(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Aralarında Hakan Fidan’ın bulunduğu 12 ülkenin Dışişleri Bakanı Riyad’ta toplandı. Tek gündem vardı; İran Savaşı… Konuştular, tartıştılar, müzakere ettiler ve sonunda ‘bir bildiri’ yayınladılar. Sözde savaş karşıtı bir bildiri… İran kınandı. İsrail’in Lübnan’a saldırısına itiraz edildi. ABD’den hiç söz edilmedi. İran’a savaşı başlatan Trump ve ABD’nin bildiride adı bile geçmedi. İran Savaşı Amerika’sız anlatılabilir mi? Dışişleri Bakanları Riyad Bildirisi’nde bunu başardı.
Oysa 12 bölge ülkesinin ‘Dışişleri Bakanları’ bir araya gelmiş. Savaş karşıtı güçlü bir barış sesi belki çatışmayı durdurmazdı ama en azından tarihe not düşülebilirdi. ‘Nerede İslam dünyası?’ sorusuna ‘Biz buradayız’ diyerek cevap verilebilirdi. Bildirinin arkasına bir güç konamazsa da ‘söz ve ses’ bir iz bırakır, yarınlar için ‘umut’ olurdu. Maalesef İslam dünyası diye bir dünyadan söz etmek olası değil. İran Savaşı bu acı gerçeği bir daha tüm çıplaklığıyla gösterdi.
Sayıları bilmem kaç olan Müslüman ülkeler bir İspanya kadar olamadı. Bir sosyal medya esprisi olsa da ümmetin liderliğine İspanya Başbakanı Sanchez layık görüldü. En onurlu ve asil ses Madrid’ten yükseldi. Ankara, Madrid’e eşlik edebilirdi. Fidan, Riyad Bildirisi’ne şerh düşebilirdi. İktidarın İsrail ve savaş karşıtı politikalarına diyecek bir şey yok. Savaşın tek sorumlusu Netanyahu değildi. ABD ve Trump olmasaydı, İsrail İran’a savaş açmaya cesaret edebilir miydi? ABD’nin rolünü teslim etmeden ne bir bildiri yazılabilir ne de savaş karşıtı duruş sergilenebilir?
‘Riyad Bildirisi’ maalesef sadece Arap, İslam ülkelerinin en hafif tabirle bir ‘ayıp ve utancı’ olarak tarihe geçti. Maalesef Türkiye de bu fotoğrafta yerini aldı. Sonrasında telafi edici bazı açıklamalar yapılmış olsa da artık çok geçti, tarihin hafızasına kaydedilen bu fotoğraf karesinden çıkmak mümkün değil. Keşke en başta tavır konabilseydi. Böyle bir metin çıkacağına toplantı anlaşmazlıkla sonuçlansa, her ülke kendi politikasını duyursaydı. Bugün hayıflanmanın bir faydası olmayabilir. Ama bu tespiti yapmak da boynumuzun borcu.
Savaşın ilk günü ABD füzeleri bir okulu vurdu. 200’e yakın çocuk yaşamını yitirdi. Amerika medyası araştırdı, füzenin kendi ülkesi tarafından ateşlendiğini ispatladı. O enkazın altından çıkan çocuk cesetleri ve kanlı okul çantası Dışişleri Bakanları’nı hiç mi etkilemedi? İran Savaşı’ndan geriye pek çok fotoğraf kalacak. Çünkü şehirlerin üzerine son teknoloji ürünü füzeler ve bombalar yağdı. Ama o okul ve çocuklar asla unutulmayacak. Savaşın sembollerinden biri olacak.
Riyad Bildirisi de hep hatırlanacak. Savaşı başlatan ülkenin adının bile geçmediği, vuranın değil, vurulanın kınandığı bir metin… Başka örneği var mıdır acaba? İsrail bile İran’a saldırdığı için değil, Lübnan’ı vurduğu için eleştirildi, kınandı. Bu kadar gerçeklikten kopuk bir dünya… Avrupa veya Amerika kıtasının ülkeleri bir araya gelse çok daha esaslı ve onurlu bir bildirinin yayınlayacağına eminim. İşte İspanya… Trump’ın tüm ısrarlarına rağmen direnen Avrupa Liderleri…
Sık sık İslam ve Müslüman kelimelerinin ‘barıştan türediği’ söylenir. İslam ‘barış dini’ denir. Öyledir de… Ama onlarca ülke yakıcı ve yıkıcı savaşın ortasında ‘barışın sesi’ olamadı. İsmiyle müsemma davranış sergileyemedi. Bildirinin satır araları iyi okunduğunda 12 ülkenin ABD ve İsrail’e daha yakın durduğu tespit edilebilir. Bildiriyi ‘ABD ve İsrail yanlısı tutum’ olarak yorumlayanlar pek haksız sayılmaz. ABD ve İsrail’in böyle bir bildiri ve desteğe ihtiyacı da yok. Her iki ülke ‘bildiğini okuyan’ liderler tarafından yönetilmekte… Tepki ve itiraz umurlarında değil. Böyle bir beklentileri olduğunu da sanmıyorum.
İslam ve bölge ülkelerine Riyad Bildirisi, İran Savaşı’nın utancı ve ayıbı olarak düştü. Bunu temizlemek kolay değil. Bu manzara karşısında üzülmemek, acı duymamak mümkün mü?























