(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Türkiye’de ‘gazeteci olmak’ zor. Yok basın, fikir ve düşünce özgürlüğü anlamında söylemiyorum. Elbette bugünler gazetecilerin ‘zor zamanları’. İsmet Özel, 12 Eylül döneminde yazdığı yazıları ‘Zor Zamanda Konuşmak’ adıyla kitaplaştırdı. Maalesef bu ülkenin ‘zor zamanları’ bitmek bilmiyor.
Gazeteci olmak zor derken kastettiğim daha çok ‘gündemin yoğunluğu’, ‘konu bolluğu…’. ‘Beni yaz’ diye bağıran o kadar çok konu var ki… Birini ‘tercih etsen’ diğerine ‘yazık’. TÜSİAD’ın çıkışı nasıl görmezden gelinir? Barzani’ye kadar uzanan ‘Öcalan açılımı’ ve İmralı’dan beklenen mektup az mı önemsiz? 15 Şubat’a randevu verilmişti? Olmadı…

Barzani ile görüşme nereden çıktı? DEM heyeti Kuzey Irak’a gitti ve Barzani ile de görüştü. Neyi? Öcalan’ın mesajlarını… Barzani ne alaka denmez mi? Barzani İmralı trafiğinin duraklarından biri miydi? Tamam, sorunun bölgesel boyutları inkar edilemez. Ama bu Barzani’yi denklemin içine katmayı gerektirir mi? Eğer silah bırakacak PKK unsurlarına ‘yer aranıyorsa’ bu görüşmeyi DEM mi yapmalı? Neresinden bakarsan sorun… Heyet Suriye’de PKK unsur ve uzantılarıyla da görüşecek… Bu normal. Silah bırakması istenen örgüt PKK.
Barzani görüşmesi yoğun gündem arasında kendine pek az yer buldu. Fazla tartışılamadı, konuşulamadı.
Van Belediyesi’ne atanan kayyım ve tartışmaları başlı başına yazı konusu değil mi? DEM Eş Başkanı Tuncer Bakırhan’ın Van’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alan şu sözleri pas geçilebilir mi; ‘Aklınızı başınıza toplayın! İnsan olun, mert olun! Barış mı istiyorsunuz, çözüm mü istiyorsunuz? Kürt düşmanlığı mı istiyorsunuz? Açık söyleyin bilelim! Bakın ben açık söylüyorum. Bu el barış istiyor. Bu el çözüm istiyor…’.
‘İnsan olun, mert olun…’ Erdoğan’a söylenecek söz mü Allah aşkına? Bakırhan’ın bu sözleri bile süreci ters yüz etmeye yeter. Tabii hız kesmeyen DEM’li belediyelere ‘kayyım atama’ politikası da aynı şekilde… Tam bir ‘bu ne lahana turşusu, bu ne perhiz…’ durumu. İmralı’dan mektup beklenirken Van gibi bir şehrin belediye başkanını koltuğundan uzaklaştırmak ve yerine bir bürokratı atamak insana ‘yaman çelişki’ değil de nedir? Süreç ‘demokratikleşme’ öngörmüyor mu?

