(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Türkiye’nin iklimi de değişti. Kış ayları bahar gibi geçti. ‘Bahardan kalma günler’ yaşadı ülkenin dört bir yanı. Ama Nisan yaptı yapacağını… Eliot haklıymış, ‘Çok zalim çıktı Nisan’. Tabiat uyanmış, ağaçlar çiçeklere durmuşken hava bir anda bozdu. Bilmem nereden gelen soğuk hava dalgası öyle bir vurdu ki… Mart’ta ‘baharı yaşayan’ Anadolu, Nisan’da ‘karla karşılaştı.
Keskin değişimler ‘afet ve musibet’ diye yorumlanır. Ademoğlu hal çaresi bulur, dolaba kaldırdığı kışlıkları yeniden indirir. Ya tabiat… Uyandıysa, meyve ağaçları çiçeklendi, tomurcuklandıysa ne olacak? Geçmiş olsun… Adına ‘don’ denen soğuklar kırar geçirir. Üzüm asmalarından, kayısı ağaçlarına kadar… Elma da nasibini alır, erik de… Sebze ve meyvede yaz bolluğu yerini ‘kıtlığa’ bırakır. Üretici ‘Yandım Allah…’ diye ağlar, pazara giden tüketici ‘etiket fiyatlarına’ isyan eder.
‘Keskin değişim’ sadece mevsimsel iklimlerde değil, ‘siyasi havada’ da yaşanıyor. Baharda ‘kış’, kışta ‘bahara’ rastlanıyor. Hatta her ikisinin bir arada olduğunu görmek mümkün. Nasıl ovalar bahara dururken dağların tepelerin zirveleri karlı kaplı kalıyorsa siyasette de Ankara’nın bir tarafına bakınca ‘baharı’ diğer tarafına bakınca ‘kışı’ görmek şaşırtıcı değil.
Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptali ve tutuklanıp Silivri’ye gönderilmesiyle ‘siyasi kış’ hüküm sürerken, Öcalan açılımı ve barış sürecinde ‘umut güneşi’ bulutların arkasında yüzünü gösteriveriyor. AK Parti’nin iktidar olduğu Ankara’da iç içe iki mevsim yaşanıyor şu an. Hem kış, hem de bahar… İmamoğlu’na bakarak ‘Karalar bağlayabilirsiniz’, DEM’in açıklamasıyla ‘bahar umudunu’ kuşanabilirsiniz. İmamoğlu olayında AK Parti iktidarını ‘darbeci, cuntacı’ diye nitelerken çözüm sürecinde ‘barış yanlısı’ ilan edebilirsiniz.
Aslında her ikisinin de aynı anda gerçekleşmesi siyasetin doğasına, ülke gerçeklerine de uygun değil. Bir iktidar ya demokrasi yanlısıdır, ya da statükocu ve darbeci… Bir bünye ikisini kaldırmaz. Türkiye veya AK Parti nevi şahsına münhasır yapıda… Ne siyaset teorisi izah edebilir, ne de pratiği… Onun için en alttan en üste insanların ‘kafasının karışık’ olması doğal. İsmet Özel buradan şairce bir cümle çıkarabilir; ‘Kafa karışıklığı iyidir… İnsan bir kafası olduğunu anlar’. Kafadan kasıt baş değil içindeki beyin ve zihin… Düşünce ve fikir yani.
AK Parti iktidarı İmamoğlu ve çözüm sürecini nasıl bir arada götüreceğini yaşayarak öğreneceğiz. Öcalan’a ‘demokratikleşirken’, İmamoğlu’na ‘otoriterleşmesi’ mümkün mü? Göreceğiz. Olmaması lazım. Demokrasi ve özgünlük güneşi doğduğunda bundan herkes istifade eder. ‘Falan kesim yararlanmasın …’ denebilir mi? Ortaya nasıl bir formül çıkacak ben de merak ediyorum. Madem ki kafa karışıklığı iyidir. Bakalım bu karışıklık neler doğuracak? Bir ucube bir garabet mi, yoksa barış, demokrasi ve özgürlük mü?
