(The Turkish Post) – KAMİL ASLAN
Türk futbolu ile Avrupa futbolunu kıyaslama imkânınız oldu mu? Peki, Türk futboluna yön ve istikamet veren yöneticiler dünya devlerini hiç yerinde inceleme zahmetine girdi mi? Örneğin başkan ve yönetim kurulu üyeleri; Manchester United, Manchester City, Liverpool, Arsenal, Tottenham, PSG, Milan ya da Napoli gibi kulüpleri ziyaret edip, mali yönetimleri hakkında bir brifing aldı mı?
Siz söylemeden cevabını vereyim: Maalesef hayır.
Türk takımlarını çoğunlukla iş insanları yönettiği için, kendilerince her türlü alım satımı bildiklerini düşünürler. Kimsenin aklına, rehberliğine ihtiyaç duymazlar. İşin en ilginç ve tuhaf yanı ise şudur: Bu iş insanlarının kendi şirketleri yılsonunda genellikle kâr açıklarken, yönettikleri futbol kulüpleri sürekli zarar eder. Bunun sebebi gayet açıktır. Kulüplerin borçları yöneticileri bağlamaz; borç kulübe yazılır. Yönetim kurulu üyeleri görevlerini bıraktıklarında, üzerlerine kalan tek kuruş borç olmaz.
Kısacası görevdeyken kulübün tüm imkânlarını kullanırlar, ancak sorumluluk üstlenmezler. Ne âlâ memleket, değil mi? İşte bu bahsettiğim tablo Avrupa’da olmaz, olamaz. Buna kimse müsaade etmez.
Önceki gün Beşiktaş’ın Portekizli yıldızı Rafa Silva’nın elini kolunu sallayarak ülkeden ayrılışını görünce, siyah-beyazlı camia adına üzüldüm. Bu takıma gönül vermiş milyonlarca insan Silva’ya sevgi ve saygı duymuştu. Rafa Silva da ilk yılında bu sevgiye fazlasıyla karşılık vermişti. Ancak yönetim, teknik heyet ve oyuncu arasına zamanla kara kediler girdi. Sonuçta Silva, tazminatını alarak Benfica’nın yolunu tuttu. Beşiktaş’ta yıllık 7 milyon avro maaş alan Portekizli oyuncu, Benfica’da 2,5 milyon avroya imza attı. Asıl sorun da tam olarak burada başlıyor.
Kulüpleri kontrat krizine sokanlar bedel ödemiyor
Maalesef yöneticilerin büyük bölümü futboldan ve futbol hukukundan yeterince anlamadığı için, ortaya çıkan maliyet kulüplerin sırtına yükleniyor. Rafa Silva, önceki yıl yüksek bonservis, maaş ve imza parası karşılığında transfer edildi. Sözleşmesi erken feshedildiği için kulüp, tazminatı kuruşu kuruşuna ödemek zorunda kaldı.
Şartlar bu kadar netken, bu zararı neden Beşiktaş ve taraftarı ödesin? Bu maliyetin sorumluluğunu, altına imza atanların üstlenmesi gerekmez mi? Aksi hâlde bu zarar düzeninin önüne geçilmesi mümkün değildir.
Ne yazık ki Türk futbolunda başarısız transferlerin maliyeti çoğu zaman “sahada katkı vermedi” cümlesiyle geçiştirilir. Oysa asıl fatura, oyuncunun performansından çok sözleşmenin nasıl yapıldığı ve nasıl sonlandırıldığıyla ilgilidir. Beşiktaş’ın son dönemde Rafa Silva, David Jurasek, Felix Uduokhai ve Jonas Svensson dosyaları bu gerçeği bir kez daha gözler önüne seriyor.
Bu dört futbolcu da, profilleri itibarıyla “kâğıt üzerinde mantıklı” görünen ancak uygulamada Türk kulüplerinin kronik hatalarını tekrar eden transferlerin simgesi hâline gelmiş durumda. Sadece Beşiktaş değil elbette; Galatasaray, Fenerbahçe ve Trabzonspor yönetimlerinin de bu tablodan pek farkı yok.
