(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Savaşın sahası İran’la sınırlı değil. Bölgeye yayıldı. Tahran yönetimi Suudi Arabistan’dan Katar’a kadar ABD üslerinin bulunduğu birçok ülkeyi vurdu. MHP lideri Bahçeli herkesin ürktüğü ‘en kötü senaryoyu’ dile getirdi; “Hava saldırıları durmazsa muhtemel kara harekatının neden olacağı kıvılcım Üçüncü Dünya Savaşı’nın taşlarını birer birer döşeyecektir. Bu felakettir…” Hemen herkes İran savaşının her türlü olumsuz gelişmeyi doğuracak potansiyeli bünyesinde taşıdığının farkında…
Bölge ve dünya için olağanüstü günler… Bunun için Arınç, iç cepheyi tahkim için süratle genel affın da içinde olduğu somut adımlar atılması çağrısında bulundu. Bahçeli de grup toplantısında benzer çıkış yaptı. Ki iftar programında söyledikleri aslında bir alarmdan farklı değildi. ‘İç bünyenin’ ne denli hayati önem taşıdığı İran’da görüldü. Daha önce Suriye, Irak ve Libya’da olduğu gibi… Maalesef Türkiye içi bütünlüğü sorunlu olan ülkelerden biri… Siyasetten toplumsal dokuya kadar bir ayrışma ve dağınık görüntü söz konusu…
Örnek mi? O kadar çok ki… Şu görüntü bile ülkenin hali pürmelalini özetlemeye yeter. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş siyasi partilerin lider ve üst düzey yöneticilerine ‘iftar’ verdi. Siyasetin en önemli mekanı olan Meclis’in iftarı… Bir iki istisna dışında tüm liderlerin katılması beklenir değil mi? 1 Ekim açılış resepsiyonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın etrafına dizilen liderlerin fotoğrafı hala akıllarda… Siyasi anlam da yüklendi. Çözüm sürecinden olası ittifaklara kadar çeşitli siyasi senaryo ve komplo teorilerine malzeme oldu. Dün dünde kaldı. Bugün yeni bir gün…
Peki hassas ve kritik süreçte Meclis’in iftarına kimler katıldı? Bir iki istisna dışında lider kadrosundan katılım olmadı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel yoktu. Sincan Cezaevi’ne gitti. Yeni tutuklanan Belediye Başkanı Tanju Özcan’ı yalnız bırakmak istemedi. MHP lideri Devlet Bahçeli yoktu. Genel Merkez’de çalışan ve parti yöneticilerine iftar verdi. Bir çakışma veya tesadüfle açıklanabilir mi? Takvimi revize edemez miydi? Sonuçta partililere verdiği iftar… Birkaç gün sonraya öteleyebilirdi.
İYİ Parti yoktu. Musavat Dervişoğlu başka bir programdaydı. Gelecek, Deva, Yeniden Refah gibi partiler de lider düzeyinde katılım göstermedi. Buna karşılık Saadet sürprizi yaşandı. Mahmut Arıkan davete icabet edenlerdendi. Arıkan’a eşlik eden DEM, HÜDAPAR ve DSP genel başkanları oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan bir bakıma yalnız kaldı. Erdoğan konuşmasında “Dünyamız hızla kaba kuvvetin ve güçlünün hukukunun işletildiği kaotik bir döneme doğru sürükleniyor” dedi. Tespit yerinde…
Kaosa doğru sürüklenen bir olağanüstü iklimin egemen olduğu coğrafya ve Üçüncü Dünya Savaşı’nın taşlarının döşenmeye başlandığı bir dönemde Meclis’ten yansıyan bu görüntü ve fotoğrafın ülke açısından doğru ve sağlıklı olduğu söylenebilir mi? Bugün ağırlığını epey yitirmiş olsa da siyasetin en önemli kurumu Meclis değil mi? Bu eksik ve noksan fotoğraf iç cephe veya bünye konusunda çok şey anlatmıyor mu? Siyasetin dağınık ve parçalı olduğu yerde toplumun bütün olarak varlığını sürdürmesi mümkün mü? Hangi bahane ve gerekçe makul görülebilir?
Maalesef siyasi görüntü beraberlik ve bütünlükten çok uzak… İktidar ile muhalefetin arası çok açılmış durumda. Partiler sanki ‘düşman kuvvetler’ gibi pozisyonlanmış halde. Söz düzeyinde de olsa karşılıklı ithamlar çok ağır. Kavgada bile söylenmeyecek sözler hemen her gün tekrarlanmakta. Ki siyasi mücadele ve kavganın ‘söz’ ile sınırlı kaldığını söylemek de zor. Yargının üzerine iktidarın gölgesi düşmüş durumda… Ve yargı hız kesmeksizin CHP’li belediye başkanlarını hedef alan operasyonlar yapmakta. Kamuoyu ve toplum bu operasyonların siyasi boyutunun, hukuki yönünden daha ağır bastığının farkında…
İç cepheyi tahkim önce Ankara’dan başlar, siyaset bütünlük sergiler sonra bu hava ve iklim dalga dalga toplumun tüm katmanlarına yayılır. Olması gereken bu. Vatan ve millet söz konusu çünkü. İç ve dış şartların hatta tarih ve kaderin, birlik, beraberlik ve bütünlüğü zorladığı bir dönem ve coğrafyada kucaklaşmanın, helalleşmenin, kavgayı, küskünlüğü geride bırakmanın zamanı gelmedi mi? Daha ne bekleniyor…?





















