(The Turkish Post) – KAMİL ASLAN
Son dönemde başta çocuklar olmak üzere, ergenlik dönemindeki gençler bazı tehlikelerle karşı karşıya. Özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerde bu tehlikelerin boyutları daha da artıyor. Örneğin Anadolu’da yaşayan gençler, sigara ve alkol gibi sorunlarla genç yaşta karşılaşırken, metropollerde buna uyuşturucu, akran zorbalığı, çeteleşme ve cinsiyetle ilgili bazı sorunlarda ekleniyor. Haliyle ailede şefkat ve sevgisi bulamayan gençler de kademeli olarak kendisini dışarıya atıyor. Söz konusu ortamlarda kendisini kabullendirmek için farklı kimlik arayışlarına giriyor. İlerleyen dönemlerde de bu sorunların hem gençlerin kimlik bulmasının önüne geçiyor, hem de kavram kargaşası yaşamasına neden oluyor. Haliyle de gençlerin toplumdan soyutlanmış bir hayat kurmasına kapı aralanıyor.
Şimdi söz konusu sorunlara yenileri ekleniyor. Baştan ifade edeyim. Bu konuları kafamdan uyduruyor değilim kesinlikle. Geçtiğimiz günlerde Türkiye’de yaşayan bir dostumla telefon görüşmesinde elde ettiğim bilgileri paylaşıyorum. Çünkü dostumla aylardan beri görüşemiyordum. Kendisi iyi bir eğitimci olduğu için bazı konularda kendisinin bilgisine sürekli başvururdum. Birkaç gün önce de o beni aradı. Dedim ya, eğitim çilesi çeken bir öğretmen kendisi. Benimle bazı konuları konuşmak istediğini, görüşüme başvurmak istediğini kaydetti. Dinlemeye başladım. İnanır mısınız anlattıkları konuları duydukça ağzım açık kaldı. Adeta küçük dilimi yutacaktım. Neden mi? Dostum Türkiye’de bir devlet okulunda öğretmendi. Okullarda karşılaştığı vakalar çok can sıkıcı ve yaralayıcı. Ona göre; sigara ve alkol artık gençler için çok masum! Onları zaten kullanmayanlar basit ve ezik olarak nitelendiriliyor. Sigarayı artık ağzıma almaya da gerek yok. Bunu söylememe bile gerek yok.
Bakınız lütfen uyarıyorum. Milli Eğitim Bakanlığımız artık okullara el atmalı. Bu şiddet ve sert uygulamalarla değil. Koruyucu ve kollayıcı olarak yapmalı bunu. Çünkü gençlerin artık şefkate ve sevgiye ihtiyaçları var. Onlara bir öğretmen ve hoca olarak değil de abi, abla, dost ve kardeş olarak ilgilenecek birilerine ihtiyaçları var. Daha doğrusu onları anlayacak birilerine ihtiyaçları var. Ben devam edeyim konuma. Özellikle okullarda çeteleşme ve akran zorbalığı hat safhada. Bu da haliyle gençlerin kendilerini korumak adına bir çeteye ve gruba dahil etme zorunluluğunu doğruyormuş. Sonra da bu gruplar haftanın belirli periyotlarında farklı noktalarda bir ataya geliyormuş. Burada sınırsız alkol, uyuşturucu ve cinsel sapkınlığa varacak eğlenceler düzenleniyormuş. Bu deneyimlerini de kendi aralarında zır olarak saklıyorlarmış. Sonraki haftalar içinde yeni kurban getirmeleri için yeni görevlendirmeler yapılıyormuş. Hatta bazı okulların çevresinde polis ekipleri koruma yapsa da okulun içerisinde illegal bazı eylemler devam ediyormuş. Çünkü okul içerisinde kurulan bağlantılar sonrasında uyuşturucu maddeler çevredeki parklarda kurbanlara satılıyormuş. Birkaç kullanma sonrasında da bağımlı gençler, sisteme dahil ediliyormuş. İnanır mısınız yüreğim bunlara dayanmıyor artık. Ama dostumun anlattıkları bunlarla da sınırlı değil ne yazık ki.
