(The Turkish Post) – KAMİL ASLAN
Türkiye’de futbol sezonun bitmesinin ardından transfer dedikoduları ardı ardına gelmeye başladı. Başta büyük takımlar olmak üzere Süper Lig’in diğer takımları da kadrolarını güçlendirmek için peş peşe imzaları attırmaya başladı.
Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe’nin dışındaki diğer futbol kulüpleri bütçe ve planlama dengelerini bozmayacak oyuncuları tercih ederken, ligin güçlü takımları sadece taraftarı memnun edecek ve adından söz ettirecek yıldızları peşinde koşmayı tercih ediyor.
Haliyle bu yanlış adımlar, takımların şimdisini değil geleceğini de tehlikeye atıyor. Bunu söylememin temel nedeni de takımların artık taşıyamaz hale gelen ağır borç yükleri.
Her gün bu limit artarak devam ediyor. Şayet, birileri bu dengesiz ve savruk transfer harcamalarına dur demezse kimse büyük takımların bir gün Fransa’nın meşhur takımı Lyon gibi olmayacağını garanti edemez. Bana göre Türk takımları adım adım ciddi bir borç sarmalının etkisi altına giriyor.
Bu sezon şampiyon olan ve beşinci yıldızı göğsüne takan Galatasaray, çıtayı bir sonraki yıl için yükseğe taşıma gayretinde. Bu amaçla kadroyu güçlendirmek amacıyla Leroy Sane gibi önemli bir yıldıza imza attırdı.
Sane’den sonra da geçen sezon şampiyonluğun mimarı olan Napoli’nin yıldız golcüsü Victor Osimhen’i kadrosuna katmak için yoğun bir gayret ortaya koyuyor.
Şunun altını çizmem gerekiyor. Osimhen, sarı kırmızı takımın şampiyon olmasında büyük bir etki oluşturdu. Ancak diğer takım arkadaşları da onun gol atmasında ve gol yollarının açılmasında büyük bir emek verdi. Dolayısıyla Osimhen büyük bir oyuncu olabilir. Ancak hiçbir oyuncu ya da yönetici Galatasaray’dan ve ruhundan daha büyük değildir.
Galatasaray yöneticileri yaklaşık bir aydır Victor Osimhen’i kadroya dahil etmek için yoğun bir mücadele veriyor. Israrla sürdürülen görüşmeler ve medyaya sızan rakamlar, sportif başarı arzusunun kulüp aklının önüne geçmek üzere olduğu sorularını akıllara getiriyor.
Osimhen, piyasa değeri 100 milyon euro seviyelerinde olan ve Avrupa’nın elit kulüpleri tarafından takip edilen bir oyuncu. İngiltere’nin İspanya’nın ve İtalya’nın köklü takımları da siyahi oyuncunun peşinde.
Sarı Kırmızılı yöneticilerin bu çapta kaliteli bir futbolcuya yönelmesi, her ne kadar iddialı bir vizyon olarak sunulsa da sportif rasyonalite açısından sorgulanması gerekiyor. Çünkü ne Süper Lig’in gelir potansiyeli ne de Galatasaray’ın UEFA’dan geçmişte aldığı mali uyarılar, böyle bir hamleyi sürdürülebilir kılacak durumda değil.
MAAŞ FARKI, TAKIMDA ADALET DUYGUSUNU YOK EDER
Mesele sadece bonservis de değil…
Osimhen’in sadece alım maliyeti 75 milyon Euro. Türk parasıyla 3,2 milyar lira.
Galatasaray gibi ciddi bir borç yükü olan bir takımın, bu oyuncuya bu kadar yüksek bonservis ödemesi öncelikle takıma ihanet olur. Taraftarı memnun edersiniz… Ama Türk futbolu bir daha kendini düzeltemez.
Haydi bonservisi ödediniz… Maaşı da yıllık 20 milyon Euro. O da Türk lirası üzerinden yaklaşık 800 milyona tekabül ediyor. Dört yıllık ücretini düşündüğünüzde, Osimhen’in Galatasaray’a maliyeti 3,2 milyar lirayı buluyor.
Bu rakamları ele aldığınızda bile matematik bilmenize hacet yok. Kısacası siyahi oyuncunun takıma dört yıllık maliyeti tamı tamına 7 milyar lira. Hangi takım bu masrafın altından kalkabilir?
