah kurumları olmadığını, her infaz düzenlemesi sonrası adli suçluların yarıdan fazlasının geri dönmesinden çıkartabilirsiniz.
Cezaevinde birkaç adli mahkûmla uzun uzun konuşma fırsatı yakaladım. Silahlı gasptan tam 14 yıldır cezaevinde yatan biri, cezası bittiği için bir ay sonra çıkacaktı. “Çıkınca ne yapacaksın?” soruma hiç ikiletmeden açık bir cevap verdi. “Kuyumcu soyacağım.” Safiyane bir şekilde “düzgün bir iş yapsana” sözüme, bütün adli mahkumlar için geçerli olabilecek şu karşılığı verdi: “En fazla asgari ücretle bir iş bulurum. Orada da horlanır ve dışlanırım. Başka şansım yok.”
Özgür Özel’e saldıran adamın cezaevinde, kalabalık koğuşlarda kimlerle ahbaplık ettiğini, paranın çok gerekli olduğu şartlarda kimlerden destek bulduğunu tahmin edebilirsiniz. Uzun zamandır mafya operasyonu haberi yok. Özgür Özel’e mektup yazan kodamanın, araya sadece tek bir adam sokarak bu işi kolayca kotardığını kestirebilirsiniz.
Bu olay bir mektup, herkese yazılmış bir bildiri değil. Evet, bu mesajların bir de bildiri türü var.
Haziran 2024’te Kayseri’de bir kız çocuğuna taciz ile başlayan ve Suriyeli mültecileri hedef alan saldırılara dönüşerek birçok yere sıçrayan olaylar, muhtemelen aynı merkezde kotarılan bir operasyondu. Benzerlik şurada: Olaylara karıştığı için gözaltına alınanların çoğu sabıkalı adli suçlulardı.
Casus Belli:
Bu Latince deyişin, Türkçe okunuşundaki anlamdan istediğiniz sonucu çıkartmakta serbestsiniz.
Casus belli, savaş sebebi demek. Mesela, Yunanistan’ın Ege’de kıta sahanlığını 12 mile çıkartmaya kalkması, herhangi bir ikaza gerek kalmadan Türkiye için savaş sebebi anlamına geliyor.
Peki, yargı üzerinden yapılan operasyonları Özgür Özel’in “savaş ilanı kabul ediyorum” sözü, “ben de size savaş ilan ediyorum” anlamına mı geliyor?
Hiç sanmıyorum. Savaş, iradenizin zorla karşınızdakine kabul ettirilmesidir. Ayrıca savaş, siyasetin şiddet araçlarıyla sürdürülmesidir, ki bu durum “terör” olarak isimlendiriliyor. Özel “savaş ilanı” vurgusu ile “alın size savaşsa savaş” karşılığını vermiyor, sadece iktidarın muhalefetin iradesini teslim almak için şiddet araçlarına başvurduğunu ilan etmiş oluyor. Özgürlükten yoksun bırakmak, yani tutuklamak savaş şartlarında “esir almak” anlamına gelir, Özel’in iddiası bu istikamette belediye başkanlarını tutuklayan her yargı faaliyetinin şiddet içerdiğini ileri sürmekten ibarettir. Siyasî ortam sertleşince, muhtemelen “devlet terörü” tabiri kullanıma geçecek.
Gerçek Savaş bitti:
İmamoğlu başta olmak üzere, belediye başkanlarının tutuklanması ve kayyım atamaları sürmekte olan savaşın ileri safhaları hakkında fikir veriyor. Savaş, devam ederse yargı tasarrufları ile sürecek.
Peki sürer mi?
Madem ortada bir savaş var, o zaman cevabı savaş deyimleri ile bulmayı deneyelim.
Büyük strateji dehası Clausewitz (1780-1831) savaşı, “mutlak savaş” ve “gerçek savaş” diye ikiye ayırır. Kısaca mutlak savaş rakibi yok etmek için yapılırken gerçek savaş, siyasî bir amaca hizmet eder. Çelişki gibi görünür ama gerçek savaşın nihai hedefi barıştır. Elbette galibin arzu ettiği türden bir barış.
