(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Dünya mı süratli dönüyor yoksa tarih mi hızlı akıyor? Galiba her ikisi de… Esed’in gidişinin üzerinden sadece 15 gün geçti. Bu iki haftalık zaman dilimine ne kadar çok gelişme sığdı. Şam’ın üzerindeki ‘sis perdesi’ de sanki giderek aralanmakta. HTŞ duruma hakim gibi.
Hâlâ adı terör listelerinde geçen Muhammed Colani’nin adı Ahmet El Şara oldu. Baba Esed’in Faruk El Şara diye yardımcısı vardı. Daha sonra Dışişleri Bakanı oldu. Oğul Beşar Esed döneminde de koltuğunu korudu. Suriye’nin en tanınmış diplomatlarından. Şara adına bakarak ‘acaba aynı aileden veya aşiretten olabilir mi? diye sormak yadırganır mı? Colani’nin ailesi Golan bölgesinden, şeceresi az çok biliniyor. İnternet ortamında ailesiyle ilgili epey bilgi mevcut. Şara kelimesinin anlamına baktım, Arapça ‘şuradan’ geldiğini söyleyen de var, Sümer mitolojisinde İştar’ın oğlu olarak geçen ‘savaş tanrısı’ diyen de… Hz. İbrahim’in eşi Sara’dan türeme olduğunu ileri sürene bile rastladım.
Colani’nin değişen sadece ismi değil, cisminde de radikal değişimler söz konusu. Eli silahlı gerilla görüntüsünü terk etti, takım elbise giydi, kravat taktı, ayağında mokasen ayakkabı. Sakallar da epey kısaldı. ‘Taç giyen baş akıllanır’ diye boşuna söylenmemiş.
Yeni isim ve cisminin yeni bir imaj oluşturacağı muhakkak. Amacı herhalde eskiyi unutturarak yeni bir kimlik oluşturmak… Geçmişi gömmek, bugünü kurtarmak ve geleceğe uzanmak. Ve tabii terör listesinden hızla çıkmak. ‘Terörist’likten ‘devlet adamlığı’na geçiş yapmak. Bu sürecin içinde…
Yeni kimliği ve imajı tutar mı? ABD ilk adımı attı, başına konan ödülü kaldırdı. HTŞ ve kendisi terör listesinden düşer mi? Fiili olarak düştüğünü söylemek mümkün. Ama hukuken hâlâ ‘terörist’… Nasıl düştü? Amerika ve Avrupa ülkeleri kendisiyle temasa geçti. Muhatap olarak kabul edildi. En ileri hamleyi Ankara yaptı. MİT Başkanı Şam’a gitti, Colani’nin kullandığı arabaya bindi, şehri turladı… Emevi Camii’nde namaz kıldı. Sonra birlikte seyir tepesine çıktı, kadim şehir Şam’ı seyretti. Ardından Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Colani veya Şara ile bir araya geldi. İkili Şam’dan çok sıcak görüntü verdi. Sırada Cumhurbaşkanı Erdoğan var.
Acaba Türkiye biraz erkenci mi? Biraz daha temkinli ve ihtiyatlı olabilir miydi? Colani ile ilişki başlatmayı kastetmiyorum. Elbette Şam’la bir kanalın açılması doğru. AK Parti iktidarının fotoğraf vermekte biraz aceleci davrandığı söylenebilir mi? MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın gitmesi doğru da birlikte fotoğraf çektirmesi isabetli bir tavır mı?
Aynı sorular Dışişleri Bakanı Fidan için de geçerli… Henüz hükümet oluşmadan Ankara’dan Şam’a seyr-ü sefer ne kadar sağlıklı? Bürokratik düzeyde ilişki kurulmasında hiç sorun yok. Hatta elini ne kadar çabuk tutarsan o kadar iyi olduğu bile söylenebilir. Fakat siyasi ve üst düzey temas için biraz daha ihtiyatlı davranmak gerekir miydi?
Yine Şam’a geçici olarak atanan Maslahatgüzar Burhan Köroğlu’nun diplomasi sınırlarını zorlayarak üst perdeden açıklamalar yapması ne kadar sağlıklı? Heyecan ve duygu mu Şam politikasına yön vermeli yoksa reel politika ve strateji mi? AK Parti iktidarı defalarca sınandı ve her defasında son sözü ‘reel politik’ söyledi. Geçmişte yaşananlardan dersler çıkarılmadı mı?
Şam’da Türkiye’yi temsil eden diplomat soyadı gibi Köroğlu olabilir ama orası Şam, dağ değil. Tarih de orta çağ değil, 2024… Türkiye, Suriye ile Osmanlı dönemine benzer ilişki kurabilir mi? İster kuşkusuz, kim istemez, bugünün dünyasında mümkün mü bu? Halep’e bir televizyon programında plaka numarası verilebilir, şairler şiirini de yazabilir. Fakat diplomat ve devlet adamları duygularıyla hareket edebilir mi?
Bu soruları sormamın nedeni var; Henüz Esed’in bu kadar kısa sürede nasıl devrildiği, HTŞ’nin Şam’a kadar hiçbir dirençle karşılaşmadan nasıl ilerlediği soru işaretiyken, elden temkini bırakmak riskli diye düşünüyorum. Esed’i kim götürdü, HTŞ’yi kim getirdi? Hangi el, hangi irade ve güç bir film senaryosunu andıran gelişmeye sahneye koydu? Esed’in düşüşüne hiçbir itirazım yok, kuşkusuz çok iyi bir gelişme… Mesele çok yönlü… Esed sadece bir parçası… Trump’ın ‘Türkiye dostane olmayan bir şekilde Suriye’yi kontrol etti’ sözü ne anlama geliyor? Bütün bu gelişmelerin ‘ana kumandasında’ Ankara mı oturuyor? Keşke öyle olsa. ABD, İsrail, İngiltere gibi ülkeler olup biteni uzaktan izler mi? Erdoğan’ın, Esed’in düşüşünden iki önce cuma çıkışı HTŞ’nin ilerlemesini anlatırken ‘arzu etmediğimiz sıkıntılı gelişmeler…’ açıklamasını nereye oturtmak gerekir? Ya Suriye’de oyun kuranlar Türkiye’ye kötü rol biçiyorsa? Şam’dan ötesi kaossa?
Dışişleri Bakanı Fidan ‘Zaman bekle gör dönemi değildir. Bir an önce harekete geçmeliyiz’ dedi. Politika da bu. AK Parti iktidarının aceleyle, elini çabuk tutarak harekete geçtiği Şam ziyaretlerinden belli. Devamının geleceği de aşikar. Hani fare, eğer peynir büyük, mesafe kısaysa bu bir tuzak…’ dermiş ya. Bir ‘acaba’ sorusu sormak gerekmez mi? Mesafe çok kısa ve peynir de büyük. Tamam bir fare değiliz. Özellikle de onun için sormak lazım değil mi? Farenin kuşkulandığı yerde
peynire doğru atılmanın sonu fena olmasın…
























