(The Turkish Post) – KAMİL ASLAN
Hafta içerisinde Şampiyonlar Ligi maçlarını gözlemleme fırsatı buldum. Real Madrid- Manchester City, Arsenal- Bayern Münih ve Atletico Madrid- Borussia Dortmund maçlarını izledikten sonra kesin kararımı verdim. Şampiyonlar Ligi tam anlamıyla bir klasman gurubu. Burada mücadele eden takımlar ve hocalar kesinlikle, futbol bilgisi ve beceriyle çağın ötesindeler. Özellikle Real Madrid- Manchester City mücadelesinde Carlo Ancelotti ile Pep Guardiola’nın taktik savaşları görülmeye değerdi. Bu iki dünyaca ünlü hocanın artık kaldırmadığı hiçbir kupa yok. Ancak hala yeni bir hoca salikiyle 90 dakika yerinde durmadılar. Real Madrid’i çalıştıran Ancelotti (113) ve Manchester City’nin başındaki Guardiola (109) galibiyet serisiyle bu lige damga vurmalarına rağmen, bir fazlası için varlarını yoklarını sahaya yansıttılar. Sonuç ne mi oldu? Maç berabere bitti. Ancak iki takımın ortaya koyduğu mücadele, taktik ve performans herkesi memnun etti. Bir sonraki maç için şimdiden taraftarları heyecan bastı. Bu konuya nokta koymadan son söz şunu ifade edeyim. Hem Carlo Ancelotti hem de Pep Guardiola kendi liglerinde de lider durumdalar. Artık onları durdurmanın imkanı yok gibi.
Şimdi gelelim Türkiye ligine. Hafta içinde dünyanın en önemli klasman maçlarını izledikten sonra, sıra Türkiye ligine geldi. Trabzonspor- Sivasspor ve Beşiktaş- Samsunspor maçlarını izlediğimde ise kendimi hayal dünyasında hissettim. Ben hafta içinde başka bir alemde mi maç keyfi yaşadım. Türkiye’de bana izletilen oyun futbol muydu, yoksa bir tiyatro muydu? Bir türlü karar veremedim. Ortada tatsız tuzsuz bir maç vardı. Oyun anlamında hiçbir şey yoktu. Avrupa’nın en değerli takımlarında oynayan ve enerjisinde hiçbir şey kaybetmeden yıldızları gördüğümde, bizim oyuncuların hala neyi yaşadıklarına anlam veremedim. 90 dakika oynanan bir maçta hiç mi pozisyon olmaz. Takımın hocası oyuncularına, maç öncesinde ya da esnasında hiç mi bir şey katmaz anlam veremedim. Kendi kanaatimce artık şu kanıya vardım. Türkiye ligi ile Avrupa klasmanları arasında en az 50 yıl fark var. Profesyonellikten yönetim anlayışına, oyuncuların gelişiminden gelecek planlamasına kadar. Ne yazık ki, Avrupalı oyuncular her yıl yeni bir hedefle sahaya çıkarken, Türk oyuncularının hayali ne yazık ki, Edirne’yi aşamıyor. Gidenler de birkaç yıl içerisinde yeniden dönüş yapıyor. Bunun tek sorumlusu tabii ki futbolcular değil. Onlara hedef belirleyemeyen hocasından menajerine kadar herkes burada suçlu bence.
Türkiye ligi artık sadece yıldız oyuncuların emeklilik ikramiyesi için geldikleri bir lig haline geldi ne yazık ki. Bütün oyuncular için söyleyemem elbette. Ekseriyetle çoğunluğu bu kategoride. Sadece oyuncular da değil elbette. Hocalar da Türkiye’de kulüplerin verdiği nakit milyon Euroları almak için kapıda bekliyor. 5-6 maçlık bir serüvenin ardından takımlar hocaya kapıyı gösteriyor. Olan hocaya olmuyor elbette. Takımın kasasından milyonlar gereksizce uçup gidiyor. Buna sebep olanlar ise pişkin pişkin yeni hoca arayışına girişiyor. Kimden bahsettiğimi anladınız elbette. Beşiktaş devre arasında Portekizli ünlü hoca Fernando Santos’u getirmişti. Birkaç yıllık bir sözleşmeyle takımın başına geçen hoca, yaklaşık 8 oyuncu transferine de imza atmıştı. Beşiktaş aslında iyi bir hayal kurmuştu. Ne yazık ki, Beşiktaş Başkanı ve yönetiminin hayalleri ortada kaldı. 7-8 haftayı geçmeden hoca kovuldu. Sonrası malum. Beşiktaş, hocanın birkaç yıllık sözleşmesini tıpış tıpış ödeyecek. Yazık oldu Beşiktaş taraftarının helal parasına. Ayrıca on milyonlarca Euro verilerek alınan oyuncular da Santos’un takıma kazığı oldu ne yazık ki? Şimdi yönetim inceden inceye düşünmeye devam etsin. Demek ki önemli olan isim yapmış hoca değilmiş. Ona değer katan içindeki ruhuymuş. Takımlar bunu bir kez daha gördü.
