(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Savaşın 3 günü geride kaldı. Bilanço ağır… İsrail füzeleri bir okulu vurdu. Onlarca çocuk hayatını kaybetti. Enkaza dönen okuldan geriye toza bulanmış kanlı pembe çanta kaldı. Savaşın sembollerinden biri olmaya aday. Ve bölge ateş çemberine döndü. ABD ve İsrail füzeleri İran’ı vururken, Tahran yönetimi Amerikan üslerinin bulunduğu Körfez ülkelerine saldırdı. Suudi Arabistan’ın petrol rafinerisi isabet alan yerlerden biri. Birçok şehrin üzerinden kara bulutlar yükselirken ABD uçağının düştüğünü gösteren görüntüler sosyal medyada yankılandı.
ABD Başkanı Trump savaşın takvimini açıklarken ‘4 hafta…’ dedi. Plan işlerse tabii. Savaşı siz başlatırsınız ama ne zaman biteceğini şartlar belirler. Haftalar süreceği kesin… Etkisi ve sonucunun ise yıllara yayılacağını tahmin etmek zor değil. Her ne kadar ‘nükleer iddialar’ savaşın gerekçesi olsa da Trump ve Netanyahu’nun hedefi İran rejimini değiştirmek… Trump açıkça söylemekten çekinmedi. İlk hedef yönetimin üst tabakasıydı. Başta Dini Lider Hamaney olmak üzere birçok isim şok saldırıda yaşamını yitirdi. İran 40 gün yas ilan etti. Savaş ve yas…
Rejim değişikliği sanıldığı kadar kolay mı? Değil elbette… Rejim kendi muhaliflerini üretti. Savaş öncesi sokaklar meydanlar rejim karşıtı gösteri ve yürüyüşlere sahne oldu. Yönetimin sert müdahalesi sonucu birlerce gösterici hayatını kaybetti. Ve fakat rejimin oturduğu bir halk tabanının varlığı da inkar edilemez. Yönetim kademesine yönelik saldırılar ve savaşın doğuracağı sonuçları bugünden kestirmek zor. İran ve bölgeyi istikrarsız günlerin beklediği açık. Bir iç kargaşa potansiyeli çok yüksek. Belki de İsrail’in temel amacı buydu. Tıpkı Irak’ta olduğu gibi… Irak aslında bir laboratuvar…
Bölgedeki her savaş ve kargaşanın en ağır bedelini ödeyen ülkelerin başında Türkiye’nin olduğu bir realite… Sayıları milyonları bulan Suriyelileri ağırlamak zorunda kaldı. Parçalı Irak Türkiye’nin bütün siyasi ayarlarını bozdu. Şimdi buna İran da eklenmek üzere… Anadolu topraklarındaki İranlı sayısı milyonla ifade edilmekte… Savaşla birlikte bu rakamın katlanacağı ortada… Ters yüz olacak siyasi dengeler da cabası… Bir yandan savaşın sosyolojisi diğer yandan siyaseti, dalga dalga bölgeyi esareti altına alacak. Henüz sıcak çatışmanın içindeyiz. Fakat doğuracağı etki ve neticeleri bugünden hesap etmek ve ona göre pozisyon almaktan başka çare yok.
Bir başka can sıkıcı soru söz konusu… İran’dan sonra Türkiye hedef olur mu? İsrail böyle bir delilik yapar mı? Biraz zor… Türkiye ne Irak’a benzer ne de İran’a… Fakat zayıf da olsa her türlü olasılığa karşı hazırlıklı olmak da devlet olmanın bir gereği. Bir süredir siyasetçilerin söyleminde ‘iç cephenin tahkiminden’ söz edilmekte… İçerideki manzara pek iç açıcı değil. İktidar ve muhalefet düşman kuvvetler gibi… Mücadele ve kavga çok sert. Toplumsal dokunun fay hatlarında çok enerji birikti. Bir çeki düzen vermek devlet ve milletin selameti için kaçınılmaz.
İç cephe nasıl tahkim edilecek? Söz ve retorikle olmaz. Önce Ankara’da siyasi havanın düzelmesi gerekir. Siyasetin tansiyonu ve gerilimi düşmeden toplumun rahat nefes alması imkansız. AK Parti’nin ve siyasetin duayen isimlerinden Bülent Arınç’ın sosyal medyada paylaştığı mesaj bu açıdan çok değerli ve anlamlı. Arınç’ın söyledikleri, yılların tecrübesiyle hiçbir siyasi beklenti ve endişe taşımaksızın tamamen devlet ve millet yarını gözetmesinin ürünü… AK Parti kadrolarının da dikkate alması gereken bir mesaj.
Arınç’ın sosyal medya hesabından kamuoyuna yaptığı çağrının ilgili bölümü şöyle; “İran’a komşu Türkiye’nin de öncelikli olarak yapması gereken Sayın Cumhurbaşkanımızın da defaatle ifade ettiği gibi iç cephenin süratle tahkim edilmesidir. Özellikle Terörsüz Türkiye sürecinde amasız ve fakatsız atılan adımların somut sonuçlarını ivedilikle görmemiz gerekmektedir. Cezaevlerinde 450 bin kişinin olduğu, her gün tutuklamaların yaşandığı, gazetecilerin ve siyasetçilerin baskı altında tutulduğu, ekonominin alarm verdiği ve mağduriyet yaşayan birçok kitlenin var olduğu bir ortamda her zaman savunduğum şekilde hukuk ve adalet reformunun gerçekleştirilmesi, ifade özgürlüğünün güçlendirilmesi ve toplumsal barışa giden yolda af dahil olmak üzere süratle adımlar atılması gerekmektedir…”
Tespit ve öneriler yerinde… ‘Af da dahil olmak üzere süratle adımlar atılması’ aklı başında herkesin ortak dileği. Dağınık, parçalı ve kavgayı görüntünün düşmanın da iştahını kabartacağı aşikar. Sözle değil ‘somut adımlarla’ iç cepheyi güçlendirmenin ne kadar elzem olduğunu İran Savaşı da göstermekte… Herhalde İran’dan çıkarılacak ilk ve en önemli ders bu…























