(The Turkish Post) – MERCAN BULUT
Uzaklardan gözlerim kapalı Türkiye’yi izliyorum. Her gün yeni bir şok dalgası yaşıyorum. Bu da olmaz dediğim, ünlü yıldızların isimlerini gözaltına alınan şüpheliler arasında görüyorum. Kimler yok ki; İrem Derici, Kubilay Aka, Hadise Açıkgöz, Berrak Tüzünataç, Demet Evgar, Özge Özpirinçci, Dilan-Engin Polat çifti, Yusuf Güney ve Aleyna Tilki…
Kim bunlar diye sorsanız çevrenize? Hep bir ağızdan “Şarkıcı, fenomen ya da sinema yıldızı” dediklerini duyarsınız.
Kimse bunların uyuşturucu müptelası olduğunu söylemez. Burada amacım soruşturmanın salahiyetine zarar vermek değil tabii ki… Ülkenin tanınmış oyuncuları sabahın seher vaktinde, pijamalarıyla gözaltına alınıyor.
Öğle vakti de uyuşturucu testi verildikten sonra serbest bırakılıyor. Şayet bunları yapıyorsanız, bazı sorulara da hazırlıklı olmanız gerekiyor haliyle…
O zaman soralım… İrem Derici, Hadise Açıkgöz ve Demet Evgar uyuşturucu kullanıcıysa, “BARONLAR” nerede?
Ünlü yıldızlarımıza uyuşturucu sevkiyatını yapanlar kim ya da kimler? Yaklaşık bir aydır takip ediyorum…
Sadece kadın figürler üzerinde bir algı operasyonu olduğuna şahit oluyorum. Ne yazık ki… Kameralar açık, manşetler hazır, “ünlü isimler” kelepçeli… Ama işin asıl merkezinde olması gerekenler, yani uyuşturucu baronları, sistemin karanlık ve dokunulmaz bölgelerinde yaşamaya devam ediyor.
Maalesef, bu ülkede uyuşturucu meselesi artık bir halk sağlığı sorunu olmanın ötesine geçti. Adaletin kimlere uğrayıp kimlere uğramadığını gösteren bir turnusol kâğıdına dönüştü. Soru şu: Tonlarca uyuşturucu kimin elinde dolaşıyor? Kim bu ağları kuruyor, finanse ediyor, koruyor? Ve neden bu soruların cevapları hiçbir operasyon bülteninde yer almıyor? Ortada çelişkiler yumağı devam ediyor. Eğer gerçekten “organize suçla mücadele” ediliyorsa, neden zincirin en zayıf halkaları ya da kamuoyunda ses getirecek figürler hedef alınıyor da…
Bu piyasayı ayakta tutan büyük balıklar hep ağdan sıyrılıyor? Yoksa mesele uyuşturucuyla mücadele değil de, kamuoyunu yönetmek mi? Ünlü isimlerin gözaltına alınması elbette hukukun konusu… Hiçbir yurttaşın, yasalar karşısında ayrıcalıklı olması kabul edilemez. Edilmemeli de… Fakat adalet, yalnızca görünür olanı cezalandırıp görünmeyeni koruduğunda, artık adalet olmaktan çıkar bizden de hatırlatması. Bana kalsa, bu gözaltılar, olsa olsa bir “vitrin operasyonu” gibi duruyor. Topluma “bakın çok çalışıyoruz” mesajı verirken, gerçek suç ekonomisini yerli yerinde bırakmamaya da bir anlam veremiyorum.
Baştan söyleyeyim, uyuşturucu baronları dediğimiz yapı, sokak satıcısından ya da bir ünlünün kişisel kullanım iddiasından ibaret değil. Bu iş; limanlardan, lojistik ağlardan, kara paranın aklandığı finansal kanallardan, siyaset ve bürokrasiyle kurulan görünmez temaslardan oluşur. Eğer bu katmanlara dokunulmuyorsa, yapılan her operasyon eksiktir, göstermeliktir ve samimiyetsizdir. Daha da vahimi şu: Bu tür seçici adalet pratikleri, toplumda hukuka olan inancı aşındırır. İnsanlar artık “kim suçlu?” sorusundan çok, “kime dokunulabilir?” sorusunu soruyor.
Çünkü biliyoruz ki bu ülkede bazılarının suçu vardır. Ama dosyası yoktur. Bazılarının ise dosyası vardır ama suçu tali görülür.
Son söz olarak ifade edeyim… Uyuşturucuyla gerçek mücadele, manşetle değil, cesaretle yapılır. Gerçek mücadele de isimlerden bağımsız yürütülür. Ün, servet, siyasi yakınlık ya da medya ilişkileri kalkan olmaktan çıktığında bir anlam kazanır. Aksi hâlde her operasyon, bir öncekinden daha büyük bir inandırıcılık krizine yol açar.
Bugün alınmayan her baron, yarın daha fazla gencin hayatını karartacaktır. Ve unutulmamalıdır…
Adalet, yalnızca güçsüzlere uğradığında… Suçla mücadele, yalnızca risksiz hedeflere yöneldiğinde…
Kaybeden sadece hukuk değil, toplumun tamamı olur.























