(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Ramazan’ın son günleri… Bayram arifesine geldik neredeyse… Siyasi gündem çok sıcak ve yoğun… Sınırın ötesi felaket… Bölge yanıyor. İran’ın kaybettiği üst düzey yöneticisi sayısı çok arttı. Öte yandan ABD ve İsrail yalnız kaldı. Avrupa ülkelerinden destek görmedi. İran savaşının gidişatı belirsiz. Hürmüz Boğazı ekonomileri alt üst etti. Sırf savaş yüzünden bile bayramın tadı olmayacak. İçerisi de sakin değil. CHP lideri Özel durdu durdu, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in mal varlığını bayram haftasında açıkladı. Cevap da gecikmedi.
Gürlek “Algı operasyonu, belgeler hayal ürünü” dedi. Savunmada kalmadı, saldırıya da geçti, Özel’in ‘rüşvet aldığı’ iddiasını ortaya attı. 19 Mart Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının gözaltına alındığı tarih… CHP Saraçhane’de mitingi yapacak. İmamoğlu mahpusta 1 yılı doldurdu. Duruşma salonu yine gergin. İmamoğlu, heyete “Arkadaşlarımı bırakın, bayramı çoluk çocuğuyla geçirsinler” dedi. Ve oldukça ‘mutedil’ bir dil kullandı.
Bir tahliye umudu doğdu. Özel de İmamoğlu için ‘ev hapsi’ formülünü dile getirmişti. Mal varlığı kavgası Ankara’da tansiyonu yükseltti. Fakat yine de bir bayram sürprizi niye olmasın. Keşke genel af gündeme gelseydi. Bayramlar bir fırsat ve imkandır aynı zamanda. Ama iktidar maalesef bu fırsatı bugüne kadar kullanmadı. Sınırlı infaz düzenlemeleriyle yetindi. Oysa kanayan yara bu… Toplumda adalet duygusu aşındı.
Hapishaneler ağzına kadar dolu. Siyasetin de toplumun da ‘rahatlama’ya ihtiyacı var. Hani ‘iç cephe’ deniyor ya, bunun yolunun genel aftan geçtiği konusunda herkes hemfikir. AK Parti’den Bülent Arınç kaç kez bu yönde çağrı yaptı. MHP’li Feti Yıldız partisinin yargı süreçlerinden duyduğu rahatsızlığı sık sık hatırlatmakta. Ramazan’da olmadı, Kurban Bayramı ‘helalleşme’ için bir fırsata dönüşse… İç cephe tahkim edilse…
Özel ile Gürlek arasında söz düellosunu biraz daha izleme taraftarıyım. Yorum yapmak için erken… İddialar ağır… Ama Gürlek cevapsız bırakmadı. İddiasını ispat yükümlülüğü Özel’de… ‘Yok’ ispatlanamaz. ‘Var’ın ise delillendirilmesi zor değildir. CHP lideri süreci iyi yönetemedi. Süre vermesi yanlıştı. Bunun adı ‘şantajdan’ başka şey değildir. Mal varlığı sadece hukukun değil, siyasetin de konusudur. Ama ‘dedikodu’ boyutuyla değil, belgeli, delilli olacak. Dünyanın her yerinde siyasetçinin malı varlığı sokaktaki insanın merakını celbeder. Ortada iddia da var. Cevap da… Hangisi inandırıcı? Ben ortadayım. CHP suç duyurusunda da bulundu.
Bu konu bir süre daha gündemde kalacak. Taraflar eteklerindeki taşların hepsini dökmedi. Gürlek’in dile getirdiği Antalya Belediye Başkanı Böcek’in adaylığı karşısında Özel’in ‘rüşvet aldığı’ iddiası da izaha muhtaç. Yazıya otururken henüz Özel bir cevap vermemişti. Bir cevabı olacaktır. İddiayı ortada bırakacağını sanmıyorum. Özel hemen her gün konuşan bir siyasetçi… Bu soruya es geçmesi mümkün değil.
