(The Turkish Post) – KAMİL ASLAN
Yıllardır dile getiriyorum: Trabzonspor’da açık ve derinleşen bir yönetim krizi yaşanıyor. Trabzon’da, Başkan Ertuğrul Doğan’a yakın bazı gazeteciler her ne kadar bu gerçeği inkâr etmeye çalışsa da, yaşananlar gerçeğin üzerinin örtülemeyeceğini açıkça gösteriyor. Daha önceki yazılarımda da belirttim; Başkan Doğan iyi bir iş insanı, hatta iyi bir insan olabilir. Ancak iyi bir kulüp başkanı olduğunu söylemek bugün itibarıyla mümkün değil. Keşke Ertuğrul Doğan, Ahmet Ağaoğlu döneminde ikinci adam olarak kalmayı tercih etseydi.
Başkan Ağaoğlu’na yapılan hatayı bu şehirde bilmeyen yok. Ne hikmetse, o süreçten sonra Bordo-Mavili kulüp ciddi bir yönetim bunalımına sürüklendi. Yanlış transfer politikaları, feshedilen anlamsız sözleşmeler ve plansızlık sonucunda Trabzonspor, sahadaki kimliğini kaybetti. Bugün takımın ligde üçüncü sırada olması kimseyi yanıltmasın. Bu tablo, Trabzonspor’un gücünden çok, ligin genel kalitesinin ne kadar düştüğünün bir göstergesidir.
HEZİMETİN FATURASI BAŞKAN VE YÖNETİMİNDİR
Gelelim dünkü maça… Galatasaray karşısında alınan 4–1’lik mağlubiyet, yalnızca bir maçın kaybedilmesi değildir. Bu skor; sahadaki futbolun ötesinde, yanlış transfer politikalarının, vizyonsuz bir yönetim anlayışının ve susturulmuş yerel medyanın doğal sonucudur. Açık konuşmak gerekirse, Ertuğrul Doğan yönetimindeki Trabzonspor bugün sportif rekabetten çok, kurumsal savrulmuşlukla yüzleşmektedir.
Gençlerbirliği hezimeti sonrası Başkan Doğan ve ekibinin ders alacağını düşünmüştüm. Ancak tam tersi oldu. Takımın dengesi daha da bozuldu. Sahadaki oyuncuların ruhsuzluğu bir yana, yedek kulübesindeki çaresizlik dahi yönetim beceriksizliğinin açık bir göstergesiydi. Bir uzman olarak net ifade edeyim: Bu tabloda en masum olanlar, her şeye rağmen takımını destekleyen taraftar ve onun güvenini arkasına alan Fatih Tekke’dir. Mağlubiyetin asıl sorumluları futbolcular ve yönetimdir.
AHMET AĞAOĞLU’NU MUMLA ARAMAK
Transfer politikalarına baktığımızda tablo daha da netleşiyor. Ahmet Ağaoğlu döneminde bu şehir, dünya çapında birçok kaliteli oyuncuyu Trabzonspor formasıyla izledi. Ancak başkanın görevden uzaklaştırılmasının ardından transfer yetkisi önce Abdullah Avcı’ya, ardından birkaç menajerin insafına bırakıldı. Sonuç ortada. Uzun vadeli ve yüksek maliyetli kontratlar nedeniyle Fatih Tekke, kadroda radikal değişiklikler yapamıyor. 2027’ye kadar süren sözleşmeler, futbolcular için adeta konfor alanına dönüşmüş durumda. Avrupa’da bir maç oynayıp ardından “sakatım” bahanesiyle haftalarca idmana çıkmayan bir futbolcuya ne kadroda ne de kulübede yer verilir.
