(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Ekrem İmamoğlu Silivri’deki bir gününü paylaştı. Tevafuk mu yoksa çalım mı Özgür Özel de ‘özel yaşamını’, dinlediği şarkılardan, okuduğu kitaplara kadar anlattı. Her ikisinde de ilginç ve renkli ayrıntılar söz konusu… Ama önce İmamoğlu’nun tek kişilik odada kalması ne derece hukuki… Kendi isteği olmasa gerek. Ayrıca bu yönde talepte bulunsa bile kabulü zor. Mevzuat engeliyle karşılaşır. Neden acaba bir hücrede tek başına…? İdare neden böyle bir takdirde bulundu? Doğrusu çok merak ettim ve üzüldüm de… Terbiye ve ıslah etmek için mi? Böyle ne terbiye, ne ıslah olur insan. Aksine daha da bilenir…
Bir güvenlik endişesi de olamaz herhalde… Çünkü içeride aynı siyasi iklimi paylayan epey isim mevcut. Onlardan ikisi pekala yanına verilebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Pınarhisar günlerini hatırlıyorum, ne tek başınaydı, ne de ziyaretçi kısıtlaması vardı. İmamoğlu’na hücre muamelesinde bir yanlışlık yok mu? Hapis şartlarını daha da olumsuz hale getirmenin kime ne faydası olabilir ki… Tek başına kaldığı zaten biliniyordu, spor gibi etkinlikleri de yalnız yaptığını okuduğumda bu muameleyi yadırgadım. Bu insani de değil hukuki de…
Kitap bir mahpus için bulunmaz hazine… İmamoğlu da yalnızlığını kitaplarla gideriyormuş… Aralarında romanlar var, düşünce ve fikir kitapları da… Nutuk’u 3 kez okuduğu bizzat kendi ifadesi… Biraz fazla değil mi? Sonuçta bir tarih kitabı… Bir dönemin birinci elden hikayesi… ‘Bunu söylerken bir propaganda niyeti var mı?’ diye soracağım ama böyle bir kaygısı olmamalı. Atatürkçü kesime mesaj vermek veya kendini kabullendirmek gibi amacı olamaz. Çizgisi belli…
Ramazan’da üç kez Nutuk okuduğunu söylemesi bende biraz kekremsi tat bıraktı. Hayır, Nutuk okunmasına karşı olduğumdan değil, Atatürk’le da herhangi bir sorunum falan yok. Bizzat yakın tarihi öğrenmeye Nutuk okuyarak başlamalı… Ama orada kalmamalı. Başka hatıratlara geçmeli. O dönemin kahramanlarının anıları da okunmaya değer. Bir ‘hatim indirir’ üslubuyla üç kez nutuk okumak biraz sorunlu gibi… İmamoğlu popülist bir siyasetçi… Her kesime hitap etmesini bilir. Bu cümlesinin muhafazakar mahallede hoş karşılanacağını sanmıyorum.
Ayşe Kulin’in ‘Veda’, Ahmet Ümit’in ‘Patasana’ romanları da okuduğu kitaplardan… Tak hapishanede okunacak eserler… Her ikisi de öyle akıcı ve etkileyici ki uzun süre tesiri altında kalırsınız. İmamoğlu da ‘keşke bitmese…’ diye düşünmüş. Haksız değil. Özellikle Veda… Hikaye ‘Veda’ ile bitmez, aksine başlar, sırasıyla ‘Umut’, ‘Hayat’ ve ‘Hazan’ı da listeye eklemeli. Silivri kütüphanesinde bulunmayabilir, onun için dışarıdan temini hiç de zor değildir. Ahmet Ümit’in ‘Elveda Güzel Vatanım’ı da ihmal etmemeli. Bu tavsiye siz okuyucular için aynı zamanda…
Tanıl Bora’nın ‘Cerayanlar’ kitabı hem İmamoğlu’nun, hem de Özgür Özel’in başucu kitabıymış. Ben de keyifle okumuş ve istifade etmiştim. Yakın tarihin köşe başı olmuş siyasi olaylarını bu kitaptan öğrenmek mümkün. Bir bakıma siyasi hareketler ve ideolojiler tarihi… Bir ‘siyasi düşünce’ kitabı… Bir akademik soğukluk yok. Akıcı bir üslup ve içerik… Özgür Özel ‘Başucumdan hiç eksik etmem, sık sık sayfalarını karıştırırım’ diyor. Acaba birbirlerine mi tavsiye ettiler yoksa tevafuk mu? Cereyanlar Silivri kütüphanesinde mevcut olmalı… Altan Öymen, Özgür Özel’in rol modeliymiş, onun gibi anılmak istiyormuş. Öymen’in hayatını kaleme aldığı ‘Bir Dönem Bir Çocuk’ okuduğu kitaplardan…
Bir şey dikkatimi çekti, İmamoğlu şiir okumuyor mu? Okudukları arasında şiir kitabı görmedim. Oysa hapis ile şiir arasında bir akrabalıktan söz edilir. En güzel şiirler hapishane şiirleridir… Nazım Hikmet ve Necip Fazıl başta olmak üzere şairler hem hapis yatmış hem de yaşadığı duyguları kelimelere yüklemiştir. Şu dizeleri okumak insana moral vermez mi; “ Mehmed’im sevinin başlar yüksekte / Ölsek de sevinin eve dönsek de / Sanma bu tekerlek kalır tümsekte / Yarın elbet bizim elbet bizimdir / Gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir…” Ben umutsuzluk zamanlarında okur moral bulurum. Ya da Nazım’dan şu mısralar: “Yani içerde on yıl, on beş yıl / daha da fazlası hatta / geçirilmez değil / geçirilir / kararmasın yeter ki / sol memenin altındaki cevahir…”
Özgür Özel’in okudukları arasında Ataol Behramoğlu’nun ‘Yarım Yüzyıldan Şiirler’ kitabını gördüm. Şiirsiz siyaset ve hayat olabilir mi? İmamoğlu adına büyük eksiklik… Hapishanede günler nasıl şarkısız türküsüz geçmezse şiirsiz de geçmez. Sadece okumak da değil, yazmak da gerekir. Hapishane insanı şair de yapar, yazar da… İmamoğlu her mektuba cevap yazdığını da söylüyor. Yazarken de zorlandığını… Evet bu da bir yazı biçimidir. İleride kitap bile olabilir. ‘Hapishaneden mektuplar’ kaç kitaba konu olmuştur. Mahpusluk istenmez ama başa gelirse çekilir ve kıymetlendirilir. Gördüğüm kadarıyla İmamoğlu da mahpusluk günlerini ‘kazanıma dönüştürmenin’ çabası içinde. Sadece siyasi değil insani olarak da…