Örneğin Trabzonspor’da Tony Nwakaeme ve Stefan Savić’in sözleşmelerinin feshi gündemde. Ancak futbolcuların elinde üçer yıllık, adeta kapı gibi sözleşmeler bulunuyor. Futbolcular ve menajerleri de doğal olarak fesih bedeli ödendiği takdirde ayrılmaya sıcak baktıklarını yönetime iletiyor. Bu bedeller ise kulüpler için ciddi meblağlar anlamına geliyor.
Yabancı oyuncular Türkiye’de vergi ödemiyor
Avrupa futbolunda, genç oyuncular haricinde kimseyle uzun vadeli sözleşmeler yapılmaz. Kontratlar genellikle maç başı ve performansa dayalı ödemeler üzerinden kurgulanır. Bu nedenle futbolcu oynamak zorundadır; oynamazsa para kazanamaz. Bu kadar nettir. Dünyanın en kaliteli oyuncusu da olsanız, sahada olmak zorundasınızdır.
Türkiye’de ise durum tam tersidir. 35 yaş üstü oyuncular; imza parası, yüksek menajerlik ücretleri ve astronomik maaşlarla kadroya dâhil edilir. Birkaç maç iyi oynarlar, ardından üç yıl boyunca adeta Türkiye’de tatil yaparlar. Üstelik vergi gibi bir dertleri de olmaz. Avrupa’da yüzde 45’lere varan vergi ödeyen futbolcular, Türkiye’de adeta bir cennet yaşar.
Aslında Beşiktaş’ın Rafa Silva transferi, uzun süredir peşinde olduğu “oyun aklı ve kalite” arayışının bir sonucuydu. Ancak temel sorun, oyuncunun yeteneği değil; yaş, maaş ve sözleşme süresi arasındaki dengenin kurulamamasıydı. Rafa Silva beklenen katkıyı veremediğinde, sportif zarar bir yana, fesih pazarlığı kulübün elini tamamen zayıflattı.
Bu durum, Türk kulüplerinin “yıldız” kavramını hâlâ vitrin üzerinden okuduğunu gösteriyor. David Jurasek ve Jonas Svensson örnekleri de eklendiğinde, bu tablo daha net hâle geliyor. Beşiktaş bu isimlerden yeterli sportif katkı alamadığı gibi, yolları ayırırken fedakârlık yapması gereken taraf yine kulüp oldu. Bu durum, pazarlık gücünün daha en baştan kulüp aleyhine yazıldığını gösteriyor. Felix Uduokhai transferine ise diyecek fazla bir söz yok. Çünkü oyuncu ne gerçek anlamda bir yatırım transferiydi ne de savunmaya liderlik edecek hazır bir profil.
Osimhen ve Galatasaray’ı bekleyen finansal risk
Türk futbolu bu taahhüt ağırlıklı sözleşme anlayışını yeniden gözden geçirmezse, kulüplerin geleceği açısından ciddi riskler kapıda demektir. Örneğin Galatasaray’ın Victor Osimhen için konuşulan yüksek bonservis bedeli ve maaş yükü, birkaç yıl içinde nasıl bir mali çıkmazla karşılaşılabileceğinin işaret fişeği gibidir.
Elbette Osimhen, Türkiye’de forma giyen en kaliteli oyunculardan biri olabilir. Ancak ödenen transfer bedeli ve maaş birlikte düşünüldüğünde, bu tür uzun vadeli kontratların ilerleyen yıllarda ciddi sorunlar doğurması kaçınılmazdır.
Bu nedenle her fesih, Beşiktaş özelinde ama Türk futbolu genelinde şu mesajı vermektedir: “Burada sözleşme yapan oyuncu güvendedir, kulüp ise esneklikten yoksundur.” Rafa Silva, Jurasek, Uduokhai ve Svensson farklı hikâyelere sahip olabilir. Ancak büyük resim nettir.
Türk kulüpleri sportif riskleri, hukuki risklere dönüştürerek yönetiyor. Performans düşerse bedeli kulüp ödüyor; tutarsa kazanç yine sınırlı kalıyor. Avrupa ile aradaki fark, oyuncu kalitesinden çok sözleşme aklında ortaya çıkıyor. Değişmesi gereken oyuncular değil, bu oyuncuları bağlayan zihniyettir.
