Anadolu’da “İftiranın yakışanından kork!” diye bir söz var. Siyasetçi için özellikle rüşvet, haksız kazanç gibi konular böyle… Toplum dünden inanmaya hazır. Hele siyasetin kamplaştığı günümüz ortamında… Sokaktaki insan siyasetçinin açığını konuşmasını sever. Çenesini yormaktan çekinmez. Ülke yavaş yavaş seçim atmosferine giderken ‘iddia ve cevaplarla’ süren söz düellosu sandığın kaderini de belirleyebilir.
Seçim süreci derken ‘resmi süreçten’ söz etmiyorum. Siyaset bir süredir seçim atmosferinin etkisi altında… Atılan tüm adımlar bunun için… İmamoğlu’nun diploma ve tutuklanmasını da bu kapsamda değerlendirmek lazım. Sandığa giden yolun taşları döşenmeye başladı. Partiler seçim politikalarını devreye soktu. AK Parti’nin erken seçim tarihi 2027 sonbaharıydı. Erdoğan’ın tekrar aday olabilmesi için ‘erken seçim’ şart.
Siyaset kulislerinin havasını yansıtan Nuray Babacan AK Parti’de bir sıkışmışlıktan söz eden yazı kaleme aldı. İran savaşının planları alt üst ettiğini söylüyor. Değil Türkiye’nin tüm dünyanın ekonomik dengeleri sarsıldı. Petrol fiyatları, altın ve enflasyonun önlenemeyen yükselişi planların revize edilmesi gerektirdiği ortada… Bu ağır ekonomik şartlarda gidilecek seçim AK Parti açısından felakete dönüşeceğini öngörmek için çok da uzman olmaya gerek yok. Toplum burnundan soluyor…
Bir AKP’liye dayandırılan ifadeler şöyle; “Eksikleri olsa da uygulanan ekonomi programının sonuçlarının 2027’de görülmesi bekleniyordu. Şimdi savaşın etkileri nedeniyle bu hedefler zora girdi. Enflasyonun tek haneye inmesinin ardından vatandaşın hissedeceği rahatlamayla birlikte erken seçim öngörülüyordu…” Burada bir parantez açmak istiyorum. Kurdun ayazda geçirdiği geceyi unutmayacağına ilişkin bir söz var. Toplum zor günleri kolay unutur mu? Ak Parti aksini söylese de bana biraz zor geliyor. Son dakika rahatlaması beklenin sonucu doğurmayabilir.
Babacan’ın yazısından devam; “Bu planların revize edilmesi gerekecek. Takvimle ekonomi arasında sıkışmışlık söz konusu… İki tarih var önümüzde… 2027’nin sonbaharı ya da 2028’in ilkbaharı…Seçim kazandıracak göstergeler ikisine de yetişmezse ne yapacağınızın yanıtı yok. Aksi durum Cumhurbaşkanını aday olamaması, zamanında seçim demektir. Konjonktür iktidar açısından açmaz doğurdu. Ekonomik kriz, pandemi, 19 Mart İBB operasyonu, savaş erken seçim takvimine ekonomi hedeflerini zorlaştırıyor…”
AK Parti’deki havayı yansıtması bakımından ilginç kulis bilgisi bu. Konuşanın ismi yok. Fakat son derece gerçekçi tespitler… O yüzden uzun alıntı yaptım. Bakalım Erdoğan’ın seçim dehası açmazları nasıl açar hale getirecek? Bu sıkışmışlık içinde adaylığı riske girer mi? Bu ihtimal de söz konusu… Eğer DEM ikna edilemezse erken seçim kararının Meclis’ten geçmesi de zor. Muhalefetin ‘buna erken seçim denmez’ yaklaşımı da yanlış değil. Zamanında seçim bambaşka bir siyasi tablo doğurur.
Ramazan’ın son günlerinde gündemin satır aralarında dolaşırken kalemime takılan satırlar kısaca böyle…