İlk defa duyduğum yeni bir uygulamadan ve tehlikeden bahsetti arkadaşım. Çocuklar ve ergenler arasında sanal anne-baba akımı başlamış. Kendilerini ‘yasak koymayan, eğlenceli, anlayışlı’ olarak tanımlayan sanal anne-babalar, ağlarına düşürdükleri çocukları gerçek ailelerine karşı soğutuyormuş. Onların cinsel yönelimlerini, inançlarını, yaşantı şekillerini değiştirmeye çalışıyormuş. Bu tehlike kısaca internet ortamında yabancı kişilerin anne-baba rolleri üstlenmesi ve sanal bir aile oluşturması anlamına geliyormuş. Bu akım, genellikle çeşitli sosyal medya platformları, çocukların yer aldığı forumlar, sohbet odaları ve oyunlarda ortaya çıkıyormuş. Özellikle aile içi iletişim konularında sorunlar yaşayan çocuklar için sanal anne-babalar adeta bir kaçış ve teselli bulma anlamına geliyormuş. Dostumun anlattığına göre; sanal ebeveynler ne yazık ki sanıldığı kadar masum değilmiş. Genellikle sosyal medyada ve çocukların ilgiyle takip ettiği oyunlar üzerinden ulaşım işlemini gerçekleştiriyorlarmış ne yazık ki. Özdeşleşme kurarak, ortak zevk ve beğenilerden yola çıkarak çocukları cezbetmeyi amaçlıyorlarmış. Asıl hedeflerinin ise asi, sorumsuz, kendini içinde yaşadığı topluma yabancılaşan bir nesil yetiştirerek, Türk aile yapısını sekteye uğratmakmış.
Bu sorunlara da eğitim verdiği okulda rastlamışlar. Öncelikli olarak söz konusu sorunla ilgili ailenin psikoloji merkezine başvurusuyla ortaya çıkmış. Ebeveynler çocuklarının görüşme yaptıkları kişilerin mesajlarını rehberlik birimine vermiş. Acaba okuldan kaynaklı bir arkadaşlık grubu var mı diye. Ancak okulda yapılan incelemelerde çocuğun sosyal çevre üzerinden söz konusu kişilere ulaştığı bilgisine ulaşılmış. Bu kapsamda çocukla yüz yüze birkaç görüşme gerçekleşmiş. Ergenlik çağındaki gençte, ailesiyle uygun bir iletişim ağı kuramadığı için kendini anlayan kişiler olarak bu sosyal ağa ulaştığını kaydetmiş. Ne yazık ki, bu tehlike özellikle büyükşehirlerde ciddi boyutlara ulaşmış. Özellikle eğlence merkezleri üzerinden ağın her geçen gün genişlediği ifade ediliyor.
Burada temel bir sorun ortaya çıkıyor. Özellikle ailelere büyük ödevler düşüyor. Sadece çalışmak ya da evin geçimini sağlamak yeterli değil bu dönemde. Çocuklarımızın özel ilgiye, sevgiye ve şefkate ihtiyaçları var. Bizden bulamadıkları bu tatminleri de ne yazık ki, dışarıda aramaya çalışıyorlar. Bunun tek sorumlusu çocuklarımız değil. Aslında gençleri oraya itekleyen bizim ilgisizliğimiz. Ne olur bu tehlikeleri dikkate alarak çocuklarımıza sahip çıkalım. Bir sesleniş de eğitimci dostlarımıza. Okullarda rastladıkları olumsuzlukları rehberlik merkezleri ile mutlaka paylaşmalılar. Sorun yaşayan gençlerle hemen ilgilenme yolları bulmalılar. En azından ailelerine sağlıklı bilgi verme yolları denenmeli. Aksi durumda sanal anne-bana ve sanal abi-abla yakında toplum içerisinde ölümcül bir kangrene dönüşebilir. Bizden uyarması.



























