(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Geri sayım başladı; Yargı 30 Haziran’da ne karar verecek? CHP kurultayını geçersiz mi sayacak? Butlan kararı mı verecek? Özgür Özel’in yerine kayyım mı atayacak? Eski yönetim yani Kemal Kılıçdaroğlu partiye geri mi dönecek? Yoksa mahkeme iddiaları ciddiye almayacak mı? YSK son sözü söyledi diyerek dosyayı mı kapatacak?
Muhalefetin amiral gemisi CHP’nin başı mahkemeyle dertte… Sorun bir iki de değil. Aralarında Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 10’un üzerinde belediye başkanı içeride… Bir de buna kurultay sorunu eklendi. İddialar Özgür Özel’in genel başkan seçildiği kurultayda ‘rüşvetle’ delegelerin oyunun satın alındığı yönünde…
İktidar medyasına yansıyan hava kurultayın yok sayılacağının işaret ve sinyallerini taşıyor. Bir anda Kemal Kılıçdaroğlu’na ilgi arttı. “Geliyor Kemal Kılıçdar Kılıçdaroğlu” manşetleri atan gazete oldu. CHP’nin seçim sloganıydı bu. Kılıçdaroğlu güzellemeleri her yerde… Ekranlarda, gazete sayfalarında… Düne kadar ağır ve sert eleştiriler yöneltilen Kılıçdaroğlu ‘badem gözlü bir yiğit’ oluverdi.
Kılıçdaroğlu, savcılığın talebine rağmen bilgi vermek için mahkemeye gitmedi. Ama davaya olan alakasını da saklamadı. Haksız mı? Pek sayılmaz. Yenildiği ve kaybettiği kurultayın ‘hileli’ olduğunun tespit edilmesinden hoşnut olacağını tahmin etmek zor değil. Siyasetçinin ego veya izzet-i nefsi büyüktür. O yüzden 30 Temmuz’a kilitlenen Kılıçdaroğlu’nun duygularını anlamak mümkün.
Fakat diğer yandan da CHP Kılıçdaroğlu sonrası büyük atağa kalktı. 31 Mart seçimlerinde birinci parti oldu. 1950 yılından beri kazanamadığı Manisa, Balıkesir gibi yerlerde belediye başkanlıkları kazandı. Ve gözünü Türkiye iktidarına dikti. Ekrem İmamoğlu ‘cumhurbaşkanı adayı’ olarak sivrildi, yıldızı parladı. Özel yönetimi de İmamoğlu’nun adaylığını onayladı. Parti diplomasının iptaline aldırmadı ve ön seçim yaptı. Toplumsal muhalefetle bütünleşti, sokaklara, meydanlara çıktı.
Tam da bu süreçte Kılıçdaroğlu’nun kurultayın iptalini beklemesi ve ona göre pozisyon alması hem partide hem de sol tabanda öfkeyi arttırdı. Kılıçdaroğlu’ndan kamuoyuna açıklama yaparak net tavır alması istendi. İmamoğlu, bu konuyu görüşmek için Silivri’ye çağırdı. Mansur Yavaş, Kılıçdaroğlu’yla görüştü. CHP’nin beklentisini anlattı. Kılıçdaroğlu talepleri dinledi, önerileri tartıştı. Fakat önce sessiz kalmayı yeğledi. Sonra “Partiyi kayyıma bırakamam…” dedi.
CHP yönetiminin tavrı ise net… Özgür Özel “Mahkeme kararını tanımam…” dedi. Ve direneceğini açık dille söyledi. Karar yaklaştıkça kriz derinleşti. Sinirler gerildi. Duygular, siyasi aklın önüne geçti. Belli ki Kılıçdaroğlu ‘iade-i itibar’ peşinde… Bu şartlarda ‘dönüşünü kalıcı hale getirmesi’ mümkün değil. Çünkü o başaramadı, Özel ve İmamoğlu ikilisi ise başardı. CHP bir rüzgar ve hava yakaladı.
Kılıçdaroğlu da bu gerçeğin farkında… Başarı da kuşkusuz onun da payı var. Fakat aslan payı yeni yönetimin. “Kılıçdaroğlu yeniyi doğururken ölen ana” gibi. Bu benzetme doğru. İmamoğlu’nu da, Yavaş’ı da partiye kazandıran ve öne çıkaran ondan başkası değil. Fakat Mayıs seçimlerini kötü kaybetti. Büyük umutlar beslenmişti. Beklentiler olağanüstüydü. O yüzden büyük kaybetti. Bedelini de genel başkan koltuğuyla ödedi.
Tabii kulisler de hareketli… İddia ve senaryo çok… CHP iç sorunlarla boğuşurken AK Parti bir baskın seçim kararı alabilir mi? “Evet” diyenler var. CHP’yi bu halde yakalayan Erdoğan bunu fırsata dönüştürmek ister mi? Sokağın da siyasetin de bir erken seçim beklentisi söz konusu… 31 Mart sonuçları AK Parti’nin üzerine kabus gibi çöktü. Ve meşruiyetini gölgeledi. Erken seçim Erdoğan’ın adaylığının önündeki engelin de aşılması demek… Siyaset sürprizleri sever. Niye olmasın…
Hem CHP, hem siyaset 30 Haziran’a kilitlendi. Mahkemenin vereceği karar ve Kılıçdaroğlu’nun geri dönme ihtimalinin, ‘zincirleme siyasi sonuçlar doğurma’ potansiyeli taşıdığının siz de farkındasınız değil mi?























