(The Turkish Post) – MEHMET EREN
İstanbul Küçükçekmece’de bir binanın çökmesi, Türkiye’nin deprem gerçeğiyle ilgili acı bir hatırlatmadır aslında. Bu olay, ülkede depreme karşı alınması gereken önlemlerin yetersizliğini ve riskli yapıların durumunu bir kez daha yüzümüze çarptı.
17 Ağustos 1999 tarihinde, Türkiye’nin en yıkıcı depremlerinden biri olan Gölcük Depremi yaşandı. Yaklaşık 17 bin kişi hayatını kaybetti, 250 binden fazla kişi evsiz kaldı ve on binlerce insan yaralandı. Bu büyük felaket, Türkiye’nin deprem gerçeği ile yüzleşmesine ve depreme hazırlık konusunda bir milat olmalıydı ama olmadı.
1999 yılından bu yana Türkiye’de daha birçok büyük deprem yaşandı. 2002’de Afyon’da 6.5 büyüklüğünde bir depremde 89 kişi, 2003’te Bingöl’de 6.4 büyüklüğündeki depremde 177 kişi, 2011’de Van’da 7.2 büyüklüğündeki depremde 604 kişi hayatını kaybetti. Daha yakın tarihlerde, 2020’de Elazığ’da 6.8 büyüklüğündeki depremde 41 kişi, İzmir’de 7.0 büyüklüğündeki depremde 117 kişi öldü. En büyük yıkım ise 2023’te Kahramanmaraş’ta meydana gelen 7.8 ve 7.5 büyüklüğündeki depremlerde oldu. Bu felakette resmi rakamlara göre 50 binden fazla kişi hayatını kaybetti, yüzbinlerce kişi yaralandı ve milyonlarca insan evsiz kaldı. Bu satırları yazan kişi de evsiz kalan o milyonlarca kişiden biridir.
Öte yandan depremler, Türkiye ekonomisine milyarlarca dolar ek yük de getirdi. 1999 Gölcük Depremi’nin maliyeti yaklaşık 16 milyar dolar, Van Depremi’nin maliyeti yaklaşık 5 milyar dolar, İzmir Depremi’nin maliyeti ise yaklaşık 1 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. 2023 Kahramanmaraş Depremleri’nin toplam ekonomik maliyeti ise yaklaşık 34 milyar dolar deniliyor. Bu maliyetler, binaların yeniden inşası, altyapının onarımı, iş gücü kaybı ve ekonomik aktivitenin durma noktasına gelmesi gibi faktörleri kapsıyor. Sanayi ve ticaret merkezlerinin hasar görmesi, üretim ve ticaret akışındaki aksamalar ekonomik kaybın bir başka boyutu.
1999’dan bu yana hükümetler, depreme hazırlık konusunda adımlar attı ancak yapılanlar çok yetersiz kaldı. 2001 yılında yürürlüğe giren Yapı Denetim Kanunu, binaların depreme dayanıklı yapılmasını amaçladı ama uygulamada ciddi eksiklikler ve denetim zaafları yaşandı. Riskli yapıların yenilenmesi için başlatılan kentsel dönüşüm projeleri yeterince hızlı ilerlemedi. Bürokrasinin yavaş işlemesi, ekonomik sıkıntılar ve siyasi çekişmeler bu süreçleri aksattı. Halkın deprem bilincini artırma çalışmaları ise hiçbir zaman olması gerektiği seviyeye gelemedi. Eğitim kampanyaları ve acil durum tatbikatları yaygınlaştırılmadı, birçok insan halen deprem anında nasıl davranması gerektiğini bilmiyor. Deprem sonrası müdahale kapasitesini artırmak için gerekli altyapı yatırımları ve acil durum planları çok sağlıksız. Özellikle büyük şehirlerdeki yollar, köprüler ve acil durum merkezleri yeterince güçlendirilmedi.
Türkiye, bir deprem ülkesi olmanın bilinciyle hareket etmek zorunda. 1999 yılından bu yana atılan adımlar önemli ancak hiç yeterli değil. Özellikle büyük şehirlerdeki riskli yapıların hızla yenilenmesi, halkın deprem bilincinin artırılması ve acil durum planlarının sürekli güncellenmesi gerekiyor. Deprem sadece bir doğa olayı değil, aynı zamanda hazırlık ve müdahale kapasitesinin test edildiği bir süreçtir. Hükümetlerin ve bireylerin bu konuda daha proaktif olması hayati önem taşıyor. Umarım beklenen İstanbul depremi gelmeden uykumuzdan uyanır ve durumun ciddiyetini fark ederiz.























