(The Turkish Post) – MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
Akıl ve mantık sınırları içinde kalmak, sebeplere müracaat ederek sonuçlara ulaşmak artık imkânsız. Önünüze nur topu gibi gelen gündemlerin, daha önemlisi hepimizi önüne katıp sürükleyen fırtınanın sebebi duygular. Üstelik asil olanları değil, boydan boya ezik ve rezil duygular. Görgüsüzlüğü, sonradan görmeliği çoktan geçtik.
Yüzyıllardır Türk siyasî geleneğinin değişmeyen bilmecesi olan “ne olacak bu memleketin hali” sorusuna, şu ahir zamanda maddi gerçeklere, toplumun ihtiyaçlarına, dünyanın gidişatına göre değil; kızgın demirin üzerine düşer düşmez buhara dönen su damlaları olarak bakmalısınız. Hepimiz en garip ve rezil duyguların esiriyiz.
Öfke, intikam, nefret, hınç, haset, kara çalma-kuyu kazma dürtüsü ve bunların içinde en tepede saltanat süren garez.
Duyguların kölesi iken bile, akl-ı selimin devrede olacağı bir alana ihtiyacımız var. Bu alan duyguların da birer olgu olarak ele alınabildiği fenomonolojidir. Duyguların hatta en rezil duyguların bile basit bir olgu olarak ele alındığı ve çözümlendiği, buradan topluma ve siyasete dair öngörülebilir sonuçlara varılabildiği bir anlama çabasına ve muhakeme tarzına sizi davet ediyorum.
Köle ahlâkı olarak “Garez”:
19. yüzyıl sonları ile 20. Yüzyılın ilk yarısında, fenomenolojinin en hararetli tartışma konusu, bu kavram oldu. Bütün Batı dillerinde “garez” kelimesinin Fransızcası olan “ressentiment”i, insanı anlamak için düşünce hayatının merkezine yerleştiren büyük filozof Nietzsche’dir. Nietzsche bu kavramı, insanı sahte bir acının içinde gönüllü köleliğe mahkûm eden Hristiyan ahlâkını yerden yere vururken kullanmıştır.
Bu derin felsefî mevzuyu, bizim gündelik siyasetimizi anlayacak ölçüde basitleştirerek aktarayım.
“Garez”in sebebi iktidarsızlık duygusudur. İktidardakilerde de bu duygu bulunur. Güzel bir kadınla birlikte yaşayan iktidarsız bir erkeğin durumu gibi. İntikam, haset, aşağılama dürtüsüne dönüşen kin, nefret, kıskançlıkla yoğrulan öfke, şayet doğal yollardan, yani karşınızdakine yumruk atarak veya küfrederek veya yücelik gösterip bağışlayarak kendini gerçekleştiremezse, tersine dizginlenip baskı altında tutulursa kölelere veya ezik insanlara özgü garez duygusu kökleşip büyümeye ve insan davranışlarını belirlemeye başlar. Garezi basit bir intikam duygusundan ayıran onun baskı altına alınması, yokmuş gibi davranılmasıdır. Bağırıp çağırsanız, kızgınlığınızı başkalarının önünde açığa vursanız, kıskançlığınızı ona çelme takarak gösterseniz mesele kalmayacaktır. Garez, bastırılmış eziklik duygusunun bilinci zehirlemesi ve davranışlara egemen olmasıdır. Bu zehirlenme bulaşıcıdır ve hayatı güç sahibi olanlara bile yaşanılmaz hale getirir.
İktidara sahip olanların eziklik duygusu olarak garez:
Görgüsüzlük veya sonradan görmeliğin yol açtığı ezikliğin tezahürü olarak da bu duyguya bakabilirsiniz.
Bugünün iktidarının yarın yapılacak seçimle sona erdiğini hayal edin. Bu hayalden somut sonuçlar çıkartabilirsiniz. 23 yıllık iktidardan geriye ne kalır?
Görkemli camiler, bir türlü dindar insanlar yetiştiremeyen imam hatipler ve ilahiyat fakülteleri gibi eğitim kurumları dışında. Onlar da cemaatsiz ve öğrencisiz kalacaklar.
O kadar kamu-özel üniversite açıldı. Toplasanız, bu iktidarın savaş açtığı Boğaziçi üniversitesi kadar bu ülkenin yüksek öğretim kalitesine hizmetleri var mı? Hatta sosyal bilimlerin birçok dalı, nasslara aykırı olduğu için bu ülkede evrensel standartların dışında kaldılar. Sayısı bu kadar çoğaldığı halde kalitesi bu kadar düşen başka ne var?
Musiki, hatta pop müzik bile tarihimizin en ölü mevsimini yaşadı. Geleneksel sanatlar bile bu iktidarın elinde değerini kaybetti. Sebep isteksizlik veya irade eksikliği değil köylülüktü.
Sanat-kültür hayatımız çölleşti. Muhafazakâr değerlerin bıktırıcı tekrarları yüzünden şiir ve edebiyat alanı, özgür düşünce ve muhayyileden kopup çölleşti. Kendi dünyasında karınca kararınca sanat üretenlere düşmanlığı ancak haset ve garez duygusu ile açıklayabilirsiniz.
Köleler ve Efendiler: Algılar ve Gerçekler
Garez gibi, köle duygusu ve davranışı gösteren efendiler ve başlarına gelenleri büyük bir şaşkınlıkla izleyen ezilenler. İktidar ve muhalefet arasında, mantık çerçevesinde anlam veremediğiniz birçok çelişkinin duygular dünyasındaki karşılığı bu durum.
Kıskançlık, kin, haset ve intikam duygusu ancak bastırıldığı zaman garez (ressentiment) gibi zehir saçan bir duyguya savrulur. Doğal olarak iktidar sahiplerinin kibir, muhalefetin ise garez duygusuna sahip olması gerekir. Neden tam tersinin vaki olduğunu açıkladığımı sanıyorum.
Bu dönemin tarihte ayırt edici özelliği olarak algıların gerçeklerden daha fazla önemsenmesi anlayışı kalacak. Kendi gerçeğinden memnun olmayan algıya bu kadar önem verir. Tek başına algılar üzerine inşa edilen bir iktidar anlayışı, doğrudan garez duygusu ile hareket etmez mi? Yargı, kendi referans sistemi olan kanunlara değil algılara göre karar veriyor; ve bu durumu doğrudan “toplumsal huzursuzluğa veya infiale yol açtığı”, “halkı kin ve düşmanlığa sevk ettiği” gibi algıyı referans alan gerekçeler üzerine inşa ediyor.
Bastırılmış garez duygusunun tezahürleri ile karşı karşıyayız. Duygular bu yüzden aklın ve mantığın içine sığmıyor. Bir yerlerde gelip patlıyor.
Devlet aklı kavramının, son zamanlarda daha sık kullanılmasının sebebi ve bu aklın iktidardan ayrıştırılması ve boşluğu doldurma ihtiyacından olmalı.