Galatasaray yöneticilerine sesleniyorum. Aman ha! Taraftarın gazını almak düşüncesiyle bu hataya sakın düşmeyin. Akıllı düşünün… Ve hem takıma katkı sağlayacak hem de maliyet olarak takıma sorun olmayacak, başka oyunculara bakın…
Taraftar tabii ki Osimhen’i sahada görmek ister. Ama bu hatayı yaparsanız, takımın geleceğini bloke etmiş olursunuz. Benden söylemesi…
Diğer yandan yıldız oyuncuya ödenecek astronomik maaş ve bonservis bedeli soyunma odasında “adalet” duygusuna da zarar verebilir.
Arjantinli Mauro Icardi gibi önemli bir golcü kadroda yer alırken, bu transferin yaratacağı rekabetin takım içi uyumu sarsma ihtimali de çok yüksek.
Öte yandan Osimhen’e verilecek rakamlar karşısında mevcut oyuncuların menajerlerinin yeni sözleşme talepleriyle kapıyı çalması sürpriz olmayacak. Bunları yöneticilerin düşünmemesi tam anlamıyla saflık olur.
Bir hücum oyuncusunun yıllık 20 milyon Euro, gerisindeki oyuncuların 1 ila 3 milyon arası maaş aldığı bir konseptte oyuncuların Osimhen’i kabullenmesi mümkün olmaz. Özellikle de 10 milyon Euro alan Icardi’nin kazan kaldırmayacağını kim garanti edebilir?
Galatasaray’ın halihazırda yaklaşık 15 milyar TL’yi aşan bir borcu bulunuyor. Kulüp, son yıllarda döviz kurundaki artış ve yüksek faizler nedeniyle mali anlamda büyük bir baskı altında. Osimhen gibi bir oyuncuya yapılacak yatırım, eğer sportif başarıyı kısa vadede getirmezse, kulübü yeni bir ekonomik çöküş sürecinin içine sokabilir.
Unutmamak gerekir ki Türk futbolunda birçok kulüp ‘yıldız transfer’ tutkusu uğruna yapısal reformları öteledi ve bedelini yıllarca ödedi…
OSİMHEN’İN TRANSFERİ, GALATASARAY’I KAOTİK BİR ORTAMA SÜRÜKLER
Victor Osimhen’in transfer sürecinde kamuoyuna servis edilen bilgiler, bazen “gövde gösterisi” bazen de “seçim malzemesi” gibi kullanıldığı aşikar.
Taraftarın duygularını okşamak için yapılan bu hamleler, gerçekçi bir kulüp yönetimi anlayışından uzaklaşma riskini barındırıyor. Transferin gerçekleşmemesi durumunda ise hayal kırıklığı, yönetim üzerinde ters teper. Bunun da altını çizmek gerekiyor.
Takımın Şampiyonlar Ligi’nde ya da Türkiye’de en ufak bir başarısızlığında fatura şüphesiz yönetime kesilecektir. Bundan dolayı yönetim, öncelikle takımın geleceğini düşünmeli. Bir sonraki adımda ise takıma fayda sağlayacak, taraftarın da sevgilisi olabilecek yeni bir oyuncu mutlaka takıma kazandırılmalıdır.
Neticede Sarı Kırmızılı yönetim, sportif başarı ile mali denge arasında hassas bir çizgide yürümek zorunda.
Osimhen gibi yıldızlara duyulan tutku, kulübün vizyonunu büyütür gibi görünse de eğer bu istek akıl süzgecinden geçirilmeden eyleme dönüşürse, sadece Galatasaray’ı değil Türk futbolunu da kaotik bir geleceğe sürükler.
Gerçekçi hedefler, yapısal reformlar ve takım içi dengeyi koruyan bir strateji, Galatasaray için kısa vadeli zaferlerden çok daha değerli olacaktır.
Galatasaray’ın bu kadar ağır bir borç yükünün altında hâlâ yüz milyonlarca Euro’luk transfer hedefleri belirlemesi, finansal akılcılıktan çok popülizmin işaretidir. Bu adım yönetime kısa vadede ciddi bir prestij getirebilir. Bir sonraki yönetimi ise banka kapılarında bekletip, iflasa götürebilir.
