Geçen hafta DEM Grup Başkanvekili Sezai Temelli ‘İktidar, 27 Şubat’tan bugüne kadar adeta bir donma hali yaşıyor’ demişti. İklim metaforuna uygun bir cümle… Donma halinden, çiçek açmaya… 10 gün içinde mi? Evet öyle görünüyor. Bugün Temelli ‘donmadan’ değil, özgürlükten, barıştan ve demokratikleşmeden bahsediyor. Ve oldukça da umutlu… İktidarın buzları çözüldü…
Cumhurbaşkanı Erdoğan Saray’da DEM heyetini kabul ettikten sonra süreç hızlandı. İktidar tarafından bir ‘yol haritası’ açıklanmış değil. Fakat DEM’in Ekim’den bu yana söyledikleri olacaklar konusunda az çok fikir veriyor. İşaretler bir buçuk saatlik görüşmenin olumlu geçtiği yönünde… Erdoğan, bayrağı ortağı Bahçeli’den devraldı diyebilir miyiz? Pek emin değilim. Bahçeli konuşurken, Erdoğan susarak yürütüyor süreci. ‘Terörsüz Türkiye’ dışında söylediği bir şey yok. DEM’in talepleri konusunda ne düşündüğünü ne DEM biliyor ne de AK Parti milletvekilleri…
DEM sözcülerinin açıklamalarından yola çıkarak yorum ve analiz yapmak mümkün. Pervin Buldan İtalya’da konuştu. Buldan, DEM’in önemli isimlerinden… Heyette de yer aldı. Öcalan’la da görüştü, Erdoğan’la da… Sürecin odağında yani. Buldan ‘Bu sürecin birkaç ay içinde tamamlanması öngörülüyor, yani Haziran sonuna kadar sürecin tamamıyla başarıya ulaşması bekleniyor. Bu Öcalan açısından da devlet yetkilileri açısından da böyle…’. Nihayet bir takvim ortaya çıktı… Haziran’ın sonu… Çok kısa bir süreç… İki, iki buçuk aylık bir zaman dilimi.
Medyaya yansıyan iddialar, PKK’nın Mayıs’ın ilk haftasında kongresini toplayacağı yönünde… 4 – 5 Mayıs gibi bir tarih söz konusu. DEM bir kaç hafta öncesine kadar şartların oluşmamasından şikayetçiydi. Öcalan’sız kongrenin imkansızlığından DEM vurmuştu. Yer de belli gibi… Kuzey Irak’taki Süleymaniye şehri… Kongre ‘fesih ve silah bırakma kararı’ alacak. Ve PKK tarihe karışacak. Öcalan kongreye nasıl katılacak? Tele konferans mümkün mü? Mektubun yeterli olmadığını DEM açıkladı. Videoyla mesajını iletmesi en makul yöntem görünüyor. Ya da başka bir yol…
PKK’nın üst düzey yönetici kadrosundan Cemil Bayık da konuştu. Uluslar arası medyaya… ‘Bizim tasavvur ve teklifimiz Hıdırellez’in arifesinde, mesela 4 Mayıs 2025 Pazar günü Muş’un Malazgirt ilçesinde DEM Partili belediye başkanının destek, katkı ve yardımıyla PKK’nın kongresini toplayarak fesih tartışmalarına son noktayı koyması ve bu işi bitirmesidir’. Bahçeli’nin önerisiydi bu. Bayık da kabul etti. Fakat bunun kolay olmayacağı ortada… Bayık ayrıca Öcalan’ın Ankara ile ‘müzakere’ yürüttüğünü söyledi. Neyin müzakeresi? Kendi durumu ve demokratikleşme…
Buldan İtalya’da ‘Biz biliyoruz ki atılacak olan her adım, Öcalan’ın fiziki özgürlüğüne giden yoldur aynı zamanda. Tüm bunlarla birlikte, Avrupa ülkelerinden de beklentilerimiz çoktur…’. Sürecin varacağı yer burasıydı. ‘Öcalan’a özgürlük…’. Peki bu nasıl olacak? ‘Umut hakkı’ düzenlemesiyle mi? Yoksa bir ‘genel afla’ mı? ‘Fiziki özgürlük’ kavramı ‘hapishane dışılığını’ ifade ediyor. Erdoğan ve AK Parti çevreleri daha önce Öcalan’ın ‘hapisten çıkmak istemediğini’ dile getirmişti. ‘İmralı’da ev’ gibi bir formül mü acaba müzakere edilen…? Bir kişiye bir ada tahsis etmek ne denli doğru olur? O da ayrı tartışma konusu…
Mayıs’ta kongre Haziran’da özgürlük mümkün mü? Mevsimlerde yaşanan keskin geçiş siyasette de aynen tekrarlanır mı? Bir ağaçta aynı ayda kar ve çiçek gözlenir mi? Demokratikleşme adımları bu kadar kısa sürede atılabilir mi? Selahattin Demirtaş sürece dahil değil mi? Hapishanedeki PKK’lılar özgürlük göründü mü? O kapıdan diğer siyasi mahpuslar da çıkacak mı? Öcalan’a, Demirtaş’a açılan kapı Ümit Özdağ’a, Ekrem İmamoğlu’na kapatılacak mı?
Delice sorular… Ne yazık ki tatmin edici cevapları ben de yok. Yaşayarak öğrenecek gibiyiz…
