Özgür Özel’in gözünden, Erdoğan’ın “gerçek savaş” ilan ettiğini ve yenildiğini söyleyebiliriz. Çünkü istediği siyasî sonuçlardan hiçbirini elde edemedi; tersine attığı taş ürküttüğü kurbağaya değmedi. Sürmekte olan savaş şartları muhalefetin güç kazanmasına, iktidarın ise sandıkta kaybettiğinin aşikar hale gelmesine yol açıyor. Yine de savaş şartları sürüyor. Henüz barış düzenine geçilmedi. Kriter, İmamoğlu başta olmak üzere, savaş esirlerinin hala esir kampında tutulması.
Saray, elindeki medya imkânları ile yolsuzluk çamuruna batmış bir CHP ve cumhurbaşkanı adayı algısı oluşturmayı denedi. Kent uzlaşısı üzerinden “terör bataklığına gömme” operasyonu kuvveden fiile çıkamadan daha işin başında çöktü. Erdoğan konuşmalarının satır aralarında, CHP üzerinde yolsuzluk algısının neden tutmadığına dair şaşkınlığını ifade ettiğine göre, gerçek savaş bitmiş durumda. CHP, tersine bu operasyonlardan aklanmış bir parti algısıyla çıktı.
Şimdi barış düzenine dönmek gerekiyor. Saray’dan siyaseti yumuşatmaya, bunun için İmamoğlu’nu serbest bırakmaya yönelik hamleler bugünlerde mutlaka gelecektir.
Mutlak Savaş devam ediyor:
Siyasî bir hesaba, plana ve amaca hizmet etmeyen, salt “düşmanı” yani müstakbel iktidar adayı olarak CHP’li aktörleri yok etmeyi hedefleyen mutlak savaş ise devam ediyor. Öfke ile, mümkün olsa en kanlı haliyle topyekûn sürdürülen bir savaş. Bu arada yine Clausewitz’in icadı olan “topyekûn savaş” kavramını atlamayalım. Topyekûn savaş, bütün araçların, imkânların, hatta ekonomik kaynakların, kullanabileceğiniz her şeyin toptan seferber edildiği savaş şeklidir. I. Dünya Savaşı böyle bir savaş olarak tarihe geçmiştir.
Yargı operasyonları şeklinde “gerçek savaş” sona erdi; ancak topyekûn savaş stratejisine dayalı “Mutlak Savaş”, Özel’e yapılan saldırı ile gönderilen adrese teslim mektupla birlikte ilan edilmiş durumda.
Gerçek Savaş, Saray’ın komutasında idi; Mutlak Savaşın karargâhı ise çok farklı. Bu karargâhta iktidarda kalmayı ölüm-kalım meselesi olarak gören karanlık ilişki ağlarının devlete ve siyasete sızmış uzantıları var. İktidar giderse her şeylerini kaybedecekler. Bu yüzden gözlerini karartıyorlar.
Aslında Gerçek Savaş ile Mutlak Savaşı sürdürenler arasında da derinlerde başka bir savaş devam ediyor. CHP’ye demir atan işadamları, iktidarın kendi içinde ifşalarla tırmanan rekabet, bürokrasinin kendini emniyete alma refleksi ile bu savaş iktidar çatısı altında devam ediyor. Gerçekçiler, nispeten emin bir gelecek için barıştan yanalar. AK Parti teşkilatı, AK Parti Meclis grubu savaşı sadece tribünlerden seyrediyor. Çünkü hepsinin barıştan, gelecekleri için çıkarları var.
Mutlak savaşçılar ise kimseyi seferber edemiyor. Ama gözleri dönmüş vaziyette.
Öyle görünüyor ki Erdoğan mutlak savaş stratejisine karşı çıkıyor. Türkiye’nin çeyrek asrına damgasını vurmuş bir lider olarak, barış vaat eden bir miras bırakmaktan yana.
Savaş her zaman hiledir. Özel’in kabul ettiği ilan edilmiş savaş içindeki inceliklere ve nüanslara dikkat etmenizi öneririm.
