ABDULLAH AVCI, HAZIRDAN YEMEYE DEVAM EDİYOR
Trabzonspor’un da Beşiktaş’tan hiçbir farkı yok. Takımın başına getirilen Abdullah Avcı artık hiçbir şey katmıyor. Tam aksine hocayla oyuncular arasında artık bir enerji ve saygı kalmamış. Özellikle Umut Bozok’un hocaya yaptığı el hareketini görünce hoca hala neyi bekliyor anlamış değilim. Yaklaşık 10 aydır takımın başında olan bir hoca takıma bir oyun oynatamaz mı? Ligde de kupada da takımın hiçbir oyun mantalitesi yok ne yazık ki. Çünkü hoca saha kenarından bile oyuna müdahale edemiyor. Bildiği aynı taktikleri oynamaya devam ediyor. Yeni bir kurgu ve oyun anlayışı ortaya konulamıyor. Çünkü ne oyuncular ne de hocalar, bahsettiğim Şampiyonlar Ligi’ni izlemiyor. Onları izlemiş olsalardı, bugün ortaya konular oyunlar da farklı olurdu. Şunu söylemem gerekiyor. Eski tip hocalarla ve oyuncularla Türk futbolunun klasman atlaması mümkün değil. Özellikle de bu hocalarla.
Benim anlam veremediğim Trabzon gibi bir şehirde taraftar ve yönetim hala neye sabır gösteriyor. Abdullah Avcı ve ekibi artık takıma bir şey katmıyor. Tam aksine eksiltmeye devam ediyor. Bu yıl ki karnesine bakıldığında ortada büyük bir başarısızlık var. Ancak hoca istifa etmiyor ne yazık ki. Başkan Ertuğrul Doğan’da cesaret edemiyor. Çünkü hocanın tazminatı çok fazla. Avcı’nın istifasını bekliyor. Ancak hocanın başarı ve başarısızlık umurunda olmadığı için takım ligde boş doldurmaya devam ediyor. Maçı izleyen taraftarlar da adeta saç baş yoluyor. Avcı’nın saha kenarındaki duyarsızlığını görünce de taraftarların umutları iyice kırılıyor. Avcı’nın bu yıl kazandığı tek bir oyuncu dahi yok. Takımın kasasından milyonlarca Euroluk harcama yapılmasına rağmen, Abdullah Avcı, yıldız oyuncuları kazanmak yerine onları yok saymayı tercih etti. Kourbelis, Teklic, Bakic, Bakesetas, Abdülkadir Ömür ve Umut Bozok gibi isimler bir nevi yokluğa mahkum edildi. Ardından da oyuncular kapı önüne konuldu.
DOĞAN YUMRUĞUNU MASAYA NE ZAMAN VURACAK
Benim gördüğüm Trabzonspor takımında ne uyum var ne de futbol mantalitesi. Takımda görülen tek bir şey var; o da ruhu alınmış oyuncuların sahada olması. Bunun en büyük sorumlusu da şüphesiz Avcı’dır. Nasıl ki şampiyonluk Avcı ve ekibine yazılmışsa, yaşanan hezimetler de ona yazılmalı. Ve ilk başta söylemem gerekeni son cümlede söyleyeyim. Bu takım sadece Ertuğrul Doğan Başkan’dan ibaret değil. Doğan, Ali Ağaoğlu ile iyi bir ikili oluşturmuştu. Ancak sonradan yaşanan olaylar takımın ruhuna zarar verdi. Bugün de o meseleler Ertuğrul Başkan’ın peşini bırakmayacak gibi duruyor. Ertuğrul Doğan, koltuğunu korumak istiyorsa, gelecek sezonun planlamasını şimdiden yapmalı. Bu kapsamda Abdullah Avcı ve ekibinin biletini kesmeli. Beşiktaş Başkanı nasıl tepkilerin ardından Santos’a kapıyı göstermişse, Doğan’da yumruğunu masaya vurmalı. Aksi durumda Doğan’ın koltuğu da sallanmaya başlıyor. Bir taraftar olarak benden uyarmalı. Çünkü taraftar kazanamazsa bile ruhunu sahaya yansıtan oyuncu ve hoca ister. Ancak bu ikisi de Trabzonspor’da yok ne yazık ki.
Bakalım Santos, peşinden Abdullah Avcı’yı sürükleyebilecek mi?























