(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Yaklaşık 1 ay sonra ‘başkanlık’ görevini devralacak olan Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a övgü dolu sözler söylemesini nasıl yorumlamak lazım? Trump gibi sıra dışı bir liderin ‘iyi anlaştığı bir dostu’ olmak iyi bir şey mi yoksa riskleri de beraberinde getiriyor mu? Trump’ın sözlerinin altında bir bit yeniği aramak gerekir mi? Yoksa övgünün keyfini mi çıkarmak lazım?
O sözleri duymuş olmalısınız; ‘Erdoğan iyi anlaştığım biri. Büyük askeri gücü var. Çok güçlü ve etkili bir ordu kurdu. Erdoğan zeki bir adam ve oldukça çetin bir lider…’. Bu sözlerin bağlamı ne derseniz, Esed’in gidişi ve Yeni Suriye üzerine değerlendirmeler yaparken konuştu Trump. Yani bağlam tamamen Suriye… Trump acaba Erdoğan veya Türkiye’ye Suriye’de ‘yeni bir misyon mu?’ biçiyor?
Akdeniz ve doğu toplumları duygusal olduğundan ‘övgü dolu sözler’ duymayı pek sever. Diplomatlar sık sık taleplerinin altını böylesi iltifat ve övgülerle doldururlar. Onun için her iltifat ve övgüyü gerçek anlamıyla değerlendirmemek, arkasından gelecekleri beklemek lazım. İltifatın bir iletişim dili olduğunu unutmamak lazım. Patavatsızlığıyla bilinen Trump’ın ağzında ‘övgü ve iltifat’ ne anlama gelir?
ABD şüphesiz dünyanın süper gücü… Sadece ülkesinde değil dünyanın dört bir yanındaki olayları, çıkarları doğrultusunda şekillendirmek için uğraşan bir devlet. Ortadoğu da ilgi alanı. İsrail’i ilgilendiren her olay ve gelişmede ABD’nin parmağını ve politikalarını görmek şaşırtıcı değil. İsrail ile ilişkisi ‘stratejik işbirliğinin’ de ötesinde. Her ne kadar Trump ‘içe dönme’ mesajları verse de ABD’nin Ortadoğu’dan elini çekeceğini düşünmek safdillik olur.
Eğer İsrail’in Yeni Suriye’den beklentileri varsa – ki olmaması mümkün mü? – ABD’nin de vardır. Tel Aviv yönetimi niyetini erken belli etti, Esed gider gitmez Golan Tepeleri’nden Suriye topraklarına girdi, Şam’a 15 kilometreye kadar yaklaştı. Netanyahu’nun Suriye topraklarındaki askerleri ziyaret ettiği görüntüler haberlere yansıdı. Netanyahu Esed sonrası Suriye’ye ayak basan ilk lider oldu. Bütün dünyanın gözleri önünde Suriye’nin askeri altyapısını bombaladı. Türkiye de dahil olmak üzere herkes seyretti. Cılız ve zayıf tepki ve itirazlar duyulmadı bile…
İsrail’i hiçbir zaman tek başına düşünmemeli. Arkasında başta ABD duruyor, Avrupa da eklenmeli. Özellikle İngiltere ve Almanya… Yoksa İsrail arkasındaki güçlere yaslanmasa, bölgede herkese kabadayılık yapabilir mi? İsrail, kendisi için tehdit ve tehlike hatta risk oluşturacak Yeni Suriye’nin kurulmasını uzaktan izler mi? Asla…
Trump’ın, Erdoğan’a övgü dolu sözlerini niye söylediğini anlamaya çalışırken bağlamından koparmadan kendi parantezi içinde değerlendirmek bizi doğru sonuçlara götürür. Buradan bakınca keyiflenecek bir durum olmadığı ortaya çıkar. Türk siyasetinde ABD Başkanları ile fotoğraf çektirmek her zaman iç politikada iş yaptığı düşünülür. ‘Güçlü lider’ imajını daha çok başta ABD olmak üzere batılı liderlerle kurulan ilişki ve fotoğraflar belirler. Washington bir süredir Erdoğan’a soğuk ve mesafeli davrandı. Biden yönetimiyle Beyaz Saray’da masaya oturamadı. Sadece uluslararası toplantılarda Biden ile el sıkışabildi. Trump gelirken Beyaz Saray’ın kapıyı aralaması hoş karşılanabilir elbette.
Hedef sadece masaya oturmak, konuşmak, görüşmek veya fotoğraf çektirmek değil ki… Ülkenin çıkarları doğrultusunda dış politikayı şekillendirmek. Trump’la birlikte bölgede ve dünyada çılgın bir dönem başlıyor. Statükoların alt üst olacağı yeni yapıların kurulacağı bir dönem bu. Suriye’de düğmeye basıldı bile. Çılgın rüzgarların Türkiye’yi olumsuz etkileme potansiyeli mevcut. Mesele sadece Esed’in gitmesi olsaydı, Erdoğan’ın zafer sözleri anlamlı olurdu. Zafer sadece gidenle değil, gelenlerle birlikte anlam kazanır.
Trump’ın çok üst perdeden kurduğu cümleleri ben ‘sorunlu’ olarak görüyorum. Faniler katının üslubuna hiç benzemiyor. Bir de elini hemen belli ediyor. O övgülerin arkasından bazı şeyler gelecek. Özellikle de Yeni Suriye kurulurken… Geleceklerden ilkinin Fırat’ın doğusundaki Kürt bölgesi olacağı kesin. Erdoğan için ‘çetin lider’ demesinin altında yatan da bu. Papaz meselesinde görüldüğü gibi ‘çetinlik’ de bir yere kadar. Türkiye çok kırılgan bir ülke. Dış politikada sürekli gerileyen, içeride sorunları ağırlaşan, havadan nem kapacak kadar hastalıkları olan bir ülke. Trump’ın bunun farkında olmaması mümkün mü? Onun için bana o sözler hiç keyif bahşetmedi aksine ürküttü. Ayrıca Trump’ın dostu olmanın Erdoğan’a ve Türkiye’ye olumlu bir katkısı olacağını da düşünmüyorum. Ayıyla dansa kalkmak gibi bir şey bu.
























