(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Siyasetçinin kendisini sıra dışı görmesi normal. Fakat bunu ifade etmesi doğal mı? “Ben herhangi bir siyasetçi değilim” cümlesi AK Parti’li Serap Yazıcı Özbudun’a ait. Özbudun, CHP listelerinden Meclis’e girdi. Gelecek Partisi’nin kontenjanıydı. Altılı Masa’nın neticesi… Deva, Saadet gibi küçük partiler tek başına seçime katılmaya cesaret edemedi, CHP’nin çatısı altına sığındı. Oysa bugün yaptıkları işbirliğini o dönem gerçekleştirselerdi, Türk siyaseti farklı yere evrilebilirdi.
Parti değiştirmek suç değil. Ayıp ve günah mı? Etik ve ahlaki mi? Geçişlerin adresi fark eder mi? Muhalefetten iktidar partisine geçişle, muhalefet blokunda yer değiştirmek aynı mı? Yazıcı’nın Gelecek Partisi’nden AK Parti’ye katılması ile Cemal Enginyurt’un Demokrat Parti’den CHP’ye katılması aynı şey mi? Elbette aralarında nüanslar var. Özellikle de toplumsal muhalefetin oylarıyla sandıktan çıkıp da, bir süre sonra AK Parti limanına demirlemek siyasi açıdan sorun…
Yazıcı da bunun farkında ki, “Aldığım oylar alın terimle aldığım oylardır. Ben seçmenlerimi yanıltmadım” dedi. Siyasetçidir, der… Her şarta göre kendisini haklı çıkaracak cümle kurabilir. Listeye alın teriyle mi girdi? Nasıl bir ter döktü Antalya’dan aday olurken? Milletvekilliği seçim döneminde sergilediği olağanüstü çalışmanın ürünü mü? Seçilecek yere konmasaydı milletvekili olabilir miydi? Seçime bağımsız girse seçilebilir mi? Seçilirse işte ona ‘alın teri’ denir. Bağımsız olarak sandıktan çıkan milletvekilleri var.
Seçmenlerini yanıltmadı mı? AK Parti iktidarını özellikle hukuki açıdan eleştirmedi mi? Hükümete, Erdoğan politikalarına muhalefet etmeden mi seçim çalışması yaptı? Seçmenleri oy verirken bir gün AK Parti’li olacağını bilerek mi oy verdi? “Yanıltmadım” cümlesi de sorunlu. Yazıcı, AK Parti’ye hukuk ve adalet itirazlarını en üst perdeden seslendiren biriydi. Arşiv unutmaz. Ne kadar derine gömülürse gömülsün ortaya çıkar. Yazıcı’nın T24 sitesine verdi röportaj ne olacak? Orada söyledikleri hatırlatılmayacak mı? “Dün dündür bugün bugündür” mü?
O röportajdan bir kaç cümle… 2017 referanduma getirdiği itiraz öyle böyle değil; “Benim orada ciddi kaygılarım var. 2017 referandumunda gayri meşruluk gölgesi vardır. Mühürsüz oy pusulaları bizim seçim mevzuatımıza aykırı olarak geçerli kabul edildi. O seçim mevzuatında açık hüküm vardı, “Geçerli değildir” diye. Böylece aslında belki de seçmenin ‘evet’ demediği bir metin seçmen ‘evet’ demiş gibi takdim edildi. O referandumun üzerinde ciddi bir gayrimeşruluk gölgesi var…”. Bu sözleri hem hukukçu anayasa hukuku profesörü ünvanıyla hem de yeni siyasetçi olarak söylüyor.
Bugünkü sistemi hukuki açıdan ciddi olarak sorgulayan ifadeler… Peki ne değişti? AK Parti’de siyaset yapmak gayrimeşruluk gölgesinin düştüğü sistemin bir parçası olmak anlamına gelmiyor mu? Bir cümlesi daha var, bugün hatırlamak istemeyeceği; “Demek oluyor ki fren ve denge mekanizmasını ortadan kaldıran tek bir kişinin elinde sınırsız yetki toplayan, hukuk devletini askıya alan, yönetimde keyfimize sebep olan bu sistemin yarattığı çok ağır sonuçlar var…”. Bu sözlerin adresi Erdoğan değil mi? Doğrudan Erdoğan’ı eleştiren satırlar… Dün öyle, peki bugün…?
Kusura bakmasın ama bu sorular? Özellikle de ön plana çıkmaya başlarsa… CHP fezlekesinin altına imzasını koyarsa… Yeni anayasa çalışmalarının öncülüğünü yaparsa… Mahçup ve utangaç olarak geride kalsaydı, göze batmasıydı, bu kadar tartışılmaz, unutulmasa bile soğurdu. Yeni anayasa çalışmalarının odağında böyle bir siyasi aktörün yer alması ülke adına da sağlıklı bir görüntü değil. Parti değiştiren sadece o mu? Değil, ama siyasi etik ve ahlak gerektiren çalışmalara öncülük ediyorsa ayna tutulması doğal. Bu kadar keskin dönüşler her zaman eleştiri konusu olur.
Gelecek Partisi tartışmalar üzerine kurumsal kimliğiyle ilginç bir mesaj paylaştı; “Allah affetsin, kandırılırdık”. Bir ironi bu… Malum bu cümle Erdoğan’a ait. Ahmet Davutoğlu “Biz de kandırıldık” mı demek istiyor? Galiba öyle… Davutoğlu’nun siyasi liderliği sorgulanmalı… Bir avuç ismi Meclis’e soktu fakat muhafaza edemedi. Bir kısmı soluğu AK Parti’de aldı. Eğer Erdoğan yeşil ışık yaksaydı, Davutoğlu parti olarak gidecekti. Bir liderin siyaset yapacağı isimleri bu kadar özensizce belirlemesi doğru mu? “İyi günde, kötü günde” beraber olmadıktan sonra siyasetin en anlamı var. Deva ve Ali Babacan için de geçerli bu… Kaç milletvekili kaybettiler. Giden her vekil partiyi eksiltti, Davutoğlu ve Babacan’ın liderliğini aşındırdı.
Ben öteden beri parti değiştirmeyi doğru bulmam. Siyasetçi dediğin yola nereden çıktıyla, siyasi yürüyüşünü orada noktalamalı… Siyasi ahlak ve etik bunun gerektirir. Fakat Türk siyaseti futbolcu transferleri gibi milletvekillerinin parti değiştirmesine aşina. Serap Yazıcı “Ben herhangi bir siyasetçi değilim” dese de farklı biri olmadığını gösterdi.
























