(The Turkish Post) – MERCAN BULUT
İnanır mısınız, Türkiye ile ilgili yazı yazmak ve yorum yapmak, bana mide spazmı yaşatıyor. Her gün ülkenin bir noktasından ipe sapa gelmez, haberler medyaya düşüyor. Akşamları eve adım attığımda, ülkede neler olmuş diye, bir hışımla bazı internet sitelerini açıp, bilgi edinmeye çalışıyorum. Aksi durumda Türkiye’de yaşanan siyasi vakalar umurumda dahi olmuyor.
Dün yine Kayseri’de bir mezar kazıldı. Toprak altına gömülmüş, dört farklı cenin bulunmuş. Alın size ruh hastalığının farklı bir boyutu. Nasıl ne şekilde olduğu belli olmayan dört cenin toprağa gömülmüş. Muhtemelen gayri meşru bir ilişkinin meyvesi olarak, azabı daha doğmamış bebeklere yaşatmışlar. Kayseri ki, muhafazalar nüfusun yoğunlukta yaşadığı bir şehir. Kayseri v Konya gibi şehirlerimiz böyleyse, diğer metropolleri siz düşünün. Demek ki, artık ülke geneline yayılmış, bir ahlaksızlık hızla büyüyor. Önü alınmadığında, ciddi sorunların baş göstermesi muhtemel.
Dedim ya… Kayseri böyleyse, İstanbul’u düşünmek bile istemiyorum. Bir dönem bu şehirde yaşadım. Gündüzü farklı, gecesi bir farklı. Güzelliklerinin yanı sıra, çirkinlikleri de bir hayli fazla. İşte size bir örnek daha. Birkaç gün önce, bu vakayla ilgili bir yazı kaleme almıştım. Yazdıktan sonra, anladım ki, bu olayın içerisinde bazı soru işaretleri mevcut. Orada da dile getirmiştim. Burada yazının bir yayın organında, abartılarak yazılması ve ahlaki seviyenin altında bir dil kullanılması, sadece olaya konu olan aileleri değil, okuyucuları da derinden etkiledi. Yazının temelinde istismara uğradığı iddia edilen çocuklar, 3, 5 ve 9 yaşları olarak kullanılsa da, başka bir yerde ise 12 yaşındaki bir çocuk olaya dahil edilmiş.
Söz konusu istismar vakasının, yetişkin bir birey tarafından bu yaşlardaki bir çocuğa yapılması yüzde 100 ölümle sonuçlanan bir vakaya dönüşür. Ancak haberi kaleme alan Seyhan Avşar isimli kadın gazeteci, bunun yaklaşık 10 yıl sürdüğünü söyleyecek kadar farklı bir noktaya taşımış iddiasını. Burada toplumun önünde bulunan bir gazetecinin kullandığı dile dikkat etmesi gerekiyor. Aslında gazetecilik yapacağım derken, kabuk bağlayan yaraları yeniden kanattığını da düşünmesi gerekiyor. Bu tarz toplumu ilgilendiren ve toplumsal infiale neden olan bir vakanın, sahiplenmesi ve kaleme alınması çok değerli tabii ki. Ama taş atayım derken, baş yarılmamasına da dikkat edilmesi gerekir zannımca.
“SANIK, DELİL YETERSİZLİĞİNDEN BERAAT ETMİŞ”
Ne var ki olay, yeni bir vaka gibi pazarlanmıştı yayın organı tarafından. Ancak ertesi gününde, olayın 2009 yılında yaşandığı, bir çocuğa yönelik cinsel istismar suçlaması ile Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yargılanan Metin Şenay, delil yetersizliği gerekçe gösterilerek beraat ettiği ortaya çıkmıştı. Yine Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin de delil yetersizliğinden dolayı dosyayı bozduğu da ayrı bir konu. Burada temel sorun şu; şayet bu vaka yaşanmışsa cinsel istismar suçlamasıyla yargılanan Metin Şenay isimli şahıs, halkın arasında elini kolunu sallayarak nasıl geziyor? Bu konuda İstanbul Cumhuriyet Savcılığı ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş ekipleri gerekli tetkikleri neden yapmadı?
Bunun yanı sıra şayet böyle bir vaka iddiası varsa, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ne yaptı? İddiaya konu çocuklara ve ailelere gerekli hukuki ve sosyal desteği verdi mi? İstismara uğradığı iddia edilen çocukların psikolojilerinin düzeltilmesi adına bir şeyler yapıldı mı? Gördüğüm kadarıyla bütün sorular havada asılı kalıyor. Cevap bekleyen onca sorunun bir muhatabı da bulunmuyor. Haberin Türkiye gündemine düştüğü andan itibaren de, Adalet Bakanı başta olmak üzere, İçişleri, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanları da konuyla ilgili hiçbir değerlendirmede bulunmadılar. Toplumsal en küçük olayda dahi açıklama ihtiyacı hisseden Bakanların, bu kadar hassas bir vakayı görmezden gelmesinin de ellerinde bulunan sağlıklı bilgi notundan kaynakladığını düşünmek istiyorum.
“HALK TV HABERİ NEDEN YENİ GİBİ PAZARLADI?
Habercilikten anlamam. Ancak iyi bir okuyucu olduğumu söylemem gerekiyor. Okuduğum her yazıdan ya da haberden notlar alarak, kendimce çıkarımlarda bulunurum. Bu haberle ilgili bazı soru işaretlerim hala var. Baştan söylemem gerekiyor. Cinsel istismar vakalarına kesinlikle af konusu gündeme dahi gelmemeli. Habere konu şahıs, suçlu ya da değil bilemem. Ancak delil varsa en ağır şekilde cezalandırılmalı. Bunu da bağımsız yargı mecraları vermeli.
Ancak Ağır Ceza Mahkemesi’nin ve devamında da, Yargıtay’ın “Delil Yeterliğinden” dolayı bozduğu bir dava konusunun da iyi incelenmesi gerekiyor. Gelelim asıl noktaya. Bu habere imza atan Halk TV ve muhabiri Seyhan Avşar, yıllar öncesinde yaşanan bir istismar davasını yeni bir olaymış gibi neden pazarlama ihtiyacı hissetti? Tepkiler olana kadar vakanın 2009 ve sonrasında yaşandığını söyleme ihtiyacı hissetti.
Şimdi burada hepimizi ilgilendiren temel bir durum var. Artık mahallede, ilçede ve büyükşehirlerde suç failleri aramızda geziyor. Bundan dolayı ailelerin okulda ve sonrasında çocuklarını ve arkadaşlarını iyi takip etmesi gerekiyor. Çünkü kötü alışkanlıkların temeli hep kötü arkadaşlıklarla başlıyor. Kötü arkadaş çevresi çocukların aileleriyle olan bağlarına bile darbe vuruyor. Bu açıdan ailelerin, çocuklarının arkadaş çevresini de bilmeleri büyük bir önem taşıyor. Sadece okullar değil elbette. Çocuklarımızı gözümüzden ırak etmemeliyiz. Onlarla sıkı dostluklar kurmalıyız ki, yaşadığı en küçük bir vakayı bile bizlere haber edebilsin. Şayet onlarla aramıza kalın duvarlar örersek, onları sokağın güvensizliğine teslim ederiz. Bunun da farkına varmalıyız.
























