(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
“Biz nasıl Karabağ’a girdiysek, nasıl Libya’ya girdiysek bunun benzerini aynen onlara da yaparız. Yapmamak için hiçbir şey yok. Sadece biz güçlü olmalıyız ki bu adımları atalım.”
Bu sözler Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait…
Memleketi Rize’de partililerine hitap ederken söyledi. Sözlerin muhatabı ise İsrail. Erdoğan’ın çift şapkası var: Hem Cumhurbaşkanı hem de AK Parti Genel Başkanı. Hangi kimliğiyle konuştu? Partililere konuşurken sarf ettiği cümleleri “genel başkan şapkasıyla” söylediği ileri sürülebilir. Fakat “şapkalar” öylesine iç içe geçti ki ayırt etmez zor. O yüzden her iki kimliğiyle konuştuğunu kabul etmek lazım.
Erdoğan’ı böyle konuşturan, Gazze’de yaşanan katliam…
Netanyahu yönetimi “Gazze’yi haritadan silmekte” kararlı. İsrail çocuk, kadın, yaşlı demeden vuruyor. Füzelerden, bombalardan hastaneler bile nasibini alıyor. Savaşın bile bir hukuku var. Fakat İsrail ne hukuk tanıyor ne de insanlık. Medyaya sürekli olarak Gazze’den küçük çocukların vurulduğu görüntü ve fotoğraflar düüşüyor.
Ne yazık ki dünyanın desteği de İsrail’in yanında…
Netanyahu yönetimine “dur” diyen yok. Netanyahu geçen hafta Amerika Parlamentosu’na hitap etti, konuşması yoğun alkışlara sahne oldu. Sadece bir milletvekili döviz açarak tepki gösterebildi.
Avrupa ülkeleri farklı mı? Değil. Adeta destek için yarış halindeler. İspanya’nın hakkını yememek lazım, bu hengamede Gazze’ye tepki için Filistin’i tanıdı. İstisna parantezine giren başka ülkeler de var elbette. Ama egemen güçlerin hemen hepsi İsrail’in yanında.
İslam ülkeleri mi? Şeyh Ahmet Yasin’in bir sözü durumun özeti: “İslam ülkelerinin hali benim şu felçli halim gibidir; dilinden başka hiçbir yerini hareket ettiremiyor.”
Filistinli Yasin tekerlekli sandalyede İsrail tarafından şehit edildi. İslam aleminin “sözden” öte gücü yok. Bütün politikaları tepki göstermek, kınamak ve eleştirmekten ibaret. Sözün ötesine geçecek takat ve mecalleri yok.
Erdoğan’ı konuşturan işte bu tablo…
Gazze duyarlılığı için Filistinlilerle aynı dini paylaşmak gerekmiyor, insan olmak kâfi. AK Parti iktidarı önce ağırdan aldı. İsrail ile ticareti Gazze’ye rağmen devam ettirdi. Tepki gösteren, protesto eden gençleri de polis sert davranarak göz altına aldı. Haftalarca tutuklu kalanlar var. Erdoğan’ın danışmanı Nihat Zeybekçi İsrail ile ticareti sonuna kadar savundu.
Kamuoyunun tepkisine kulak veren iktidar İsrail ile ticareti durdurdu. Bir süredir iki ülke arasında gemilerin trafiği sona erdi. Zeybekçi’nin söyledikleri iktidarın bu kararı “gönülsüzce” aldığını söylemek mümkün. Özellikle Yeniden Refah’ın örgütlü muhalefeti ve AK Parti tabanının hassasiyeti karar üzerinde etkili oldu.
Cumhurbaşkanı “bir gece ansızın gelebiliriz” sloganını kullanmayı seviyor. Yunanistan’a, Suriye’ye, Irak gibi ülkelere sık sık bu sözü tekrarladı. Bu sözün bir savaş tehdidi olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Rize’de farklı bir dil kullandı: “İsrail’e gireriz.”
Ortamın etkisiyle söylenmiş bir söz mü? Hamasetin uç noktası mı? İsrail Dışişleri Bakanı birkaç gün önce Erdoğan’ı Saddam’a benzetti. Bu benzetmenin etkisi Erdoğan’ın çıkışına yansıdı mı?
Erdoğan yıllar önce kamuoyuna 2013’de Gazze’ye gideceğini açıkladı. Haftalar, aylar geçti sözünü tekrarladı, “Erteleme söz konusu değil, Gazze’ye gideceğim” dedi. Yıllar geride kaldı. Erdoğan sözünü ettiği Gazze’ye gitmedi veya gidemedi. İçinde bir uhde olmalı Gazze… İsrail’e girmek denince insanların aklına Gazze sözü geldi. İkisi birbirinden farklı. Birinde diplomasi diğerinde savaş söz konusu.
Dışişleri Bakanı bir ara Üçüncü Dünya Savaşı’ndan söz etmiş, Erdoğan da ihtimal vermediğini açıklamıştı. Eğer Türkiye “İsrail’e girmeye” kalkarsa pekâlâ bir dünya savaşı başlar. Şimdi soru şu: “Erdoğan Rize’deki sözünü eyleme dökebilecek mi? Söz olarak mı kalacak yoksa harekete geçecek mi?”
Siyasi hayatının son dönemecinde bu sözle sınanacak.






















