(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Bilal Erdoğan’dan söz ediyorum. Son zamanlarda fazlasıyla gündemde… Haberlere konu olmasının, siyasi içerikli toplantılara katılmasının bir amacı var mı? Kısaca siyaset düşünüyor mu? AK Parti ‘genel başkanlığı’ senaryoları ne kadar gerçekçi? Sokaktaki insanın zihnine bile ister istemez sorular düşmekte… Bu sorulara cevap arama niyetinde değilim. Bilal Erdoğan’ın son iki konuşmasına yansıyan sözlerine dikkat çekeceğim.
Konya’da bir öğrenci ‘siyasi kariyeri’ üzerine sordu. Bilal Erdoğan “Kolay soru…” dedi. Demek ki hazırlıklı… Medyada günlerdir ismi etrafında tartışmalar yapılmakta, siyasi senaryolar ve komplo teorileri yazılmakta… Sadece içerisi değil, yabancı ve dış medyada topa girdi. Benzer analizler yazıldı. Bunlardan haberdar olmaması düşünülemez. Tartışmaların önüne daha önce kesebilirdi. Sessiz kaldı veya bir süre izlemeyi yeğledi.
Bilal Erdoğan’ın yetiştiği ortamda siyaset hayatın bir parçası… Olmazsa olmazı. Kişi son nefesine kadar siyasetin içindedir. Yanlış bir yaklaşım değil. Filistin konusunda görüşünüz varsa – ki insansanız olmalı – siyasi bir duruş sergiliyorsunuz demektir. Nitekim Bilal Erdoğan da önce Filistin mitingleriyle kamuoyunun karşısına çıktı. Haberlerde kastedilen bu değildi. Aktif politikaya girip girmeyeceği merak konusuydu.
Bilal Erdoğan’ın ‘kolay soruya’ verdiği cevap şöyle; “Bu soruyu aradan çıkarayım. Siyasi bir kariyer hedefim yok. Sadece birileri bir şeyler çıkarınca böyle şöhret olduk diyelim. Ama geçecek inşallah… Geçer o işler…”. Kısa cevap bu… Kusura bakmasın ama mevzu çok önemli… Aradan çıkarılmayacak kadar… Nitekim o toplantının başlığı bu cevaptan doğdu. Bak ben bile onca gündeme rağmen bunu yazma gereği duydum.
Bu birkaç cümlelik cevaptan ne anlamalıyız? ‘Siyasi kariyer hedefi olmaması’ aktif politikayı düşünmeyeceği anlamına gelir mi? Biraz zor… Öyle olsaydı, tartışmalar bıçak gibi kesilirdi. Benim çıkardığım sonuç şimdilik bu konuyu konuşmamak, tartışmaya malzeme vermemekten ibaret… Ayrıca konunun ‘şöhret olup olmamak’ ile bir alakası yok. Hiçbir şey söylemese bile babasının yanında görünmesi ‘şöhret olmaya’ yeter. Nitekim hem isminden hem cisminden dünya haberdar… Bundan kaçması mümkün değil.
Cevap ‘o işleri’ geçirecek, gündemden düşürecek keskinlik ve kararlılık da değil. Tartışmalardan rahatsız olduğu izlenimi de edinmedim. Belki memnun da değil. Fakat ciddi bir itirazı yok gibi. Ve ‘o işler’ asla ‘geçmez’. Ne derse desin bu tartışma yürür gider. Yemin billah etse bile önüne kesemez. O aktif politikayı düşünmese bile aktif politika onu düşünür ve tartışmanın içine çeker. Eşyanın tabiatında, siyasetin doğasında var bu. Kariyer hedefini bazen siz veya iradeniz değil, ‘kaderiniz ya da alınyazınız’ belirler. ‘Siyasi kariyer hedefim yok’ sözünün tartışmanın kapanacağı anlamına geldiğini söylemek mümkün değil.
Nitekim siyasetin mekanlarında dolaşmaya devam ediyor. AK Parti’nin Kızılcahamam’da bir toplantısına katıldı. Sorulara cevap verdi. Söyledikleri medyada haber oldu. ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu olmak’ diye bir soru soruldu. Söylediklerini hem insani hem de siyasi kapsamda yorumlamak ve değerlendirmek gerekir. ‘Oğlu olarak övgü ve duygusal sözlerden başta ne söyleyebilir ki…’ diye düşünenler çıkabilir. Ben her iki açıdan da anlamlı buldum. Satır aralarında buram buram siyaset gördüm. Etkileyici ve dokunaklı ifadeler… Bilmem haksız mıyım?
İsterseniz birlikte okuyalım; “Çok güzel duygu… Sadece oğlu olarak değil, gerçekten Türkiye’yi izleyen birisi olarak da kendimi çok şanslı hissediyorum. Neden? Gerçekten Tayyip Erdoğan zamanında yaşayanlar diye bir kavram olacak. Tayyip Erdoğan’dan sonra anlatacaklar, herkes böyle ağzını açıp dinleyecek. ‘Vay be siz gördünüz mü? Gerçekten siz onun teşkilatında mıydınız?’ diyecekler. ‘Hiç elini tuttun mu?’ diyecekler. Gerçekten Tayyip Erdoğan tarihimiz açısından öyle biri. Ben inanın bunları söylerken babamı anlattığımı düşünerek söylemiyorum. Gerçekten ben tarihi figürü anlatan bir siyaset bilimci, iktisatçı, ekonomist, akademisyen gibi hissediyorum kendimi. Çok şanslıyız. O anlamda ben oğlu olduğum, daha çok gördüğüm ve zaman geçirdiğim için de kendimi gerçekten çok şanslı hissediyorum”
Size biraz abartılı gelebilir ama bu satırlardan siyasi sonuç çıkardım. Kısaca söylemem gerekirse Bilal Erdoğan tam siyasetin göbeğinde… Zaten istese de kendisini kurtaramaz. İçine doğduğu dünyanın kaderi olması doğal değil mi? Ama yetmez. Şartların da kader üzerinde etkisi inkar edilemez. Bu yazıyı tartışmanın bir tarafı olmak için yazmadım, sadece gözden kaçtığını düşünerek sizleri de haberdar etmek istedim. Umarım meramımı doğru anlatabilmişimdir.