Buradan hareketle şunu söylemek gerekir: Başkan Doğan ve ekibinin son iki sezondaki transfer hamleleri, bir stratejinin değil; paniğin ve günü kurtarma refleksinin ürünüdür. Takımın omurgası kurulmadan yapılan “isim transferleri”, futbol aklıyla değil, kamuoyunu oyalama ihtiyacıyla gerçekleştirilmiştir. Galatasaray karşısında orta sahadaki ezilme, savunmadaki kopukluk ve hücumdaki üretkenlik sorunu; bireysel hatalardan çok, yanlış kadro mühendisliğinin sonucudur.
Evet, Trabzonspor’un bütçesi Galatasaray kadar olmayabilir. Mali olarak rakipleriyle yarışamayabilir. Ancak akıl, planlama ve doğru scouting ile denge kurulabilirdi. Trabzonspor bunu yapmadı. Aksine, pahalı ama uyumsuz parçalarla kendi yapısını bozdu. Bu noktada sorumluluk teknik heyetten önce, bu transferlere onay veren ve bu yapıyı “başarı” olarak sunan başkan ve yönetime aittir.
BAŞKAN ELEŞTİRİYE TAHAMMÜL ETMELİ
Bir diğer önemli mesele, Başkan Doğan’ın eleştirilere karşı gösterdiği tavırdır. Kimse başkanın düşmanı değildir. Taraftarın tek beklentisi; sahada mücadele eden, kaybetse bile karakter ortaya koyan bir takım izlemektir. Yenilgi olur, olabilir… Asıl mesele, o yenilgi anında gösterilen gayrettir. Ne yazık ki Doğan ve yönetimi eleştiriyi düşmanlık olarak algılamaktadır. Oysa büyük kulüpler eleştiriyle büyür. Trabzonspor bugün, başkanın etrafında oluşturulan dar bir onay çemberine sıkışmıştır. Yanlışlar dile getirilmedikçe değil, üzeri örtüldükçe derinleşir. Bunu en iyi bilmesi gereken de Başkan Doğan’dır. 4–1’lik mağlubiyet sonrası yapılan açıklamalar ise özeleştiriden uzak; suçu zamana, hakeme ya da “proje sürecine” atan klasik söylemlerden ibarettir. Oysa taraftar masal değil, hesap istemektedir.
TRABZON MEDYASI VE GAZETECİLİK HATALARI
Son olarak Trabzon medyasına değinmek istiyorum. Daha önce de bu konuda yazdım; tekrar etmek zorundayım. Mağlubiyet sonrası bazı gazetecilerin yaptığı açıklamaları gördüğümde, meslek adına utandım. Bu kişiler gazetecidir; kulübün halkla ilişkiler ekibi değildir. Buna rağmen eleştirmek yerine hâlâ yönetimi savunur açıklamalar yapmaları son derece düşündürücüdür. Trabzon yerel medyasının düştüğü durum vahimdir. Kulübün menfaatini savunmakla, yönetime koşulsuz yandaşlık yapmak arasındaki çizgi çoktan aşılmıştır.
Transfer yanlışlarını, sportif gerilemeyi ve yönetim zaaflarını konuşmak yerine; eleştiren taraftar “sabırsız”, sorgulayanlar ise “hain” ilan edilmektedir. Bu medya düzeni yönetime konfor alanı sağlamakta, kulübü ise gerçeklerden koparmaktadır. Oysa Trabzonspor’un tarihini yazan şey itaat değil, başkaldırıdır. Bu şehir alkışlayanların değil, hesap soranların şehridir.
Eğer bu tablo değişmezse, benzer yenilgiler sürpriz değil, rutin hâline gelecektir. Çözüm; yeni transfer listelerinde, süslü açıklamalarda ya da medyatik söylemlerde değil. Çözüm; şeffaflıkta, liyakatte ve gerçeklerle yüzleşme cesaretindedir. Trabzonspor’un ihtiyacı olan şey daha fazla suskunluk değil; daha fazla doğru söz, doğru akıl ve cesur eleştiridir. Aksi hâlde 4–1’ler konuşulmaz, kanıksanır. Asıl tehlike de tam olarak burada başlar.
























