(The Turkish Post) – MERCAN BULUT
Türkiye’de son bir haftada sanki dejavu yaşıyoruz. Devletin, vatandaşın güvenliğini ve adaletini temin için görevlendirdiği bürokratlar bir anda suçun merkezine yerleşiyor. Önce, İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görev yapan bir savcı, hakkında soruşturma bulunan bir fuhuş çetesi aracılığıyla kadınlarla birlikte oluyor. Savcı, bunun karşılığında çeteye bilgi ve belge temin ediyor. Ardından adliyede çalışan bir katip kadın, sosyal medyada tanıştığı bir erkekle adaletin tesis edildiği mekanda cinsel ilişkiye giriyor.
Şüpheli elde ettiği görüntüleri koz olarak kullanıyor. Kadın katibi bazı bilgi ve belge temin etmesi için tehdit ediyor. Ama devamında katibenin neleri paylaştığını bilmiyoruz! Daha toplum bu ahlak dışı yozlaşmayı sindirmeden bu kez vaka, Ardahan’da ortaya çıkıyor. Ardahan Vali Yardımcısı, bir kadının evinde kocası tarafından basılıyor. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılıyor. Olay kamuoyuna yansıdıktan sonra da, apar topar görevden alınıyor. Tam bu skandal bitti derken, bu kez de Hakkari’de uyuşturucu operasyonu patlak veriyor. Çetenin merkezine bir başkomiser yerleşiyor. Apar topar o da tutuklanıyor.
Bir savcının, takıntılı olduğu bir kadın hakimi makam odasında bacaklarından vurmasını daha saymıyorum.
Daha neler göreceğiz bilemiyorum… Ama önümüzdeki günlerde benzer skandalların ortaya çıkmayacağını kimse garanti edemez. Ama ben yetkililere seslenmek istiyorum. Bu ahlaksız düzenin içinde yer alan ve devletin adına zarar veren görevlilerin açığa alınması yetmez… Acilen meslekten ihraç edilmeleri gerekir. Aksi durumda şaibeli isimlerin kamuda yer alması, devletin güvenliğine zarar verir benden uyarması…
YOZLAŞMANIN DIŞA VURULMUŞ HALİ
Aslında yaşananlar birer skandal değil… Tam aksine kamudaki yozlaşmanın dışa vurmasıdır. Diğer taraftan da devletin içten içe çürümesinin ayak sesidir. Maalesef bir ülkenin çürümesi çoğu zaman büyük patlamalarla başlamaz. Çürüme, genellikle küçük çatlaklardan sızarak ilerler. Bir vali yardımcısının sevgilisinin evinde basılması, bir komiserin uyuşturucu taciri çıkması ya da bir savcının fuhuş çetesiyle irtibatlı olduğunun ortaya çıkması yozlaşmanın dışa yansımasıdır.
Bunların her biri tek başına birer adli vaka gibi görülebilir. Fakat mesele yalnızca kişilerden ibaret görülmemelidir. Asıl mesele, bu olayların bir araya geldiğinde ortaya koyduğu tabloyu görebilmektir. Kısacası şahısların hatası olarak görülebilir. Ancak temsil ettikleri makamlar düşünüldüğünde, bireysel olarak asla kabul edilemez. Neticede temsil ettikleri makam olmamış olsa, söz konusu çetelerin ve adli vakaların içinde yer almaları pek mümkün olmayabilir.
DEVLET, AYNI ZAMANDA AHLAK DÜZENİDİR
Devlet dediğimiz yapı, yalnızca kurumların toplamı değildir. Aynı zamanda bir ahlak düzenidir. Yetki verilen insanların taşıması gereken bir sorumluluk ve güven ilişkisi mevcuttur. Toplum, güvenini bu insanlara teslim eder. Bir vali yardımcısı devletin vakarını, bir komiser hukukun caydırıcılığını, bir savcı ise adaletin tarafsızlığını temsil eder. Bu temsil kırıldığında yalnızca bir kişi düşmez; toplumun devlete olan güveninden de bir parça kopar.
Bugün yaşananlara baktığımızda, sorun sadece bireysel hatalar gibi anlatılmak isteniyor. Oysa aynı dönemde farklı kurumların içinden benzer skandalların çıkması, artık münferit olaylarla açıklanamayacak bir duruma işaret ediyor. Çünkü yozlaşma da bulaşıcıdır. Bir yerde hesap sorulmayan bir suistimal, başka bir yerde cesarete dönüşür. Bir yerde örtülen bir skandal, başka bir yerde “nasıl olsa kimse dokunmaz” rahatlığını doğurur. Aslında savcının, vali yardımcısının ve komiserin hukuk dışına çıkmalarının temelinde de, bu kontrolsüzlük mekanizması yatmakta.
NORMALLEŞMEYE KAPI ARALANMAMALI…
Yozlaşmanın en tehlikeli yanı da burada başlıyor aslında. Bunun adına da normalleşme diyoruz. İnsanlar bir süre sonra bu haberleri şaşırmadan okumaya başlar. “Yine mi?” diyerek sayfayı çevirir. Oysa toplumun vicdanı tam da o noktada zayıflar. Skandalın kendisi değil, ona alışılması bir ülke için gerçek tehlikedir.
Bu açıdan makamlar insanı büyütmez. İnsanın karakteri makamın ağırlığını taşır. Karakter zayıfsa makam büyüdükçe yozlaşmanın etkisi de büyür. Bugün ihtiyacımız olan şey yeni skandalların ortaya çıkması değil, hesap verebilirliğin yeniden inşa edilmesidir. Çünkü adaletin olmadığı yerde güven olmaz; güvenin olmadığı yerde ise devlet yalnızca bir tabeladan ibaret kalır. Yozlaşma sessiz ilerler, fakat bıraktığı gürültü bir ülkenin vicdanında uzun süre yankılanır.
Bu açıdan hem Adalet hem de İçişleri Bakanlıklarına büyük sorumluluk düşüyor. Şüpheli işlemlerde ismi geçen görevlilerle ilgili deliller yeterliyse, düşünülmeden meslekten ihraç edilmeleri gerekir. Bu yöntem bundan sonraki adımların önünü keser. Devletin gücü kurumlarda tesis edilir. Aksi durumda cezasız kalan her davranış, yeni vakalara kapı aralar. Bu da yozlaşmayı derinleştirir. Vatandaşın devlete olan güveni de zarar görür.