MEHMET UÇUM’DAN ‘TAM BİR ALÇAKLIK’ ÇIKIŞI
HÜDAPAR’ın hafta sonu çalıştayı ve Saray danışmanı Mehmet Uçum’un herkese ayar vermesi ve parmak sallaması… Al bir manşet daha… HÜDAPAR ‘iktidarın bileşenlerinden’ biri. Meclis’e AK Parti’nin kanatları altında girdi. Kürt sorununa bakışı oldukça radikal. Zaten partinin kökleri Hizbullah’a değin uzanıyor. Uçum çalıştay için ‘AK Partili görünenlerin de içinde yer aldığı…’ diye başladığı cümlesini ‘yeni döneme ihanet’ diye bitirdi. ‘İslam’ı istismar ederek’ dedi ve ‘tam bir alçaklık’ ifadelerini kullandı. Mehmet Metiner ‘O pusuda bekleyen birileri…’ diyerek Uçum’a yüklendi. AK Partili Abdurrahman Kurt ise ‘Programda Müslümanlar için konuşuldu. Sizlik bir şey değildi’ diye cevap verdi.
KURT’UN ‘SİZLİK BİR ŞEY YOK’ DEDİĞİ KİŞİNİN SARAYDA NE İŞİ VAR?
Doğrusu merak ediyorum Uçum bu cesareti nereden alıyor? ‘İhanet ve alçak’ kelimelerini kullanmak her babayiğidin harcı değil? Hain ve alçak dedikleri arasında hem AK Parti milletvekilleri var hem de AK Parti’nin birlikte seçime girdiği HÜDAPAR… Bu kadarı fazla değil mi? Artık dur demenin zamanı gelmedi mi? Peki Kurt’un ‘Müslümanlık’ paydasını kastederek ‘sizlik bir şey değil’ dediği kişinin Saray’da ne işi var? Gündem el verseydi, uzun bir yazı yazmak isterdim.

TÜSİAD’ın çıkışı atlanabilir bir konu mu? Hem Başkan Orhan Turan hem de, YİK Başkanı Ömer Aras AK Parti yönetimine çok ağır eleştireler yöneltti. Turan ‘Sussak gönlümüz razı değil, gündem çok ağır’ dedi ve kayyım politikasına, yargı operasyonlarına adeta ‘isyan edercesine’ sesini yükseltti. Aras ise ‘Sistem çöktü, ülke olarak moralimiz bozuk’ dedi. AK Parti sert tepki gösterdi. Ankara’dan peşi sıra açıklamalar yükseldi. Yargı harekete geçti ‘soruşturma başlattı’.
Bu satırların yazıldığı sırada Erdoğan, henüz TÜSİAD konusunda ‘ses vermemişti’. Onun söyleyecekleri tartışmaların hem boyutunu hem de seyrini etkileyecek. Daha fazla sessiz kalması mümkün değil, bugün yarın mutlaka bir şeyler söyleyecektir. Gerilimi düşürmesi de mümkün, arttırması da… İstanbul iş çevrelerinin de TÜSİAD yönetimine ‘destek’ için ‘makul açıklama’ üzerine çalıştığı biliniyor.
Siyaset ile iş dünyası arasında soğuk rüzgarlar ilk kez esmiyor. Fakat bu defa işin dozu biraz daha yüksek gibi… Eleştirinin dili ve içeriğini siyasetin kabullenmesi mümkün değil. Mesajların ‘muhtıravari’ bir havası var. AK Parti’ye de MHP’ye de o eski günleri hatırlattı. Eğer Erdoğan’ın söyleyecekleri ‘düşük dozda’ olursa ‘tartışma söner’ gider. Yoksa bir süre daha kamuoyunu meşgul eder.
Fakat Turan’ın şu sözleri kolay kolay unutulmaz; ‘Hem sanayici mutsuz, hem çalışanlar… Hem büyük işletmeler zorlanıyor, hem KOBİ’ler… Hem batıdaki girişimciler zorlanıyor, hem doğudakiler… Peki kimin yüzü gülüyor?’
Daha CHP’ye gelemedim, İmamoğlu hakkında açılan soruşturma ve davalar bir yazıyı hak etmiyor mu? ‘Şaibeli kurultay’ dosyası kolay kapanacak gibi görünmüyor. Sürpriz gelişmelere gebe… Bunları yazmayacak mıyım? Yazmalıyım ama bu kadar uzun yazıyı kim okuyacak? Anlatabildim mi ‘gazetecinin iş zor’ derken neyi kastettiğimi. Onca mevzuya ancak kısa kısa değinebildim. CHP’yi ise teğet geçtim. Oysa yazarınız siyasi konulara oldukça meraklı…























